Neden dar gelir dünya insana bunca genişliğiyle?

Buraya ait olmayışımızdan ya da gönlümüzü kendi kendimize öldürdüğümüzden olabilir mi?

Her ikisinin de muhakkak bir yeri vardır dünyayı bize dar kılmasının…

Dünyanın bizi gönlümüze hapsederek sıkıştırması nasıl hissettiriyor insana?

Her insan aynı acıyı aynı nefessizliği mi paylaşıyor alıp-verdiği nefesin içinde?

Aldığımız nefes ile verdiğimiz aynı ise, daracık nefesin içine sıkıştığımızda hissettiğimiz acı da aynı mıdır acaba?

Çok farklı olduğumuzu düşünmüyorum; tıpkı çok aynı olmadığımız gibi…

Neden dar gelir dünya insana bunca büyüklüğüyle?

Zelzelelerle bazen genişleyen bazen daralan bir yeryüzü müdür bize bunu hissettiren?

Yoksa kendi gönlümüzün can verircesine daralması ve genişlemesi mi?

Dar gelmeseydi dünya anlar mıydı insanoğlu insan olduğunu, buraya ait olmadığını?

Belki de bu büyük (!) yeryüzünün dar gelmesi ve nefessiz bırakmasıdır: kendini unutan insanı kendine getiren...

Belki de bu acıdır: insanın gerçekten kopardığı gönlünü tekrardan tek gerçeğe bağlayan…

Tüm bu darlığın neticesinde elde etmedik mi her şeyin dışına çıkarak kendimizi başka boyuttan gözlemleme imkânını?

Bu imkân ile anlamadık mı dünyanın hakikatte aynı kaldığını fakat insan gönlünün onu sıktığını ve rahat bıraktığını?

Peki, nasıl ufacık (!) bir yer de olan bunca hisler dışarıdaki koskoca olan dünya algımızı kökünden değiştirebiliyor?

Anladım ki;

İnsan, varoluşun özünü kalbinin derinliklerinde dokurmuş...

Orada nefes alır ve verir, orada acının keskin kılıçlarıyla yaralanır, orada mutluluğun ışıltılı bahçelerinde dolaşır ve nihayetinde orada fani yolculuğunu tamamlayarak sonsuzluğa adım atarmış...

Dış dünyada algıladığımız tüm tezahürler, aslında iç dünyamızın aynasından yansıyan gölgelerden ibaretmiş...

Gördüğümüz ve yaşadığımız her şey, ruhumuzun gizli dehlizlerinde yankılanan birer sedâ imiş...

Gönül dünyamız öldüğünde ise dünya sahnesi perdelerini üzerimize çekermiş...