Kendi alay ettiğine dönüşme ihtimali ense kökünde bekler. Bu yüzden sürekli bir öteki uğraşında olanlar için bu durum hep çok yakındır. Nitekim içinden geçilen zamanda bunun birçok örneği gözler önünde halen varlıklarını sürdürmektedir. Ne yazık ki kişisel hırsların hudutsuzca yol aldığı her bir noktada kendi varlıklarını, erklerini pekiştirmek için sürekli karşısında olabileceğini düşündüklerini yok etmeye çalışırlar ki bu da kendi varlığını başkalarının yokluğunda bulma manasına gelir. Bu nedenle önünde, ardında, yanında eline geçen her şeyi kendi menfaatine yontan bir zihniyet böylesi bir ortamda yolunu yapar. Ve her şeyi bu yola revan olacak şekilde kurgular ancak en keskin ayrımı yaptığı kişiyi/toplumu yavaşça benimser ona ram olur. Zihni de bu yönde iş görür.
Bu nedenle dünyada ektiklerini dünyada biçmeye inanan kapitalist düzenin inanları gibi inanmaya başlayan ve dünyada elde ettiklerinin kendileri için yeterli olduğunu düşünerek daha başka bir iştahla dünyaya saldıran kitleler için dini argümanlar sadece kültürel bir motiften ibarettir. Onun için onların ahiret diye bir ölçüsü yoktur. Şayet öyle bir ölçüye sahip olsalardı dünyadaki bütün fiillerinin belirleyici ana unsuru olarak bunu görebilirlerdi. Bu nedenle yaptıkları işlerin hepsini ince bir muhasebe ile yapabilirlerdi. Bu onların davranışlarında hem herkes gibi olmamayı hem de dünyada da hesap verebilir olmayı zorunlu kılardı. Demek ki sadece sekülerizmi taşlayarak ya da şekli bir inanç örtüsünü kendilerine uygun görmezlerdi. Bütün işlerin hâsılatını bu dünyada toplamak gibi bir oburluğa düşmezlerdi.
Bu ölçüyü kaybettikten sonra ne ahlâki bir üstünlük ne de izzetli bir duruşun sahibi olunabilir, bu nedenle içlerine sinen şey başta fayda merkezli bir şey gibi görünse de elde ettiklerinin tutsağı olarak her yolu kendilerine mubah görmek gibi büyük bir yanılgının pençesine düştüler. Bu yüzden görüntüyü korumakta bile daha biçimsiz, daha agresif olmayı kendi faydalarına gördüler. Lakin bu fayda hesabı ile alınan yol sonunda ilke olarak neyi söylediyseler hepsinin altında kaldılar. Yaptığımız her fiilin dünyada yapmaktan sakınmamız gereken fiillerden olup olmadığı bilinci ile hareket etmek hem dünya serüvenini daha az yorucu kılarken hem de ahirette bir hüsrana uğramamızı engelleyecek temel bir unsurdur.
Onun için ahiret ölçüsü bu dünyada daha rahat bir hayat sürmenin anahtarı gibidir. Hem zihinsel hem de fiili olarak dünyanın (maddenin) tutsağı olmamanın da kilididir. Gerçekten de bunu belki lisan olarak çokça kürsülerden ifade edenler var; ancak onların fiili olarak yapamadıkları ve de ölçünün kaybedilmesinde başat rol oynadıkları gerçeği yadsınamaz, ihmal edilemez. Nitekim bu yüzden karmaşıklaştırıp basit olanı zorlaştırmak gibi bir rol üstlendiklerinin farkında bile değildirler. Ancak bu durumu anlamak yerine kendilerince suçlu aramak gibi beyhude bir görev edinmişlerdir. Kendilerinin nelere tamah edip neleri kaybettiklerini görmek yerine başkalarının neyi kaybettiği ile daha çok ilgililer. Bu ilgilerini de kamulaştırmak gibi bir uyanıklık yapmaktadırlar. Nihayetinde kaybolanın içerisinde aktif hisse sahibi olduklarını açık etmek gerekir.
Çünkü farkındalığın belirginleşmesi için ne olup bittiğini doğru okumak gerekir. Bu zorluğu ve zorbalığın farkına varabilmek için kimin hangi işlerin içerisinde hangi hesapların ortağı olduğunu kavramak en mühim meseledir. Onun için nelerden uzaklaşır nelere daha fazla odaklanmak gerektiğini gördüğümüzde tercih etme, karar verme gibi ehliyetlere de yeniden sahip olabiliriz. Bu da bize mirasyedilikten vazgeçme ve ekin ekme ve ektiğini yetiştirme mesuliyeti kazandıracaktır ki o vakit bir örnek ortaya çıkarılabilmesine vesile olacaktır. İnsanın en büyük hasleti elinin emeğini yiyebilmesidir. İlkelere sahip olan kişinin en büyük meziyeti ilkelerin kendinde vücut bulmasıdır. O da güzel bir örnekliktir. Fazlalıklarından arınmış bir insanın varacağı yere hiçbir güç varamaz. Hoşça bakın zatınıza…