Yazarlığa özenen okuyucularım veya dinleyicilerim; yazılması ve dolayısıyla sizinle paylaşılması kaydıyla, pek çok şeyi yazıyorlar veya söylüyorlar; ben de çoğu zaman o yazışma ve görüşmelerden derlediğim notları sizlerle paylaşmaya özen gösteriyorum.

Kimileriyle yazışıyor, kimileriyle karşılıklı konuşuyor, kimileriyle karşılaştığımız konferans veya toplantılarda çözümleri de içerecek şekilde tartışıyor, özellikle de esnaf ve işadamı kardeşlerimizle çoğu zaman derinlere dalarak dertleşiyoruz...

Klasik çalışmalar, koyulaşan sohbetler, görüşmeler, tartışmalar, dertleşmeler vardır ya; bilirsiniz, bugünlerdeki gibi siyasi ve sosyal havalarda hep şu mukadder sorularla başlar:

 Ne olacak bu ülkenin hâli

 Ne olacak bu yönetimin hâli

 Ne olacak bu ekonomimizin hâli

 Ne olacak önümüzdeki seçim sonuçları

Diyebiliriz ki; işte bu sorularla başlayan ve giderek derinleşen farklı şartlardaki görüşmeler veya ilmî çalışmalar, kimi zaman çare ve çözüm arayışlarına da dönüşüyor. Dönüşmek zorunda.

Bildiğiniz insan bu psikolojisi, sıkıntıya düşmedikçe çare ve çözüm aramıyor. Kul sıkışmadıkça Hızır gelmezmiş deyip, iyice sıkılıp sıkışmadıkça kurtarıcı Hızır ın yetişmesini beklemiyor ya ad aramıyor.

Özellikle son zamanlarda benimle doğrudan dertleşenler, dertlerini paylaşanlar, eskiye nazaran daha da arttı. Bunun sebepleri pek çok. Gerçekten yaşanan ve azalacağı yerde giderek artan sıkıntılar, sıkışmışlık psikolojisi, seçim atmosferi, herkesin şahsına münhasır dertleri ya da diğerleri

*

Bu dostlardan bir tanesi, yazmadan edemeyeceğim diye başlıyor ve devam ediyor: Türkiye ye doğrudan giren yabancı sermaye 19 milyar dolar civarında; bu da bankacılık sektörü ve kâr eden kuruluşlarımızın özelleştirilmesinden yani direk veya dolaylı olarak yabancılara satışından elde edilen sözde gelir.

Telekom, Tüpraş, Petkim, Ereğli ve diğerleri satıldı ya!

Bunlar ilk akla gelenler; daha neler satıldı neler

Bundan sonra acaba geriye satılacak ne kaldı !.

Bu arada yeni yatırım yok, yeni istihdam yok, yatırım artışı yok!

Bugünün Türkiye sinde bankalar sokakta kredi kartı satıyorlar ama; "kredi kartı faiz oranları" aylık % 5 (yıllık bileşik faizi %70-80) civarında. Bu faizlerle sonunda nereye varacağımızı düşünen yok.

Aslında, bu faiz rakamlarına yani oranlarına dikkatli bakarsanız, "dış borç" deyip duruyoruz ama, asıl büyük tehlike halkımızın "iç borç" artışlarında.

Bankalar dışardan getirdikleri paraları otomobil, ev, tüketici kredisi olarak "yüksek faizlerle" veriyorlar. Bu borçlar henüz ödenmedi. Otomobil kredilerinin dönüşünde şu an çöküş yaşanıyor. Bankalar hacizli otoları stoklamak için yüzlerce dönüm arazi kiralıyorlar.

Milletin, halkın bunlardan haberi yok tabi.

*

Diğer bir işadamı dostum, Ben Almanya ya sık seyahat eden birisiyim diye başlayıp devam ediyor: Bana Almanya nın ihracat rakamlarını, üretim rakamlarını söyleyebilir misiniz Almanya hem varlıklarını satıp hem de borçlanıyor mu Türkiye nin borçlanma şekli ile ABD nin veya Almanya nın borçlanma şekli bir mi Almanya ve ABD borçlanmada "reel faiz oranları" kaç Bana IMF reçetesi ile ekonomisini kurtarmış bir ülke yazar mısın

Türkiye ye gelen yabancı sermaye sıcak para şeklindedir. Sana bir örnek: 2002 yılında USD kuru 1.610 YTL idi, şimdi kur 1.350 YTL diyelim. 1.000 USD getiren bir yabancı her yıl ortalama % 22 faiz elde ediyor. Bunu enflasyondan arındır, net % 12 eder. Dolar bazında her yıl net ve vergisiz % 12 hangi ülke veriyor Bir de düşük kurdan parasını dolara çevirerek götürüyor. Kur farkından da % 15 kazanıyor. Bize kör diyorlar; kör kimmiş !.

Sen Hans a köle olma diye yazdım bu rakamları. Ben Almanya da yaşayanların durumunu belki senin kadar olmasa da biliyorum, o ülkeyle iş yapıyorum. Biz tüm dünyadaki sömürünün son bulması için çalışıyoruz. Bizim derdimiz sadece AKP değil, aynı zamanda diğerleri de. Siyonizm tabii ki ABD halkını da sömürüyor, bunu biliyorum. Tek kurtuluş yolu "Yeniden Büyük Türkiye" ve "Yeni Bir Dünya Düzeni"nde yatıyor. Çaresi de "Millî Görüş ve Adil Ekonomik Düzen"dir.