Yaşamakta olduğumuz şu günlerde özellikle Müslümanlar bir sınamadan geçiyorlar. Emperyalizmin Siyonizm ile iş birliği sonucu Müslümanlar hemen her yönüyle bir kuşatma altındadırlar. Bu, küçük ve etkisiz parçacıklar olmanın ötesinde çok daha farklı bir durumu gösteriyor. Tam anlamıyla bir dağılmışlık var. Bir araya gelemeyen, birlikte tartışma ve değerlendirme ortamı olmayan veya yapılamayan bir süreç. Müslümanları parçalara bölen çok neden var. Gerek genele ve gerekse özele bakarsak hemen bütününde çok parçalılık ve dağılmışlık egemen.

Şu zamanda üzerinde durulması gereken İslâm milleti arasında birlik ve beraberliği sağlayacak adımların atılması, yakınlaşmaların sağlanması, kimi ayrıntıların bir kenara bırakılması buluşma alanlarını çoğaltmaları gerekiyor. Çember giderek daralıyor. Bunun farkında olunmadan bir araya gelinmesi beklenemez.

Ülkemiz özelinden bakarsak ırkçılık çok yönlü giderek derinleşiyor. Uçurumlar büyüyor. Yüzyıllarca birlikte yaşamış halkların birbirlerini anlamaları, birbirleriyle uyumlu ve ortak düzelmedeki varlıklarıyla yeniden bir başlangıç yapmalarından yarar var. Çünkü daralan çemberde çember kırılınca artık iş işten geçmiş olacak. Irk, soy tutkuları öncelik olmamalı. Zor zamandayız, zorluklar zorlukları arttırıyor.

Siyasal partilerin ideolojik tutumları artık çok geride kaldı. İdeolojiler dönemi bitti, iyice zayıfladı. Geçmişte bu millet çok acı çekti. O dönemler geride kaldı. Yapay çekişmeler, ideolojik gibi görünen ama asla ideolojik hiçbir tutumu olmayanların çekişmeleri ayrışmaları derinleştiriyor. Bu milleti birbirine düşman ediyor.

Siyasal partilerin ideolojileri şimdilik iki üç eksen üzerinde ağırlıklı yürüyor. Irkçılık, milliyetçilik, Kemalizm milliyetçiliği, Kürt milliyetçiliği gibi. Bunlar da bu milletin bir araya gelişini engelliyor. Elbette sorunlar var, istense bunlar giderilemeyecek sorunlar değil. Halkların ana dilleri var, onlar doğal haklarını yaşamalılar. Bu topraklara yaşayan gayrimüslim topluluklar kendi dilleriyle eğitim alıyor, kendi dillerini konuşuyorlar. Onlara gösterilen tahammül aynı medeniyet, kültür, din ve öze sahip olanlara gösterilmiyor. Kalın duvarlar örülürse bunların aşılması güçleşiyor.

Siyasal partilerin büyük bölümü ve varlığı sermaye ile kontrol altındadır. Sermaye kendilerine zarar verecek sınırlayacak oluşumlara izin vermez. Ya da siyasal partiler güçlenme adına kendi sermayedarlarını oluşturuyor onlarla kontrolü sağlıyor. Muhafazakâr/İslâmcı bilinenlerin durumu ortada ve gerçeği tam anlamıyla gösteriyor. Sol diye bilinen artık sol ile ilgisi kalmamış, sadece bir sıfat olarak sahiplenenler liberal ve batıcı bir öz taşıyorlar. Geçmişte olduğu gibi bugün de yönetim onlarda olsa değişen bir şey olmayacak. Birbirlerini suçladıkları yolsuzluklar, adaletsizlikler veya eşit dağılımda yer değiştirdiklerinde değişen bir şey olmuyor.

Siyasal partileri denetleyen ve kontrolünde tutan bir merkez güç var. Bunun adına ne denirse densin sonuç değişmeyecek.

Sadece sermaye değil asıl güç dışarıda. Türkiye’nin yeni bir düzene geçişine öncelikle çokuluslu sermaye buna izin vermez. Oyunlar büyük oynanıyor, onlar denetimi ellerinde tutuyorlar. Sermayeyi elinde bulunduran birkaç aile var. Asıl denetim çokuluslu ve yabancıların ellerinde.

Asıl önemlisi emperyalizm kontrol altında tutuyor. Yeri zamanı gelince adlarını değiştirir, yerine yenilerini getirir. Bir diğer deyişle ya sultanlarını ya krallarını ya da seçimle gelmiş olanlarını değiştirir. Kendisine sadık kalanlarını tutar ve korur.

Emperyalizm sorununa dikkat edilmez ise değişen bir sonuç olmayacaktır. Ülkenin ekonomisini ya Kemal Derviş ya da Mehmet Şimşek ile kontrol altında tutar. İstenilen çizgide tutulur ve kapitalizme hizmet ettirir.