Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Fert ve toplumlar, sahip olduğu kültürel değerlerini, örf ve âdetlerini, İslam ile ıslah edip düzene koyarsa huzur ve barış içinde yaşarlar. Din olarak İslam; fert ve toplum için itibar edilmesi gereken bir ölçü ve medeniyettir. Çünkü İslam; yaratan Allah’ın telkin ve teklif ettiği bir hayat düzenidir. Kadını kadın olarak, erkeği erkek olarak yaratan Allah’tır. Bu yaratılışa saygı duymak, inancın gereğidir. Allah, kadına ve erkeğe müşterek sorumluluklar yüklediği gibi, özel sorumluluklar da yüklemiştir. Kadın ve erkeğin, müşterek ve özel sorumlulukları yerine getirmesi için, ihtiyaç duyduğu şey, sorumlulukları tanzim eden Allah’ın muradının ne olduğunu bilmesidir. Bu bilgiyi kadınlar ve erkekler, Kur’an ve sünnetten öğrenir. Burada itibar edilmesi gereken tek bilgi kaynağı Kur’an ve sünnettir. Kur’an esastır, sünnet ise uygulamadır. Kur’an ve sünnette kadın ve erkeğin görev ve sınırları tadat edilmiştir. Baba olmak erkeğin, anne olmak kadının görevidir. Ailenin reisi olmak erkeğin, terbiyecisi olmak kadının görevidir. Nafakayı temin etmek erkeğin, iktisat ve kanaat kadının görevidir. Kadın erkek için, erkek de kadın için bir ihtiyaçtır. Allah kadını erkek için, erkeği de kadın için bir örtü kılmıştır. Erkeğin maişet için çalışması zaruret, kadının maişet için çalışması ruhsattır. Kadının asıl faaliyet alanı kocasının evidir. Peygamberimiz buyuruyor: “Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet başkanı da bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Erkek, ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr, efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve güttüğünüz sürüden sorumlusunuz.” Kadın ve erkek, itikat ve düzen olarak İslam’ı yaşamak ve yaşatmakta müşterek sorumluluğa sahiptir. Herkes kendi konum ve alanında bu görevi yapmak ile mükelleftir. Tevbe 71: “Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, namazı kılar, zekâtı verir, Allah’a ve Peygamberine itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Muhakkak Allah yücedir, hikmet sahibi ve hükümrandır.” Temel olarak, biz Allah’a muhtacız ve Allah’ın da bizden kulluk beklentisi var.

TARTIŞMA

Biz, her şeyi tartışıyoruz, ancak tartıştığımız şeyin hakikatini öğrenmek için araştırmıyoruz. Tartıştığımız şeylerden birisi de kadın konusudur. Kadın konusunu İslam, anlaşılır bir şekilde çözmüş olmasına rağmen, biz Müslümanlar bir türlü çözemedik. Çünkü biz ölçüyü kaybettik. Biz, kadın ve benzeri konuları, Batı galaksisinden kurtulmadığımız sürece tartışmaya devam ederiz. Tartıştıkça da batarız. Bir olayı tek başına ele alarak, bütün konuları o olay üzerinden çözmeye kalkışmak, bizi bambaşka mecralara götürür. Tartışılan konuların çözümü, zanlarımız değil, ilim ve fıkıhtır. Burada Prof. Dr. Sabri Tekir hocamdan dinlediğim bir hatırayı paylaşmak isterim. Yıl 1974, MSP- CHP Koalisyon Hükümeti’nde Ticaret Bakanı olan Fehim Adak ağabeyimiz bir dizi etkinlik için İzmir’e gider. O zaman Üniversite öğrencisi olan Sabri Tekir hocamız da MSP İzmir İl Teşkilatı gençlerindendir ve arkadaşları ile birlikte gençlik ekibinin içindedir. İzmir Fuarı’nın açılışı gerçekleştirilir. Aydın ve Muğla’da planlanan programları icra etmek üzere yola çıkmak üzereyken Ticaret Bakanı Fehim Adak ağabeyimiz, Sabri Tekir Bey’i yanına çağırır, “Sen benimle geleceksin” diyerek arabasına bindirir. Bundan sonrasını Sabri hocamızdan dinleyelim: “Ben bakanımızın arabasına bindim, Aydın il sınırına girince bizi Vali Bey karşıladı, bakanımızın arabasına bindi ve il hakkında bir birtakım bilgiler sundu. Aydın’daki etkinliklerden sonra Muğla’ya geçildi. Bir marmelât fabrikasının temel atma töreninden sonra il binasına geçildi. Rutin konuşmalardan sonra teşkilat mensupları kafalarına takılan soruları bakanımıza sormaya başladılar. O denimin önemli gündem maddelerinden birisi de hükümet tarafından çıkarılan af yasasıydı. Sorulan sorular da haliyle; ‘Biz niçin komünistleri affettik, bunu millete anlatamıyoruz’ şeklinde idi. Bakanımız herkesin sorusunu aldıktan sonra onlara hitaben şu konuşmayı yaptı: “Arkadaşlar, biz Milli Görüşçüler olarak herhangi bir konuda karar alırken, İslam bu konuda ne diyor diye bakarız ve inancımızın aksine hiçbir adım atmayız. Görüyorum ki siz bu esasa dikkat etmeden bana soru soruyorsunuz. Bu beni hakikaten üzdü. Bana bugün; bu af ile katiller, hırsızlar, uyuşturucu kaçakçıları ve benzeri suçlardan mahkûm olanlar da affedildi, bunlar kul hakkına girer, devletin bunları affetmeye hakkı yoktur. Bu bizim inancımıza uygun değildir, bu nasıl yapıldı sorusunu sorsaydınız, bu beni ziyadesi ile memnun ederdi. Ama bana bunu sormadınız. Devlet kendisine karşı işlenmiş suçları affeder. 141, 142 ve 163’ten mahkûm olanlar, devlete karşı işledikleri suçlar yüzünden hapis yatıyorlardı. Bizim çalışmalarımız bunların affedilmesine yönelik olmuştur. Bana bunu sordunuz. Bu da beni üzdü.” Allah Fehim abimize rahmet eylesin… Bizim ölçümüz İslam’dır. Bütün sorularımızı, bu ölçüye göre sormalı, bu ölçüye göre fikirlerimizi beyan etmeliyiz.

VAHİY

Bizi vahiy bağlar. Peygamberimizin sünneti bağlar. Âlimlerin usulüne uygun içtihatları bizi bağlar. Mümtehine 12: “Ey Peygamber; inanan kadınlar; 1. Hiç kimseyi ve hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmamak, 2. Hırsızlık yapmamak, 3. Zina etmemek, 4. Çocuklarını öldürmemek, 5. Elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, 6. Ve emredeceğin maruf işlerde sana karşı gelmemek üzere, İslâm’a bağlılıklarını bildirmek için huzuruna geldiklerinde, onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Hiç kuşkusuz Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.” Selam hidayete tabi olanlara…