İçinde bulunduğumuz yüzyıl bütün yönleriyle tam bir kuşatma savaşı. Bu bilinen bir gerçek. Ne ki Müslümanlar bunu pek de umursamıyorlar. Duymazlıktan, bilmezlikten ve görmezlikten geliyorlar. Bu, tam bir boş vermişlik, daha açık bir ifade ile ihanet.

Bir milletin önünde yer alanlar, öncülükte bulunanlar aydınlarıdır. Müslüman aydınlar ise bu zamanda daha çok sorumluluk altındadırlar. Emperyalizm salt ekonomik anlamda sömüren bir güç değil. Kültür savaşı da veren bir güç. Müslüman coğrafyada Müslümanlara ait ne kadar değer varsa onu imha ediyorlar. Müslümanların kültür ve düşünce hafızalarını yok ediyorlar.

Müslüman aydınlar da toplumun önünde bir savrulma içindedirler. Batı’nın kimi alanlarında var olma adına adeta onlardan daha çok bir koşu içindedirler. Bu, onların kendi kişiliklerini, karakterlerini, eserlerini ortaya koyma adına değil. Kitleler ve kalabalıklar birçok şeyin farkında olmayabilirler. Aydınlar bilgi sahibidirler, öngörüleri olur. Olayları soğukkanlılıkla yorumlayabilirler.  Duygusal davranmazlar. Yüzlerini bütünüyle Batı’ya çevirmemiş aydınlar, kendi değerlerini öncelerler. Batı düşüncesinin kültürünün önemli yanlarını, yararlanabileceklerini alırlar, kendilerine dönüştürürler. Bunu yaparken asla etki altında kalmazlar. Kalmamalıdırlar. Kendilerini Batı düşüncesi karşısında küçük görmezler. Üstünlük salt madde değildir, manevi üstünlük de bir değerdir. Zararlı olanlarından da uzak dururlar.

Müslüman aydınlar Batı’nın magması altında bulunan topraklarını, kültürlerini, insanlarını korumakla yükümlüdürler. Dört bir yandan saldırılar bulunuyor. Dört bir yanda süren savaşlar var. Bu savaşta sadece insanlar katledilmiyorlar. Medeniyet tarihimize ve kültürümüze ait ne varsa ortadan kaldırılıyor. Üzerine ağdırılan yabancılıkla insanlarımız yozlaştırılıyor. Zamanla kendileri olmaktan uzaklaştırılıyor.

Müslüman aydınların ellerinde ve dillerinde güçleri var. Şiir uygarlığının temelleri üzerinde duruyoruz. Güçlü bir şiir ırmağımız bulunuyor ve bu şiir çok yönlüdür. Dilimiz kuvvetli bir sese sahip. Bundandır ki yüzyıllardır süregelen veya akagelen şiir ırmağından beslenmemiz çok daha kolaydır. Şiirimizin manevi yönü de çok güçlüdür. Gazeller, kasideler, mesneviler, naatlar, ilahiler, mevlitler, koşmalar, rubailer… Modern zamanın şiiri, romanlar, öyküler, denemeler ve düşünce yazıları. Bütün bunlar büyük bir toplam ediyor. Bilimsel makaleler, tasavvufi metinler, siyerler, hikâyatlar, masallar, meseller, hadisler, tefsir kitapları ve en önemlisi de Kur’an-ı Kerim.

Büyük bir manevi birikime sahibiz. Elimizi ne yana atsak mutlaka dokunacağımız anlamlı nesnelerimiz bulunuyor. Nereye baksak uygarlığımız değerleriyle yüzleşiyoruz.

Kalem sahipleri Batı düşüncesi etkisinde değil, kendi özgün iradesini ortaya koyarak çok şey yapma gücüne sahip. Müslümanlar kendilerini aydınlatacak kalem sahiplerine bu zaman daha çok gereksinim var. Müslüman’ız, Müslümanların bütün bu kuşatmalardan korunmaları gerekmektedir. Bunu yapacak olanlar da Müslüman aydınlardır.

Müslümanların yaşadığı coğrafyaya savaşla müdahale edilirken kültür tarihine ait değerler ortadan kaldırılıyor. Büyük bir dram yaşanıyor öte yandan. Katliamlar yaşanıyor. Müslüman aydınlar yazılarıyla, şiirleri ve denemeleriyle, gerekirse hitabetleriyle halkı aydınlatmalı ve bilgilendirmelidirler. Günün kısır siyasal çekişmelerin uzağında durmalıdırlar. Aydınlatmada bulunurken soğukkanlı olmalıdır. Destansı şiirlerle katkıda bulunmalı. Toplumun duyarlı alanları var.

Emperyalizm bütün kirli yanları ortaya konulmalı, üzerinde durulmalı. İslâm düşüncesine ait bütün alanlar, bilgiler yeniden ele alınmalı ve yorumlanmalı. Böyle olunca insanlarımız kendi özleriyle yeniden buluşabilirler.

Günümüz insanının en çok bilinçlenmeye gereksinimi var. İnsanların kafası karışık. Yüz yılı aşkın bir zamandır değerlerinden uzaklaştırılıyor. Uygarlığı küçümseniyor, gözden düşürülüyor.

Müslüman aydınlar toplumun önünde daha sağlıklı olarak yer almalıdırlar. Onlar yol göstericilerdirler. Sevgiyle, aşkla ve bilinçle…