Futbol sporunun günümüzde yapılan spor dalları arasındaki

önemi ve yeri tartışılmaz. Bu yüzden yıllardır futbol ile oturup futbol ile

kalkarız. Futbol halk için oynanan, halkın sevgisiyle büyüyen bir oyunken şimdi

para için oynanan, parayla büyüyen bir sektör haline geldi. Bunun akabinde Türk

futbolunda holiganizm doruğa ulaştı. Futbolun bir eğlence olduğunu unutarak

başta başkanlar ve yöneticiler olmak üzere tribünde, televizyonda, gazetede;

insanları kışkırtan, şiddete yönlendiren demeçler verilerek eylemler yapılmaya

başlandı. Futbolseverlerin huzurla eğlenme hakkı elinden alındı. Ve son olarak

3 Temmuz şike sürecinde ipler koptu; sudan bahanelerle insanlar birbirlerine

kin ve öfke kusmaya başladı. Tabii ki 3 Temmuz şike sürecinde yaşananlara

değinmeyeceğiz fakat bu süreçte yaşanan gerginlik zamanla biteceği yerde gün

geçtikçe daha çok alevleniyor. Bunun en büyük sebebi de hiç kuşkusuz spor

camialarının yöneticileridir.

Pazar gecesi maçtan sonra Trabzonspor Kulüp Başkanı

İbrahim Hacıosmanoğlu nun taraftarla münakaşaya girmesi hoş değildi. Çünkü

Trabzonspor gibi büyük bir camianın başkanı birkaç kişinin sözlü tacizine

aldırmayıp arabasına binip oradan uzaklaşmalıydı. TV karşısında mikrofonu alan

yöneticiler spor, kardeşlik vs edebiyatı yaparken bir yandan da yangına

körükle gidecek hareketler yaparak ortamın gerilmesine sebep oluyor. Taraftarın

yaptığı en ufak bir harekete göz yummayıp kulüpleri cezalandıran TFF aynı

durumda yöneticilere komik günlük hak mahrumiyeti vs cezaları vererek günü

kurtarmaya çalışıyor. Burada Spor Bakanı Sayın Suat Kılıç a da büyük iş

düşüyor. Gerçekten holiganizmi futboldan tamamen bitirmek istiyorlar ise başta

yöneticiler olmak üzere olaylara karışan herkese ağır yaptırımlar sağlanması

gerekiyor. Sayın Spor Bakanımız diksiyonuna hakim güzel konuşuyor fakat

televizyonda yorum yapan sözde gazetecilerin yaptıkları demeçlerle insanların

tahrik olmasına engelleyecek hiçbir yaptırım uygulatmıyor. Veya yöneticileri

bir araya toplayıp onları aklı-selim davranmaya çağırmıyor. Hal böyle olunca

suçlu hep taraftar oluyor. Birazcık iğneyi değil çuvaldızı kendimize

batırırsak bu konuda samimiyetimizi ortaya koyarız.

Kimsenin insanları kandırmaya, uyutmaya hakkı yok.

İngiltere de holingazim bizden daha mı azdı da şimdi oradaki insanlar futbolu

eğlence olarak görüyor. Demek ki verilen cezalar caydırıcı olursa düzelmeyecek

hiçbir sorun olmaz. Tabii bunu istemek lazım. Nasıl bir futbol takımı maçı

kazanmayı isterse ona göre mücadele ederse istediğini alıyorsa saha dışı

olayları da böyledir. İstersek olur lakin kimsenin gerginliklerin bitmesini

istediğini sanmıyorum...

***

Gelelim sözde futbol bilgisi olan o meşhur hakemlerimize;

Türkiye de eyyamcı olmayan hakem bir ya da iki tanedir. Düşünün Pazar günü büyük

bir maç oynanıyor. Maç mücadelesi yüksek üst düzey bir şekilde oynanıyor. Sözde

hakemimiz 50 den fazla faul çalarak oyuna müdahale ediyor. Bir hakem bir maçta

oyuna bu kadar müdahale eder futbolu çirkinleştirip maçın önüne geçiyorsa o

hakemde büyük bir sorun vardır demektir. Son zamanlarda Türk hakemlerimizin

hemen hemen hepsi maçın önüne geçmeyi seviyor. Verdiği çelişkili kararlarla

buna çanak tutuyorlar. Örneğin Alper in orta sahadaki bir pozisyonda rakibine

çekmesine faul verirken beş dakika sonra Egemen in ceza çizgisi hemen dışındaki

çekmesine faul veremiyor. Kısacası bazı hakemlerimizin miadı dolmuştur.

Bunların en başında Hüseyin Göçek gelmektedir. Artık Türk futboluna ismi

kirlenmemiş yeni genç hakemlerimize ihtiyaç var. Bu böyle biline!..