Türkiye, ekonomik verilerin ve birtakım istatistiklerin

allanıp pullanmasıyla gerçek ekonomik gündemini sürekli es geçiyor. Ekonominin

oransal olarak büyümesi, genel geçer bir durum tespitidir sadece. Ekonomik

atmosferin sıhhati konuşulacaksa, enflasyon konuşulmalıdır, vatandaşın gelirinin

geçime yetip yetmediği konuşulmalıdır, ülkenin insanlarına iş verip vermediği

konuşulmalıdır.

Rakamlara bakarsanız, ekonomi istihdam üretiyor. Ancak

işgücü piyasasına sürekli yeni katılımlar oluyor ve işsizler ordusu da

genişliyor. Resmi verilere göre bile 3 milyon işsiz var ve daha geniş bir

işsizlik tanımına göre bakılınca sayının 6 milyona çıktığı da biliniyor.

Türkiye nin en önemli sorunlarının zirvesinde işsizlik

vardır. İşi olmayan insanın geçinmesi, hayatını idame ettirmesi mümkün değil

çünkü. En temel ihtiyaçlarına erişmesi bile bir iş sahibi olmasından geçiyor.

Yani, maaşın yetmemesi dahi işsizliğin yanında ikincil planda kalıyor. Bir

insanın işsiz olması, istatistiki verilerin çok ötesinde bir durum yani. İŞKUR

verilerine göre, 1 milyon 735 bin 892 açık iş pozisyonuna yapılan başvuruların

yüzde 30 u karşılıksız kaldı. Yani iş başvurusu yapan her 10 kişiden 3 ü hala

işsiz

Türkiye gibi plansız, programsız ülkelerde işsizlik kadar

nitelikli işlerde çalışabilmek, üretken olabilmek de ayrı bir sorun tabi.

İnsanlar, eğitim aldıkları veya meslek olarak seçtikleri dallarda iş bulamıyor.

Bu durum, üniversite mezunu işsizlerin ahvalini de gösteriyor aynı zamanda.

Belli bir alanda eğitim görüp diploma sahibi olmanın karşılığı meslek sahibi

olmak değil Türkiye de. Her 5 üniversite mezununun 1 i işsiz ve çalışanlar da

kendi alanları dışında büyük oranda. 

Yine İŞKUR verilerine göre, kayıtlara yansıyan personel

ihtiyacı içinde en çok talep 51 bin 731 ile satış danışmanı için olmuş.

Sonra, 48 bin 813 ile güvenlik görevlisi ve 41 bin 19 ile dikiş makinecisi

geliyor. Elbette ki, yetişmiş ara eleman oldukça gerekli, ancak sayılanların ilk

ikisi maalesef insanların büyük oranda çaresizlik sebebiyle tercih ettikleri

işler. Yani, insanlara istedikleri alanda çalışma imkanı da yok maalesef. İşsiz

kalmama adına, mecburiyetten tercih ediliyor bu işler.

Bu 3 mesleği, büro memurluğu , garsonluk , çağrı

merkezi müşteri temsilcisi ve reyon görevlisi takip ediyor ki, bu işler de

yine aynı çaresizlik motifiyle insanların yaptığı işlerden. Bu arada şunu da

söylemek gerek; bu işleri küçümsemiyoruz kesinlikle. Sadece Türkiye şartlarında

insanların istemeyerek de olsa tercih ettiklerini dile getiriyoruz. Mesela,

üniversite mezunu olan birinin, giyim mağazasında reyon görevlisi veya kafade

garson olması acayipliğidir meselemiz. Nitelik gerektirmeyen mesleklerin toplam

açık iş pozisyonunun yüzde 42 sini oluşturması, işgücü piyasamızın durumuna da

gösteriyor zaten.

Bir de şöyle bir veri var. Esnaf ve sanatkarlar arasında

2014 yılında en çok rağbet gören ilk 10 meslek şöyle sıralanıyor: 1-Bakkallık,

bayilik ve büfecilik, 2-Kahvecilik, kıraathanecilik ve internet kafe

işletmeciliği, 3-Servis aracı işletmeciliği, 4-Kadın ve erkek kuaförlüğü,

5-Minibüsçülük, 6-Lokantacılık, 7-Nakliyecilik ve nakliyat komisyonculuğu,

8-Taksicilik, 9-Pazarcılık, 10-Konfeksiyon imal ve satıcılığı. İnsanını

gerektiği gibi eğitemeyen ve işgücü planlamasını yapamayan (her ile üniversite

açıp işsiz mezunlar oluşturan) Türkiye de, insanlar hasbelkader iş sahibi

oluyor veya ne iş olsa yaparım abi mantığıyla kendini kurtarmaya çalışıyor.

Olan budur.