Sayın Adalet Bakanı Cemil Çiçek: "Biz müstemleke değiliz, onların yargısı bağımsızsa bizim yargımız da bağımsızdır" diyerek AB temsilcilerine sert çıkmış.

Bu tartışmayı; mevcud Anayasa ve Türk Ceza Kanunu, hükümleri karşısında inceliyelim:

Rahmetli Ceza Hukuku Profesörü hocamız Faruk Erem: "Bir devlet sadece gümrüklerini bir ecnebi devletin kontrolüne teslim ederse, o devletin egemenliği elden gitmiş olur"derdi. Hal böyleyken Türkiye, AB ye üye olmadığı halde, Gümrük Birliği Anlaşmasını", imzalayarak, peşinen egemenliğini "kısmen de olsa yabancılara teslim etmiştir." IMF nin kontrolüne girmek ise, işin cabası.

Bilindiği gibi egemenliğin kısmen bile devredilmesi, tamamen devredilmesi sonucunu doğurur. Anayasamız, böyle bir fiil işlemesini kesinkes yasaklamış ve eski Türk Ceza Kanunu nun "125 nci maddesi" böyle bir fiil irtikap edilmesini ihaneti vataniye suçu saymış ve faillerine idam cezası verilmesini öngörmüştür.

Yeni Türk Ceza Kanunun 125 nci maddesine tekâbül eden hükmü dahi, egemenlik devrini aynı şekilde suç sayarak eski kanunu teyid etmiştir. Ancak idam cezası kaldırılmış olduğu için, ceza müebbed hapis olarak tebdil olunmuştur.

Şu sıralarda iktidarın meşgul olduğu işlerin en önemlisi nedir "Kanunlarımızın taranmasıdır. Bu tarama ile ne yapılıyor AB mevzuatına aykırı olan bütün kanunlarımız elden geçiriliyor, aykırı olanların en kısa zamanda değiştirilmesi cihetine gidiliyor.

Mevzuatı topyekun değiştirerek yapılan böyle bir müdahale şekli, klasik müstemlekecilik uygulamalarında bile görülmüş değildir.

Avrupa Birliği ne temel teşkil eden Roma anlaşması, bir devletin egemenliğini kısmen veya tamamen teslim etmeden bu birliğe üye olamayacağını derpiş ediyor.

Öyleyse bu birliğe giriş; "hukuki şartlar ve kriterleriyle, AB nin merkezi otoritesine teslim olmayı yani sayın Çiçek in deyimiyle müstemleke şartlarını kabul etmeyi öngörmektedir."

Hukuki durum böyleyken, Adalet Bakanı Çiçek in bu sert çıkışı, sadece bu işin aslını ve inceliklerini pek bilmeyen, halkımıza karşı bir nevi şov yapan başka bir anlama gelmez.

Bazıları da bilerek veya bildikleri halde gerçekleri milletimizden gizleyerek, "efendim biz kendi gönlümüzle AB ile eşit şartları içeren bir birliktelik anlaşması yapıyoruz," diye teselli kabilinden yorumlar yapıyorlar.

Oysaki, egemenliğin silah zoruyla ecnebilere teslim edilmesi ile, kendi isteğimizle, kısmen veya tamamen teslim edilmeye kalkışılması arasında hukuken ve fiilen hiçbir fark yoktur. Üstelik silah zoruyla savaşılarak egemenliği elden çıkaranlar, tarih huzuruna, egemenliği ellerinden geldiği kadar korumaya çalıştıkları için, egemenliği elleriyle teslim edenlere nazaran bir bakıma masum sayılırlar.

Yani egemenliği kendi rızası ile devri veteslim etmenin farkı SEVR ile LOZAN muahedesinin farkı kadar birbirine aykırıdır.

Eğer sayın Cemil Çiçek in beyan ettiği gibi, Türk yargısı tamamen bağımsız ise, yetkili C. Savcıları, AB ye egemenliği, kısmen devir etmeyi düşünenler hakkında, görevleri olan soruşturmayı başlatsınlarda milletimiz, bağımsız mıyız yoksa değil miyiz, durumu fiilen test edilerek anlaşılsın...

Kaldı ki, AKP yi temsil edenler, giderek, Roma da bir papanın heykeli altında, daha henüz tasarı halindeki Birleşik Avrupa Devleti nin Anayasasına resmen ve alenen imza atmak suretiyle, Türkiye nin o birleşik devletin bir eyâleti olmasına yeşil ışık yakmış bulunuyorlar.

Böyleyken, muhtemel bir seçimin yaklaşacağını düşünerek, hiç olmazsa en yakın seçimde de, milletin oyunu bir kere daha alabilmek için, kendileriyle kasten tezada (çelişkiye) düşerek daha şimdiden milleti yanlarına çekmeye çalışıyorlar...

Ama buna güçleri yetmeyecektir. Çünkü yaşanan olaylar milletimizi yeterince bilinçlendirmiştir.