Tatil yapmak, tatile çıkmak, özellikle de yoğun bir tempo
ile çalışıp yorulanlar için dinlenmek maksadıyla mekân değiştirmesi artık belli
zümrenin değil herkesin doğal hakkı haline geldi. Hiç kuşkusuz bu durum
şehirlileşme nin getirdiği güzel bir fırsat ve imkân... Bu sayede Tebdîl-i
mekânda ferahlık vardır söylemi bizzat yaşanılır bir hal aldı.
Artık tatil, Cumhuriyet i kuran kadronun ve o kadronun
ürettiği devrim zenginleri nin hakkı olmaktan çıktı. Geçmişte, dışlanan, ve
hor görülen halk da tatil yapmaya başladı. Belli bir imkânı yakalayan ve
zihniyet olarak özgürleşme emareleri gösteren halk, sosyal hayatın içinde ben
de varım demeye başladı. Aynı zamanda ikinci sınıf insan muamelesinden
kurtulmanın da bir göstergesidir tatil yapmaya başlaması halkın.
Kendilerini elit sanarak halk ı dışlayanların söylemi
olarak dillendirilen tatil beldelerinin kalabalıklığının yanı sıra; buraları
hanzolar işgal etmeye başlaması, oturmasını kalkmasını bilmeyenlerin,
görgüden bîhaberlerin her tarafı kaplaması gibi lafları, aynı toprağı, aynı
coğrafyayı, aynı kaderi paylaşan insanlara yakışan bir tavır görmek mümkün
değildir, en hafifinden ayıptır.
Millet olmak her insan topluluğunun harcı değildir.
Devlet millet sayesinde vardır. Devletlüler halktan kopunca ömürleri uzun
olmuyor. Onun için kendini bilmezlerin yaptığı halkı, milleti dışlayıcı gayri
insanî şikâyetlerini geçiniz, bunları dinlemeye kimsenin tahammülü de yok
zaten.
Ey kendini bulunmaz Hint kumaşı sanan gafiller! Siz iyi
şeyler öğrettiniz ya da örnek oldunuz da halk ve halkın çocukları onları
öğrenmedi mi Oysa sizin derdiniz başka! Siz halk ı beğenmeyip yeni bir halk
yaratma ya kalkıştınız. İşte millet bu düzenbazlığı yemedi ve yutmadı.
Millet yapaylığa, köksüzlüğe ve mukallitliğe hep direndi. Yakın bir
geçmişte görüldüğü gibi millet DirenGezi dayatmalarını elinin tersiyle
itiverdi. Kimi Hindu, kimi yamyam kimi bilmem ne belâ kabilinden ne idüğü
belirsiz çapulcular ın bir araya gelerek yeni bir nesil oluşturmak ve
ülkesini müstemleke haline getirmek isteyenlere karşı onurlu bir tavır koydu.
Bu millet, Ey gafiller! Bu ülke benim ülkem! Biz bu
ülkeyi sokakta bulmadık. Bu ülkede böyle densizliklere kalkışırsanız ensenizde
nefesimi hissedersiniz dedi. Hor görülen bu insanlar, dayatmacı anlayışların
ve yabancı kültürlerin tasallutundan kurtuldukça kendi yaşam tarzı nı ortaya
koyacaktır. Eşyanın tabiatı da bunu gerektirir zaten.
Kuşkusuz bu bir süreçtir. Millet sunilikten kurtulup
millî değerleri ile nefes almaya başlayınca, özenilen yaşam tarzlarından,
taklit edilen kültürlerden arınacak, kendi kültür değerlerini sandık tan
çıkarıp üzerindeki naftalin kokularını temizleyerek hayatın içine sokacaktır.
Elbette bu hal hemencecik olabilecek şey değildir, hani hemen olması istenen
bir şey için, boyacı küpü değil denir ya, işte aynen öyle...
İttihatçılar ın koskoca Osmanlı Devleti ni yıkmaları ve
onun yerine İttihatçı zihniyeti hâkim kılmaları nasıl uzun zaman almış ve
birkaç neslin heba olmasına sebep olmuşsa, bu insanların aslî kimliklerine
dönmeleri de bir sürece bağlıdır kuşkusuz. Alkol, sigara gibi zararlı şeyleri
bünyeden hemen atmak nasıl kolay olmuyorsa, bu hal de onun gibi bir şeydir.
Zamanla her şey aslî kimliğine dönecektir.
Halk tekrar millet olmaya başlamıştır. Önemli olan da
budur. Çünkü mânevî imar olmadan maddî imar olmaz. Bozuk bir ruh haliyle
düzgün imar olmadığı gibi. Yeni fikirler üretemeyenler yerleşim yerlerindeki
yoğunluktan, çarpık yapılaşmadan dem vuruyorlar.
Durdurulsun, yasaklansın, böyle olmaz diyerek çare
üretilmiş olmaz. Mâkul ve mantıklı çareler üretip yön vermek gerekir. Nasıl
sarhoş bir adamın yaptığından hayır beklenemezse, kafası karışık, fikri zikri
belli bir temele oturmamış insanların yaptıklarından da hayır gelmez.
Fikrinizin bir omurgası olacak, bu fikir milletin temel
değerleriyle örtüşecek, oradan hareketle yeni fikirler ortaya koyabilecek bir
kapasiteye sahip olacaksınız ki, toplumun değerler dünyasında yer bulup itibar
görebilesiniz. Milleti aşağılayarak, hor görerek adam olunmaz. Önemli olan
topluma hizmet edip milletin ileri gitmesi için bu istikamette iyi niyet
taşıyor ve fiilen bir şeyler yapıyor olmak gerekir.
Topluma ve toplumun temel değerlerine karşı çıkmak,
gelmekte olan selin karşısında inatla durmaktan farksızdır. Hangi akıllı adam
bunu yapar ki Millet olmak kolay bir şey değildir. Fakat milletimiz uzun
zamandan beri her bakımdan bir kuşatma altındadır, hâlâ da bu kuşatmayı
kırabilmiş değildir. Bundan kurtulmanın mücadelesini veriyor, işte bu hali iyi
görmek ve doğru okumak lâzımdır.
Kusur arayan bir göze sahipseniz, her şeyde bir kusur
bulabilirsiniz, fakat kusur arayan gözün güzellik göremeyeceğini de bilmek
gerekir. Önemli olan kusuru görüp onu ifşa etmek değil, yanlışı görüp onu
düzeltmenin yollarını aramaktır.
İyiliğin yapılmasını istemek insanî ve İslâmî bir
tavırdır. İyiliği söylerken de kırmamak esastır. Kırmak, yıkmak, yok etmek,
ortadan kaldırmak gibi eylemler insanî değildir. Bunların öğütlenmesi veya
fikir diye söylenmesi dahi olurlanacak bir tutum değildir. Çünkü her insanın
yaşama hakkı vardır. Bu hak insanın elinden alınamaz.
Hangi zihniyette olursa olsun her birey, Benim ne kadar
yaşama hakkım varsa benim dışımdaki insanların da o kadar yaşama hakkı vardır
demedikçe insan olamaz, hele hele Müslüman hiç olamaz. Suç işlemek, suça
karışmak gibi hallerde, kişinin suçunun sabitliği halinde bu kişi cezasını
elbette çekecektir.
Tatil yapmak herkesin hakkıdır, özellikle de yıl boyunca
verimli bir şekilde çalışanların... Önemli olan tatil sürecinde de şehirli
olabilmektir. Kuşkusuz herkesten aynı davranışı beklemek mümkün değildir.
Toplumda iyi ya da kötü her türlü insan olacaktır. Pireye kızıp yorgan yakmak
akıllıca bir tavır değildir. Davası ve gayesi olan insanın iyiyi, güzeli
görmenin erdemine yükselmesi gerekir, çünkü kusurları herkes görür, önemli olan
güzeli ve güzelliği görebilmektir.