Geçen hafta sonu, değerli İstanbul Milletvekilimiz Mustafa Kaya ile birlikte Stuttgart ve Münih’te düzenlenen Saadet Avrupa programlarına katıldık. Yurt dışında yaşayan Türklerin sorunları ve çözüm yolları üzerine son derece verimli görüş alışverişlerinde bulundum.

Bu hafta sonu ise Saadet Münih Teşkilatı’nın düzenlediği Merhum Erbakan Anma ve Anlama Programında, Saadet Partisi İstanbul Milletvekilimiz Birol Aydın ile birlikte yer aldık. Program vesilesiyle, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın karşı karşıya olduğu sorunlar ve bu sorunlara dair çözüm önerileri üzerine Birol Bey’le istişare etme imkânı da buldum.

Münih’te Merhum Erbakan’ı Anma Programında Birol Aydın’dan Manifesto Gibi KonuşmaProgram öncesinde Birol Aydın’ı kahvaltıya davet eden kardeşimin evinde de yurt dışı Türklerin meseleleri üzerine dertleştik, çözüm yollarını konuştuk. Elbette bu ziyaretin en samimi anlarından biri de küçük prensesim Reyhan’ın, “Baba, Birol amca tekrar gelecek mi?” sorusu oldu. Birol Bey’i havalimanına bıraktıktan sonra, eve döndüğümde ona verdiğim cevap netti: “Gelecek kızım, gelince yine geldiği yere birlikte götürürüz.”

Saadet Münih Teşkilatı’nın organize ettiği bu program, sıradan bir anma programı değildi. Geçmişe dönük bir nostalji toplantısından çok; bugünü doğru okuma ve yarını inşa etme sorumluluğunu hatırlatan güçlü bir muhasebeydi. Programın omurgasını ise konuşmasıyla salona yön veren Birol Aydın oluşturdu.

Ortaya konan şey, basit bir konuşma değil; açık bir siyasi manifestoydu.

Dünya değişiyor, kurallar çöküyor

Birol Aydın’ın konuşmasının merkezinde son derece net bir tespit vardı: Dünya, her şeyiyle yeni bir döneme girmiş durumda.

Uluslararası kurumlar sorgulanıyor, kurallar geçerliliğini yitiriyor. Diplomasi, ekonomi ve güvenlik artık eski kavramlarla açıklanamıyor. Sınırlar ve güç dengeleri yıllarla değil, günlerle değişiyor. Aynı zamanda toplumlar dönüşüyor; sosyoloji yerinden oynuyor, insanlık yeni bir eşiğe sürükleniyor.

Bu tablo karşısında yapılan en büyük hata ise hâlâ eski dünyadaymış gibi düşünmek.

Aydın’ın özellikle vurguladığı gerçek şuydu: Ne Avrupa, dünkü Avrupa’dır; ne de İslam dünyası, dünkü İslam dünyasıdır.

İnsanlık yol ayrımında

Bugün insanlık bir eşikte duruyor.

Önünde iki yol var: Ya kötüden beter bir istikamete sürüklenecek, ya da yeni, adil ve insani bir başlangıç mümkün olacak.

Birol Aydın, bu dönemin sıradan bir geçiş olmadığının altını özellikle çizdi. İdeolojilerin, kurumların ve “değişmez” sanılan yapıların topyekûn sorgulandığı böylesi bir süreçte, taşınan sorumlulukların her zamankinden daha ağır olduğunu hatırlattı.

Bu nedenle Erbakan’ı anmak için bir araya gelinen bu program, aslında bugünü ve yarını konuşmanın adıdır.

Erbakan’ı anlayanlar, yanılanlar ve yanıltanlar

Birol Aydın, yıllardır süregelen temel bir yanılgıya dikkat çekti: Erbakan’ı herkes aynı şekilde anlamadı.

Dün anlamayanların bir kısmı bugün gerçeği gördü.

Dün anlayanlar, bugün çok daha derin kavradı.

Ancak bir kesim var ki; dün de yanıldı, bugün de yanıltmaya devam ediyor.

Bu yanılgılar yalnızca teoride kalmadı.

Irak’ta yanıldılar.

Afganistan’da yanıldılar.

Suriye’de yanıldılar.

Avrupa Birliği ilişkilerinde, İslam ülkeleriyle münasebetlerde, ekonomide ve siyasette hep aynı yanlış tekrarlandı. Her defasında “doğru okuyoruz” denildi; ancak sonuçlar, Erbakan’ın yıllar önce işaret ettiği noktaya çıktı.

Münih’te Merhum Erbakan’ı Anma Programında Birol Aydın’dan Manifesto Gibi Konuşma 2Birol Aydın’a göre Gazze, bu yeni dönemin mihenk taşıdır.

Gazze’de yaşananlar, küresel düzenin gerçek yüzünü açığa çıkarmış; hukuk, insan hakları ve demokrasi söylemleri çökerken ırkçı emperyalizm tüm çıplaklığıyla görünür hâle gelmiştir.

Ardından gelen gelişmeler bu tabloyu tamamlamıştır:

Açılan dosyalar, gece yarısı evlerinden alınan liderler, kameralar önünde aşağılanan devlet başkanları… Küresel sistemin makyajı akmış, gerçek yüzü ortaya çıkmıştır.

Birol Aydın’ın çizdiği çerçeve nettir:

Erbakan’ı anlamak, ırkçı emperyalizmi bir söylem değil, bir sistem olarak teşhis etmektir.

Erbakan’ı anlamak, bu tahakküme karşı cesurca meydan okumaktır.

“Erbakan bugün hayatta olsaydı?”

Konuşmanın en öğretici noktalarından biri de buydu.

Birol Aydın’a göre Erbakan’ı anlamak, geçmişi anlatmakla sınırlı kalamaz.

Asıl soru şudur: Erbakan bugün hayatta olsaydı, ne yapardı?

Kasetlerle köy kahvelerine ulaşan, gazete ve televizyon kuran, Avrupa’da teşkilatlanan bir lider; dijitalleşen bu dünyada nasıl bir yol izlerdi? Ne söyler, nasıl anlatır, insanlığa ne teklif ederdi?

Bugün Avrupa kendisini sorguluyor.

İslam dünyası kendi içine bakıyor.

ABD halkı bile artık kendi sistemini sorguluyor.

Böyle bir tabloda Erbakan’ın teklifi değişmezdi: İflas eden bu düzenin yerine yeni ve adil bir düzen.

%1’in düzeni, %89’un hayatı

Birol Aydın, bugünkü dünya düzenini çarpıcı bir tabloyla özetledi: İnsanlık üçe ayrılmış durumda.

Tepedeki %1, ona hizmet eden %10 ve geriye kalan %89…

Özgürlük, güvenlik ve refah vaat eden sistem; özgürlüğü daraltmış, güvenliği yok etmiş, refahı ise birkaç elde toplamıştır. Üç ayaklı masa çökmüştür.

Erbakan’ı anlamak; %11’in %89’un sırtından indirilmesi için mücadele etmektir. %11’e korku, %89’a umut olabilmektir.

Propaganda değil, tebliğ

Özellikle Avrupa açısından Birol Aydın’ın altını çizdiği bir başka kritik nokta da şudur: Propaganda ile tebliğ arasındaki fark.

Yarım asrı aşan bir siyasi hareket, sloganla değil; örneklikle konuşur.

Gürültüyle değil; tutarlılıkla insanlara ulaşır.

Sonuç

Bu program bize bir gerçeği açıkça gösterdi: Erbakan’ı anmak kıymetlidir.

Anlatmak önemlidir.

Ama anlamak, artık ertelenemez bir sorumluluktur.

Ve Birol Aydın’ın Münih’te yaptığı konuşma, tam da bu sorumluluğu hatırlatan güçlü bir uyarıydı.

Münih’te Merhum Erbakan’ı Anma Programında Birol Aydın’dan Manifesto Gibi Konuşma 3