Üstad Ali Ulvi Kurucu, Hatıralar - 4

Bizde hatırat geleneği yok.

Az sayıda insan buna ihtiyaç duymuş.

Yaşanan onca önemli olaylar sonradan rutin gözüktüğünden

midir ya da özne olmaktan hoşlanmadığımızdan mıdır hatırat yazmayı kendimizden

öteleyen bir milletiz.

Tıpkı eserinin altına imza atmaya ar duyan nakkaş ya da

bir çini ustası gibi.

İsimlerimizi, yaşantımızı, hatıralarımızı titizlikle

saklamak gibi bir huyumuz var...

Fakat yıllar önce kıt imkânlarla M. Ertuğrul Düzdağ

Beyefendi, Üstad Ali Ulvi Kurucu Bey in hatıratını yazmaya karar verir. Üstad

Ali Ulvi Bey in yaşadığı Medine ye gider, konuşmalarını kasetlere çeker. Daha

sonra neredeyse 20 yıla varan bir çalışma ile o kasetleri yazıya geçirip

düzeltip üç cilt olarak yayınladı. Büyük bir emek ve özverinin sonucu olan bu

hatırat olağanüstü ilgi gördü. Okuyucu 4. cildin müjdesini almıştı fakat bir

türlü vuslat mümkün olmuyordu. Çok şükür, Temmuz ayında 4. ciltte sevenleri ile

buluştu.

Ayrıca Ertuğrul Bey 5. cildin de müjdesini vermekte ve

dua istemekte ki bu çalışmayı da yetiştirip bitirebilsin.

Yeni kitapta da dönemin bütün renkleri, sesleri en

birinci yürekten yansıtılmış. Ali Ulvi Kurucu Bey in yakın çevresi, dönemin

münevverleri, ülkedeki baskı ortamının bütün cevvalliği vurgulanmış... Dr. Ali

Kemal Belviranlı dan Ömer Kirazoğlu na, Abdürrahim Gürses Hocaefendi den Hafız

Sami Efendi ye, Hafız Sadeddin Kaynak tan Hulusi Topbaş Bey e, Hasan Basri

Çantay dan Ali Fuad Başgil e, Kamil Miras Hocaefendi den Mahir İz e, Celaleddin

Ökten Hoca dan kızı Dr Hümeyra Ökten e, Nureddin Topçu dan Hattat Ahmed

Ziyaeddin e, Amerikalı Bilal den Medineli bostan bekçisine; pek çok portre ile

yaşanmışlıkların izi sürülmüş...

Kitapta Celaleddin Ökten Hoca nın İmam-Hatip Okullarının

açılmasına dair Ankara da Talim Terbiye Kurulu ndan izin alması insanın

dayanamayacağı bir fedakârlık zirvesi. Celal Hoca dan dinlediklerini Ali Ulvi

Bey şöyle aktarıyor:

Elimde baston, rahatsız halimle trene bindim; Ankara ya

gittim. O günün Maarif Vekili olan Tevfik İleri merhum, talebelerimden idi.

Beni unutmamıştı. Daha önce de onun tavassutu ile Başbakan Adnan Menderes in

oğullarına Kur an-ı Kerim okutmak, dini bilgiler öğretmek için beni tayin

etmişlerdi. O işin de tek amili Tevfik İleri idi. Tevfik Bey bana:

Hocam Ankara ya gelin. Ümit ederim ki, inşallah bu İmam

Hatip kararını çıkarırız , demişti.

Ankara da bir otelde kaldım. Günler geçiyor, Tevfik

İleri nin verdiği emirler, Talim Terbiye Dairesi nden bir türlü çıkmıyor. Bekle

bekle bir ses yok. Tevfik Bey in talebem olması, gelin demesi, bana güç

vermişti. Fakat işin bu kadar zor olacağı, Masonların, Dönmelerin, Bakanı dahi

dinlemeyecekleri hesapta yoktu. Bir ay uzayacağını ise hiç beklemiyordum.

Müdür:

Mevzuat, kanunlar müsaade etmiyor. Bunun için Tevhid-i

Tedrisat Kanunu nun değişmesi lazımdır. Bu kanun ile İmam Hatip Mektepleri

kapatılmış; o günden bu güne, buna dair bir kanun da çıkmamış. Karar, bizim

salahiyetimizin dışındadır. Parlamento dan bir kanun çıkması lazım. Biz böyle

izin veremeyiz diyor, direniyordu.

Müdür olacak adam, sarı bir herif Yılan gibi bakışları

var Beni çok soğuk karşılıyor. Diyebilse, bana:

Hoca defol git! diyecek Demedi ama bakışları öyle Bir

ay boyunca, her gittiğimde, bu Dönme, beni:

Yine mi geldin Hoca! Boşuna yorulma!... diyen

bakışlarla karşılıyor.

Bir ay Ankara da süründüm. Çamaşırım kalmadı. Param

bitti. Akşamları, otelden aldığım çayla, odamdaki ekmeği çaya batırıp yemek

zorunda kaldım. Artık uykularım kaçıyordu. Hatta kaşınmaya başladım (Bkz. s.

212-213).

İşte bu çaresizlik içinde kıvranan fedakârlık timsali

hoca bu yetmezmiş gibi iyice hasta olur. Hoca artık ümidini kesmiş ve

İstanbul a dönmeyi düşünür. Veda niyetiyle tekrar öğrencisi Bakan Tevfik

İleri yi ziyaret eder. Bakan İleri, hocasının hastalığına ve meselenin çözüme

kavuşmamasına çok üzülür ve son bir çare olarak Başbakan Menderes e durumu

açar. Hocayla Başbakan ı buluşturur. Durum anlatılınca Başvekil Menderes de çok

üzülür. Bir plan yapılır. Bu plan doğrultusunda Bakan İleri ve Celaleddin Hoca

ertesi gün Bakanlığa giderler. Onlar Talim Terbiye de iken Başvekil Menderes

plan gereği Bakanlığa baskın yapar.

Talim terbiye Müdürü dirense de Menderes mesuliyeti

üzerine alarak gerekli yazıyı imzalar ve mesele hallolur.

İmam-Hatip Okulları nın açılışına izin verilmesi üzerine

Celaleddin Hoca nın şu ifadeleri onun kişiliğini ve samimiyetini göstermesi

açısından çok anlamlıdır:

  O gün, İmam-Hatip

Okulu için muvafakat emrini alıp da, Başvekâletten otele giderken, nasıl

çıldırmadım, nasıl aklımı kaybetmedim, diye hâlâ şaşarım Ne evlendiğim gün, ne

de icâzet aldığım zaman böyle sevindim.

O gün bu kadar sevinmiştim!..

Bu dereceden fazla, bunu bastıran bir sevinci, ancak

Beytullah ı gördüğüm zaman hissettim (Bkz. s.216)

Hocanın hatıraları sürüp gidiyor. Hatta Üstad Nureddin

Topçu, İmam-Hatip Okulu nda öğretmen olarak görev yaptığı süreçte -öğrenciler

komplekse girmesin- diye Okul Müdürü olarak Celaleddin Hoca nın tuvaletleri

yıkadığını görünce ne söyleyeceğini bilemez

Ertuğrul Düzdağ Bey in hazırladığı, Üstad Ali Ulvi

Kurucu nun hatıratı bütün ülke insanı tarafından başucu kitabı yapılarak

okunması lâzım. Çünkü geçen günler çok çabuk unutuluyor. Tarih, ibret almak

için lâzımdır.

Ayrıca konuyla ilgili olarak Mustafa Özdamar Ağabey in

Celal Hoca kitabı ve Hüseyin Yorulmaz ın Bir Neslin Öncüsü Celal Hoca

kitapları da okunması gereken yapıtlardır