Vandalizm, anti sosyal kişilik bozukluğudur. Kadınlarda daha
az rastlanan bu kişilik bozukluğu, daha çok erkeklerde zuhur etmektedir. Vandal
olan şahıs, bir nedene dayanmadan bilinçli ve kasıtlı olarak kırıp
dökmektedir... Bazı Vandallar sanat eserleri üzerinde bu şiddetlerini
gösterirler. Ergenlik döneminde Vandal davranışlara daha çok rastlanılmaktadır.
Göktürk-2 uydusunun uzaya fırlatıldığı gün ODTÜ’de gerçekleştirilen törene
katılan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir grup öğrenci tarafından protesto
edilmesinde çıkan olaylar Vandalizm’den başka bir şey değildir. Vandalizm:
bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca ya da ürüne zarar
verme eylemidir. Dikkat ederseniz, paralı üniversitelerde bu olaylara
rastlanılmamaktadır. Bunun nedeni; özellikle sosyo-ekonomik düzeyi düşük okul
çağındaki gençlerde rastlanılmasıdır.
ODTÜ’nin geçmişine baktığımızda;15 Kasım 1956 tarihinde,
zamanın başbakanı Adnan Menderes ve Karayolları Genel Müdürü Vecdi Diker
tarafından Ankara’da kurulan ve eğitim dili İngilizce olan, Türkiye’nin en
prestijli üniversitelerinden biridir. 12 Eylül öncesi polislerin bile
giremediği ve sağ görüşlü öğrencilere hayat hakkı tanınmadığı, sol görüşlü
marjinal grupların elindeydi. Bugün de değişen bir şey yoktur! Üniversitede sol
örgüt daha güçlü durumdadır. ODTÜ’de yaşanan olaydaki öğrenciler masum
gösterilmek istense de bu doğru değildir. Devrimci ve solcu terör örgütlerinin
polisi hedef alması bu örgütlerin ideolojisi ile yakından ilgilidir. Türkiye
cumhuriyetini bölmek isteyen PKK’nın Cumhuriyeti doğrudan hedef alması gibi,
devleti mücadele edilmesi gereken bir düşman olarak gören sol terör örgütleri,
devleti ve kanunları temsil eden polisi hedef almaktadır. ODTÜ, yaşanan bu
olayda bize çağın çok gerisinde kaldığını göstermiştir.
Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde özgür bir ortamdan söz
etmek mümkün değildir. Sol örgütler ve marjinal gruplar kendi düşüncelerinin
dışındaki düşüncelere tahammül etmemektedirler. ODTÜ, kendi geleneğini
bozmamış, “sabit fikirli üniversite” olma özelliğini ısrarla devam
ettirmektedir. Aynı Ankara Siyasal ve Hukuk’ta olduğu gibi. İşin ilginç tarafı
bazı öğretim görevlilerinden de destek görmektedirler. Bu akademisyenlere
sormak istiyorum: şekillenen dünyada Türkiye hiçbir proje yapmayan bu
akademisyenlerle yerini nasıl alacak ve rekabet edecektir. Türkiye’de kriz olsa
özel sektörde çalışanlar ister istemez işsiz kalacaktır. Devlete sırtını
dayamış olan bu akademisyenler devlet güvencesinde maaşlarını alacaklar ama
Vandalizm uygulayan devlet malına zarar veren öğrenciye dur demeyecek. Hiçbir
proje ortaya koyamadığı gibi dersine giren başörtülü bir kıza, “Sen derse böyle
gelirsen ben gelmem.” deyip sınıfı terk edecek ve kıza okulu bırakması için
baskı yapacak kadar din düşmanlığı yapacak. Ülkeye faydası olmadığı gibi, ülke
insanına da saygısı olmayacak ve devlet bunları besleyecek ve bir takım
imkânlar verecek.
PKK terör örgütü kendisini bir otorite olarak gördüğünden
rejimi ve devleti muhatap almamaktadır. Oysa sol terör, devlet otoritesine
başkaldırıdır. Dolayısıyla, PKK ülkemizin doğusunda asker öldürmeyi kendine
asli görev edinmişken, sol terör örgütleri de batıda polis öldürmeyi
kendilerine vazife edinmişlerdir. İstanbul gibi metropollerde sol terör
örgütlerinin polis karakollarına saldırmasının ve üniversitelerde “polis defol”
sloganının altında yatan temel sebep devlete başkaldırmaktır. Bundan dolayıdır
ki, sol terör örgütleri, devletle özdeşleştirdiği polise buldukları her
fırsatta saldırmaktadır. ODTÜ’deki bu Vandal saldırının altındaki sebep de bu
düşünceden başkası değildir. Ülkenin kalkınması, uzaya uydu göndermesi bu
öğrencilerin ilgi alanında değildir.
Bu terörü yaşam bicimi olarak kabul eden bu gençlerin aile
yaşamını incelediğinizde yoksullukla karşılaşırsınız. Yaşamış olduğu köyündeki
perişanlıktan kurtulmak için bin bir ümitle büyük şehre göç eden aileler ister
istemez şehrin varoşlarında yaşama tutunmaktadırlar. Buldukları asgari ücretli
işle, rutubetli berbat ortamlarda hayat savaşı vermektedirler. Yaşadığı köyde
farklı hayatların olmadığını fark etmeyen ergen, şehirde daha rahat yaşayan
hayatlara tanık olmaktadır. Soysa-ekonomik özgürlüğü olmayan ailelerin
çocuklarında Vandal davranışların oluşması kaçınılmazdır. Ergenlik çağında
yaşadığı ekonomik kriz ve ailenin ergeni yeterince algılayamaması ayrıca yanlış
arkadaşlar edinilmesi neticesinde bu kırma, dökme davranışları gelişmektedir
Sağlık Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ortaklaşa
yürüteceği bir projeyle Vandalizm’le mücadele etmek durumundadır. Asgari
ücretle çalışanlar, ekonomik krizden dolayı taahhüdü ihlal hapis cezası alan
aileler, kredi kartı mağdurları ve terörden dolayı büyük şehre göç eden
ailelerin çokluğu dikkate alınırsa metropole dönmüş şehirleri bekleyen en büyük
tehlikenin bu olduğu anlaşılacaktır.
Not: 1-İDO’nın rakipsiz olması fiyatları istediği gibi
oynama şansı vermektedir. Hafta sonu ne oluyorsa İDO’da fiyatlar değişiyor!
Hizmet bedeli altında bazen bir TL bazen de iki TL para almaktadır. Bu neyin
hizmetinin karşılığında alınmaktadır Yasal dayanağı nedir Bursa
Belediyesi’nin İDO’ya rakip olması sevindirici bir durum. Kartelleşmedikleri
sürece de fiyat bazında düşüşler yaşanacağını düşünüyorum. Fırsatı
değerlendiren İDO’yu kınıyorum!
2-İETT’nin bazı duraklarda başlattığı arabaların geliş
saatlerini gösterir uygulama gerçekten takdire şayan bir durum. Yalnız güneş
vurduğunda bu ekranları okuyana aşk olsun! Hem direkt güneş ışığı bu ekranları
çabuk bozar hem de arızalanmaya sebep verir diye düşünüyorum. Ayrıca sürekli
arızalanmasalar da hizmet verebilseler daha çok sevineceğiz!