Ölümden korkanlar, kendini suçlu hissedenlerdir.

Ölümden korkanlar, ahirete yatırım yapmayanlardır.

Ölümden korkanlar, fani dünyaya ve geçici hazlara fena bağlananlardır.

Onlar yalnız ölümden değil, ölüme sebep olacak her şeyden korktukları için bazılarının korku imparatorluğu kurmasına da sebep olurlar.

Krallar, şahlar, padişahlar, cumhurbaşkanları ve emrindekiler, mafya babaları hep insanların korkularından yararlanarak, işledikleri suçları kullanarak baskı yaparlar.

Azrail’i Allah’ın gönderdiği elçi olarak görseler ve kendilerini davet edenin Allah olduğunu bilseler gelen elçiyi başköşeye oturtur, elinden gelen her türlü hürmeti gösterir ve birlikte dünya hapishanesinden, ten kafesinden uçarak giderler.

Dünyayı ahiretin ana rahmi gibi görenler, vakti gelince bir saniye bile bu karanlık yerde kalmak istemezler.

Havada uçağı, denizde yatı, Boğaz’da köşkü, yaylakta villası, kışlakta yalısı olsa, içinde bir eli balda öbür eli yağda olsa, kasalarda hesabını bilmediği parası olsa, bu arada elçi gelip, “Sana bunları veren davet ediyor” dese hiç düşünmeden ve de tereddüt etmeden sevinerek, Şehadet getirerek davete icabet eder.

Yarın saat dokuzda elektrikli sandalyeye oturtulup öldürüleceğini bilen Bush gibi biri bir gün önceki sofrasını her türlü yemekle donatsalar ne kadar iştahla yer.

Nisa Suresi’nde bildirildiği gibi yetim malı yiyenlerin o yedikleri, cehennemde ateş olacak.

Dünyayı sömürenler, sömürdükleriyle semirenler, o etlerin kendilerine ateş olacağını duymak ve bilmek istemediklerinden Kur’an okuyanı susturmaya, okumak isteyeni engellemeye çalıştılar.

Akıttıkları kanla beslenenler, bu kanlarda boğulacaklarını duymak istemezler.

Ve de acıklı sonu görmek istemediklerinden ölmeyi hiç hatırlamamaya çalışırlar.

Yem için çıkan kuşun yuvasına dönüşü gibi, gurbetteki garibin sevdiklerine kavuşması gibi görür ölümü Müslüman.

“Benim namazım, ibadetim (haccım, kurbanım) yaşamım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir” (En’am Suresi, ayet: 162) diyen İbrahim aleyhisselamın milletinden olan bizlere ölüm, “İrcii ila Rabbik / Rabbine dön” emrine can ve teni teslim etmektir. (Fecr Suresi, ayet: 28)

Kaknüs, Hüma, Simurg, Zümrüd-ü Anka adlarıyla anılan efsanevi kuşun eceli gelince yanıp küllerinden yeniden doğduğu anlatılır ya işte o efsane, Mümin insanda hakikate dönüşür.

Hapishaneden dışarı açılan tünelin ışığı gibidir ölümü.

Çıkınca karanlığı olmayan, ışığı kesilmeyen, canının çektiği her şeyi olan, sızı ve sızlanmanın olmadığı, yaşlanmanın bulunmadığı, ölümün uğramadığı, kralların sözünün geçmediği cennete geçiş anıdır ölüm.

Alıp verdiğimiz her nefes bizi Rabbimize yaklaştırdığı için içimiz açılır ferahlanırız.

Üzerimize doğan her güneş ve ay, gökyüzünden bize, “Dünya hapishanesinden bir gün daha eksildi” diye müjde verirler.

Yüzümüze sırnaşık şekilde sırıtan fani dünyadan, “Selamün aleyküm dıptüm / Selam size, müjdeler olsun” (Zümer Suresi, ayet: 73) diye karşılayan baki dünyaya teşriftir Müslüman’ın gönlünde ve gözünde ölüm.