Türk siyasi tarihi, aşağı yukarı benzer bir çizgide

ilerliyor. 1950 den önceki olağanüstü şartları ve Tek Parti dönemi

ceberrutluğunu saymazsak, 10 yıllık Demokrat Parti, 10 yıla yaklaşan ANAP ve 13

yıllık AKP tek başına iktidarlarının, eldeki büyük imkanlara rağmen bir yerden

sonra güce fazla kapıldıklarını görebiliriz. Elbette ki, Demokrat Parti

örneğinde iktidarın son bulması çok acı bir tecrübeyle vuku bulmuştur ve

istisnai bir sona sahiptir.. Diğer ikisinde ise, seçmenin iktidarlara verdiği

kendine gel mesajı dikkat çekicidir.

1983 te iktidar olan ANAP da, bugünkü AKP misali altyapı

yatırımlarıyla ve inşaat hamleleriyle ön plana çıkmıştı. İthal ikameci

ekonomiden 1980 deki 24 Ocak Kararları yla birlikte gelen dışa açılma ve

ithalat serbestisine geçiş, Türk insanının göreceli olarak yaşam kalitesini

arttırdı, daha önce sahip olamadığı imkanlara eriştirdi. Bunun bedeli olarak

da, Türkiye küresel emperyalist sisteme entegre edilmeye başlandı tabi.

Evlerdeki televizyonların, telefonların sayısı arttı, ithal gelen malları

tüketmeye başlayan halk ANAP ı tek başına iktidarda tuttu bir süre. Ancak,

kontrolden çıkmaya başladığı anda da 1989 yerel seçimlerindeki gibi ikazını

yaptı. ANAP ın oyları yüzde 36 dan yüzde 21 e çakıldı, İnönü nün SHP si sürpriz

şekilde büyükşehirleri aldı. Bugünkü duruma benzer şekilde, Başkanlık

iddiasında olan Cumhurbaşkanı Özal ın siyasete müdahil olmasını ve emanetçi

Başbakan eliyle siyasette yer almasını 1991 genel seçimlerinde cezalandırdı

halk.

Seçimle ilgili analizleri siyaset bilimciler ve

toplumbilimciler çok daha iyi yapar. Ancak şu da bir gerçek ki, tam olarak

tanımlanamayan ve nasıl işlediği formüle edilememiş bir gizli mekanizma söz

konusu adeta. Sessiz yığınlar, 7/24 siyasetle yatıp kalkan politikacılara,

siyasi analistlere ve gazetecilere taş çıkartırcasına kendi içlerinde bir

değerlendirme yapıyor ve bir irade beyan ediyor. İşte o irade, siyasetçi

açısından sorgulanamaz türden bir noktadadır. Siyasetçinin, nankör halk veya

bizi hak etmiyorlar deme hakkı yoktur.

Halk, burada aslen sistem değişikliği tartışmaları, tek

adam idaresine yöneliş, yolsuzluk iddialarının hesabının sorulmaması, Saray

tartışmaları, kavgacı ve düşmanlaştırıcı siyasi üslup vs gibi durumlardan

duyduğu rahatsızlığın bir uyarısını yapmış oldu. Kalkıp da HDP yi Meclise

soktu diye halkı suçlamak yanlıştır. Yanlış politikalarla HDP yi güçlendiren

AKP dir. Ders çıkarması gereken de yine AKP nin kendisidir.

AKP, tek başına iktidar döneminde kendisi dışındakilerle

çatışma ve hatta savaş yerine, uzlaşması, kucaklayıcı bir tavra yönelse,

devamlı had bildirmeye değil de tüm insanların selameti için çalışmaya

girişseydi, kötü mü olurdu İslam davasının kazanımları, oy uğruna siyasi birer

argümana indirgenmese, dava bilinci maddi menfaatlere kurban edilmese, her

şey parasal ve siyasi ranta indirgenmese, kötü mü olurdu

İktidarı kaybetmenin verdiği bir hayal kırıklığı ve

kızgınlıkla başkalarını suçlamak doğru değildir. Yapılması gereken, bir nefs

muhasebesidir. İnsanoğlu kendisini hatasız, günahsız addedip, kendisine yapılan

en ufak ve halisane eleştiriyi bile hainlik gibi algılama hakkına sahip

değildir. Bu, yanlışta ısrar olur en fazla. Ortaya çıkan tablonun, iktidar

partisi seçmeninin bir bölümünün bile mesafeli durduğu Başkanlık ısrarının

neticesi olduğunu görmek elzem olmuştur.

Zaman, muhasebe zamanıdır. Anlık üzüntü ve öfkeyi bir

kenara koyup, aklıselimle hareket edip ve nerede yanlış yaptım ı düşünme

zamanıdır.