Kendimi orfoz balığına benzetiyorum demişti bir hanım kardeşim. Hüznümü neşemi, umutlarımı umutsuzluğumu sessizliğe gömer ve kendimi güvende hissederim diye devam etmişti. Aslında hepimiz zaman zaman bu yöntemle kendimizi güvende hissetmek istemez miyiz
Orfoz balığı suyun kıyıya yakın taşlık bölgelerinde kendine yer edinir. Altı boşaltılmış taşlar onun için bir sığınaktır. Ne zaman bir tehlike hissetse buraya sığınır ve kendini korumaya alır.
Sessizlik bazı insanlar için orfoz balığının hazırladığı güvenli bölge gibidir. Öyle anlar olur ki, karşı taraf bütün teçhizatları ile gelir üzerinize ve siz bir şekilde kendinizi koruma ihtiyacı hissedersiniz. Bazen hiç beklemediğiniz bir yerden gelir saldırı. Böyle durumlarda sessizliğin kapısını açar ve buraya çekilirsiniz. Tepkiniz, söylemek isteyip söyleyemedikleriniz, engellemeye çalışıp engelleyemediğiniz ne varsa hepsi sessizliğin içine gömülür ve siz beklemeye devam edersiniz.
Kapınızı çalar ve sizi bulunduğunuz ortamdan uzaklaştırmaya çalışırlar. Fakat siz tavrınızı bozmaz ve burada kalmaya devam edersiniz.
Sessizlik engin bir denizdir gibidir. Dünyanın bitmeyen kargaşalarından geçer ve buraya dalarsınız. Zihninizi meşgul eden şeyleri sessizliğe bırakır ve uzaklaşmaya çalışırsınız. Peşinizi bırakmayan ayak izlerini, kulaklarınızı tırmalayan sesleri ve sizi kendine doğru çekmeye çalışan karanlığı terk eder, çekilirsiniz bir köşeye…
Uçsuz bucaksız bir okyanusa dalarsınız. Artık ne peşinizi bırakmayan gürültü tınıları ne de yüzünüze doğru yönelen hain bakışlar vardır. Hiçbir şey sizi etkilemeye güç yetiremez. Susmaya ve tıpkı orfoz balığı gibi güvenliğiniz için eşelediğiniz ortamda yaşamaya devam edersiniz. Burası sizin şartlarınıza göre güvenli bir bölgedir. O yüzden sımsıkı sarılırsınız.
Sessizlik, tepkisiz kalmak değildir. Aksine sözü arka bahçeye atmak ve burada güvenli bir bölge oluşturmaktır. Bu çoğu zaman bir ihtiyaç haline gelir. Fakat gürültüyü seven ve gürültüye dâhil olmak isteyen kimseler bunu hiçbir zaman anlayamazlar.