Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İslam’da hac ve cihat ibadetleri, tayin edilmiş bir emir himayesinde yapılır. Komutansız savaş, cihat ve haç emiri olmadan hac ve cihat yapılmaz. Bu konuda Hac Sûresi 78. ayetinde Allah, biz müminlere şöyle emreder: “Allah’ın rızası İslam dini ve düzeni uğrunda, cihadın bütün icaplarını, sorumluluklarını yerine getirerek, samimiyetle, kıvamında hakkını vererek cihat ediniz. O sizi bunun için seçti. Din ve düzende, size ağır gelecek hükümler de koymadı. Atanız İbrahim'in dini de böyleydi. Daha önce de, bu Kur’an’da da, bütün peygamberlerin ümmetlerine ve size Müslümanlar adını Allah verdi. Allah’ın, ilahi hükümleri icraya memur tek yetkili Resulü, size şahit olsun, sizin de insanlara şâhitler olmanızı istedi. O halde, namazı ikame edin, berekete vesile olan zekâtı verin. Allah’ın kitabına, emirlerine sıkıca sarılın. O Allah, sizin Mevla’nızdır. O ne güzel Mevla, ne güzel otorite ve koruyucu, ne güzel yardım edendir.” Biz Millî Görüşçüler, inandığımız gibi yaşamak zorunda olan şuurlu bir topluluk olmak zorundayız. Ve cihat, bir lider etrafında kenetlenerek, disiplin ve ciddiyetle yapılan bir ibadettir. Erbakan Hocamızın dediği gibi, biz siyaset yapmıyor ve bütün insanlığın saadeti için cihat ediyoruz. Cihat; tefrika halinde değil ittifak halinde olur. Bu da eğitimle sağlanır. Millî Görüş mensuplarının tek bir teşkilat olması, aralarındaki ittifakı güçlendirmelerine bağlıdır. Bu ittifakı, riyasette çatışanlar değil, hayırda yarışanlar kurabilir. Allah, Kur’an’da “müminler kardeştir” buyuruyor. Kardeşlik, fedakârlık ve kararlılık ister. Peygamberimiz; “Sizden hiçbiriniz, kendisi için arzu ettiği bir şeyi, kardeşi için de istemedikçe iman etmiş sayılmaz” buyuruyor. İslam’ca düşünen hiçbir Millî Görüşçü; “ondan olmaz, benden olur” diyerek, başarıyı sadece kendi riyasetine bağlayarak kendisine tercih edilen kardeşini tahkir etmez. Hakkı üstün tutmak, riyaseti üstün tutmak değildir. Çünkü ümmet içinde yönetim kademelerinde bulunmak, bir hak değil, ehliyet, liyakat ve maslahat işidir. Ehliyetin, liyakatin ve maslahatın şartları da bellidir. Denk iki insandan birisinin diğerine tercih edilmiş olmasının “hak gasbı” olarak görülmesi, İslam’ca bir yaklaşım olmaz. Emanetler; ehliyet ve liyakat sahiplerine verilmediğinde de sorumluluk ferdi değil, müşterek olur. Sorumluluk müşterek olunca, aradan sıyrılarak, temize çıkma girişimlerine hak vermek yanlış olur. Cihat, samimiyet ve ciddiyet ister.

TEMEL ESASLAR

Erbakan Hocamızın ifade ettiği gibi; “hayat, iman ve cihattan” ibaret bir imtihandır. Bu hakikatin idraki için şu sorular ve cevapları yeterli olacaktır. S. 1: Allah, bu kâinatı niçin yarattı? Rabbimiz “Kemal sıfatlarıyla muttasıftır.” Bu sıfatların içinde yaratma sıfatı vardır. Yaratmak onun şanına mahsustur. Yaratmamak bir eksikliktir. Rabbimiz eksik iş yapmaz. Bu kâinatı yaratma sıfatı gereği yarattı. S. 2: Allah, insanoğlunu niçin yarattı? Rabbimizin yaratma sıfatı gereği kendisini bilsin, tanısın ve ona ibadet etsin diye insanı yaratmıştır. Zariyat 56-58:  “Ben cinleri ve insanları, ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım. Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum. Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” İnsan, bu kulluktan imtihan oluyor. S. 3: Allah; insanları niçin imtihan ediyor? Allah; azametinden ve yüceliğinden dolayı insanı eşref-i mahlûkat olarak yaratmıştır ve insana akıl ve iman gibi iki önemli şeyi emanet etmiştir. Akıl: Eserden müessire gitme kabiliyetidir. Peygamberimiz, aklı şöyle tanımlamıştır. “Akıl, hak ile batılı birbirinden ayıran kalp içinde bir nurdur.”Ayrıca diğer varlıklardan farklı olarak insana dört ayrı meziyetin yanında cüzi irade ile İslam nimetini ihsan etmiştir. Bir kimseye birtakım emanetler, meziyetler ve nimetler ihsan edilince, o kimsenin ilahi adalet sıfatı gereği imtihan edilmesi gerekir. Bunun için Allah, kullarını bu hayatta imtihan etmektedir.İmtihan; bilenle bilmeyeni, emrine itaat edenle etmeyeni ayırt etmek için şarttır.S. 4: İnsanı diğer canlılardan ayıran meziyetler nelerdir? Bu meziyetler şunlardır. 1. İyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırabilme kabiliyeti, 2. Faydalıyı zararlıdan ayırabilme kabiliyeti, 3. Doğruyu yanlıştan ayırabilme kabiliyeti, 4. Adaleti zulümden ayırabilme kabiliyeti. İnsan; Fert, cemaat ve düzen olarak iyinin, güzelin, faydalının, doğrunun ve adaletin yaşanır hale gelmesi; kötünün, çirkinin, zararlının, yanlışın ve zulmün kaldırılması için bütün gücü ile çalışan canlı varlığa denir. S. 5: Bu imtihan nasıl cereyan ediyor? Bu imtihan Hz. Âdem’den günümüze, günümüzden kıyamete kadar Hak ile batılın mücadelesi şeklinde tanzim edilmiştir. S. 6: Hak nedir? Hak; her zaman ve her şart altında isabetli olan ve değişmeyen gerçektir.Hak, İslam’dır. S. 7: Batıl nedir? Batıl; her zaman ve her şart altında isabetsiz ve yanlış olan şeydir. Dün batıl olan bugün hak olamaz. Batıl,materyalizmdir. Bir Müslüman hakkın hâkim, batılın zail olması için cihatla mükellef kılınmıştır.

BİZ MÜSLÜMANIZ

Bizler Müslümanız. Müslümanlık, ciddiyet ve disiplin dinidir. Görevlerimizi titizlikle yapmak zorundayız ve cihat farz bir görevdir. Müslüman; Allah ve Resulü’nün emirlerine teslim olmuş kimseye denir. Müslüman; aklına eseni, hoşuna gideni, nefsine uyanı, rahatına geleni yapan adam değildir. Allah ve Resulü’nün emirleri, Kur’an’da ve sünnettedir. Bu emirler arasında cihat farzı da vardır. Cihat; fert, cemaat, toplum ve kurumsal olarak iyiliklerin yaşanır hale gelmesi, kötülüklerin kaldırılması için, bütün gücümüzle, hep beraber ve teşkilatlı bir şekilde çalışma mecburiyetini üzerimize yükleyen farzdır. Cihat farzı ittifak halinde eda edilir ve tefrika haramdır. Selam, hidayete tabi olanlara…