Çocukluğumda babam, Türk olmanın bir gurur vesilesi

olduğunu her fırsatta dile getirir ve bu konuda hiçbir itiraz kabul etmezdi.

Babamın bu telkinlerine bir de her sabah tekrar ettiğimiz andımız eklenir ve

doğuştan imtiyazlı olduğumuz vurgulanırdı. Ama bu düşünce çocukluğumun o saf ve

temiz kalbine ok gibi saplanır ve ben üstünlüğün Türk olmakla mümkün

olabileceğine hiçbir zaman inanmazdım. Çünkü mahallemizin her Cuma çocukları

toplayarak kurabiye ikram eden teyzesi bir Arnavut tu, hayatını mahallenin

çocuklarını terbiye etmeye adayan cami imamı Boşnak tı, dürüstlüğü ile

bildiğimiz yakın komşumuz Kürt tü peki onları nasıl değerlendirecektik Çocukça

duygularımla bu düşünceye hiçbir zaman katılmaz fakat bunu ifade ettiğim takdirde

cezalandırılacağıma inanır ve susardım. Benim gibi doğuştan imtiyazlı olduğu

düşüncesine katılmayan fakat yaşamın en kritik döneminde böyle düşünmeye

zorlanan onlarca çocuk vardı bundan eminim.

Çocukluk dönemi temel düşünce ve davranış eğitiminin

verildiği bir süreçtir. Bu kritik dönemde, üstünlüğün sadece ırk ile kaim

olduğu inancının empoze edilmesi bu çocukların hayatında düşünce ve davranış

sorunlarına neden olacaktır. Nitekim inançlı kesim üzerinde baskı oluşturan

üniversite gençliğinin tutum ve davranışları buna açık birer örnektir. Çünkü

ırkının bir üstünlük vesilesi olabileceğine inanan kişinin empati yapması ve

karşısındaki kişiyi anlayabilmesi zordur. Bu kişinin insanlaşabilmesi için

çalışıp çaba göstermesine de gerek yoktur. Zaten imtiyazlı olarak doğmuş, aynı

ırka mensup olmayanları ise öteki olarak kategorileştirmiştir. Kendisini

ötekileştirdiği kesimden üstün ve ayrıcalıklı gören bir kimse karşı tarafa

haksızlık yapmaktan kaçınmayacaktır. Nitekim bu anlayışla, çocukların

şovenizmi, ayrımcılığı kışkırtılmış, faşist bir hayat görüşü ortaya çıkmıştır.

Çocuk kendi varlığını kimliğini dinini ve kültürünü yok sayarak sadece sahip

olduğu ırkın içinde erimiş ve egolarının esiri haline gelmiştir. Bu durum

çocuğu bir süre sonra ruhsal parçalanmaya ve ayrışmaya götürecektir. Bu çocuk

erişkin bir insan olduğunda kendi ırkını tabulaştırarak ötekileştirdiği

kişilere karşı husumet besleyecektir. Fakat ne yazı ki, Almanya da Hitler in

İtalya da Mussolini nin uyguladığı bu yöntem çoktan rafa kaldırılırken bizim

toplumumuzda hala bu uygulamanın gerekli olabileceğini düşünen sözde aydınlar

var. Oysa bugün pedagoglar, eğitimciler ve vicdani hassasiyet taşıyan her insan

bunun çocukların ruh ve davranış bütünlüğüne getirdiği zararları örnekleri ile

ortaya koyuyor ve bu çocukların adalet ve merhamet taraflarının yeterince

gelişemeyeceğini vurguluyorlar.