Yaşamın keskin dönemeçlerinde, insanın yolunun iyiyle ve

güzelle kesişmesi gerçekten insan için bir lütuf kaynağıdır. Hayatı anlamada,

etrafta olup biteni tahlil etmede ve anlamlandırmada insanı savrulmaktan

kurtarabilir. Bugün, yüz yüze kaldıkları birçok meselede patinaja düşen insanın

önüne doğru bir kılavuz çıkmaması ve mevcudun silikleştirilip

değersizleştirilmesi de insan için aynı oranda talihsizliktir. Onun içindir ki

bu çağın insanı korunaksız ve her türlü etkiye açıktır. Günümüz dünyası sürekli

bir değişkenlik üzerinde dönüyor. İnsanın buna uyumu veya uyumsuzluğu ise

çeşitli bunalımlara sebebiyet veriyor. Kavramların hızla dönüştüğü yeni misyonlar yüklendiği günümüzde, insanın

eşya ile münasebeti de süratli bir değişime tabi oluyor. Modern leşme çabaları

sonucu yaşanan süreçler sadece şekil değiştirerek devam ediyor. Uzun zamandan

beri yapılan tanımlamalar; karşıtlıklar ve verilen hasar üzerinden yapıldı.

Fikirlerin ve toplumsal örgütlenme biçimlerinin yerine, sadece yaşam

biçimlerinin farklılaşmasının mesele edinilmesi; modernin kendisine uyum

sağlayamayan her şeyi öğütmesine neden oldu. Modernleşme hareketi ivme

kazandıkça kendisine uyum sağlayamayan, modernliği kullanmaktan çok, ona

katlanan kültür ve toplumların üzerine çullandı.

Üçüncü dünya dedikleri ya da merkez ve çevrenin dışında

kalanlara bir bakın hepsinde bir karışıklık, kendisi ile barışık olmama hali

hâkim. Hayranlıkla çıkılan bu yolda kemiksiz, kimliksiz ve renksiz hilkat

garibesi bir dünya türetilmiş, cellâdına âşık edilmiştir. Yaklaştığını

düşündükçe aslında hiç yakınlaşmamış bilakis kendisine bile uzaklaşmıştır.

Özgürleşme isteği olarak yaşanan şey yabancılaşmaya, gerilemeye

dönüştürmüştür.  Orta dünyanın birçok

yerinde, önce en dışlayıcı bir milliyetçilik, ardından içe kapanık toplum ve

kurumlar üretilmiş sonrasında da ulusal bir söylem, kırk yamalı bir söylem,

siyaset ve kendinden yani asli kimliğinden gayri her şeye hizmet eden yeni

rejimler doğurtulmuştur. Adı ister demokrasi, ister dikta, ister krallık olsun;

isterse dindar, isterse laik olsun aslında hepsi aynı düzeneğin bir parçası

olarak tasarlanmıştır.  Bu tasarıda

toplum devlet düzenekleri arasında bir tenis topu gibi olanca hız ve raketin

şiddeti ile oluşan şokla, git-geller yaşayan edilgen bir yapıya bürünmüştür.

Bilimin ve tekniğin artık alanı olarak Doğu, sürekli bir yetişme telaşıyla ya

da adapte olabilmek için çırpınmaktadır. Doğu nun bu çırpınışı, Batı nın sadece ucuz iş pazarı ve art deposu

olmaktan öteye geçememiştir. Aynı zamanda süreç, alternatif olabilecek her

çıkışı da pazıla bir parça olarak eklemlemiştir. Dayatılan sosyal, siyasal ve

kültürel yapı; giderek çarpık bir dünya doğurmuştur.  Bu durum sanki bir simülasyonun içindeymiş

hissi veriyor. Kurgu ile gerçek arasında fert ve toplum bocalarken dünyanın

elinde tuttuğu modern pusula hızla pas tutmakta ve işlevini yitirmektedir.

İçinde yaşadığımız zamanı tekrar rehabilite etme

kabiliyeti sadece İslam da mevcuttur. Onun oluşturduğu medeniyet tecrübesini

hızla yıpratarak sadece bu bozuk gidişata katkıda bulunabiliriz. Kısa vadede

entegrasyonunu tamamlayan uluslar sadece kendileri için tanımlanan alanda

yaşamlarını devam ettiriyorlar ve el birliği ile dünyayı karanlığa

sürüklüyorlar. Dünyanın orta yerinde yaşayan ve bütün dünyayı yeniden fıtri

olana döndürebilecek insanlar için belki son çıkış En azından yaşadığı çağın

sorumluları olarak hesap gününe inananlar için. İslam ı ve onun oluşturduğu

yüksek medeniyeti geçmiş bir öğe olarak görmek veya hamasetini yapmak sadece

İslam ın geleceğin inşasında oynayacağı rolü öldürmekten ibarettir. Ortaya

çıkaracağı yüksek enerjiyi, gücü kaybettirmektir. Bunun için İslam ın insanlığa

sunduğu reçeteyi, reel politik malzemeye dönüştürmeden, kuşatıcı bir çağrı

olarak tüm mazlum ve mağdurlara ulaştırma yükümlülüğünü titizlikle

yürütmeliyiz. Mağrurların akıbeti belli Akıbetimizin hayrı için yola revan

olmalıyız. Ağlamak, sızlanmak ve tespit yapmak zulmü önlemiyor. Sağlam bir irade

ve sağlam bir ahlakla, azimle çalışmak ve yolu bozmamak gerekiyor. Yolda kalmak

ve uyanık olmak duası ile Hoşça bakın zatınıza.

TAŞ GEMİ

  Gamdan bîzar oldu mekânım yurdum/ İşitmez

avazım dinlemez virdim/ Bir değil beş değil on değil derdim/ Düğümler baş verdi

sıralandı gel Pir Sultan Abdal

Not: Bu hafta müziğimiz Ahmet İşçioğlu ve Ahmet

Sucubaşı ndan Katerina Papadopoulou- Saçındaki Yıldız. Hiç gelmeyecek

olanlara, saçımıza, sakalımıza düşen aklara ve gözlerimizin altında biriken

çizgilere. Tüm ihtiyarlara. Yaralara. Anlaşılmayan her fırça darbesine ve

renklerin içinde çoğalan çocukluğa... Akşam kimsesiz çorbacılarda, iliklerine

kadar hissettiğin soğuğun her kaşıkta çözülmesine Hayallere, umutlara ve

dostluklara   Belki sandalı daha

alamadık, belki o sahili bulamadık, o kulübeyi yapamadık ama bakarsın bir gün

her şey değişir. Müzik başlar, ekran kararır ve

Bize Kadar

1- Gökhan Özcan ın dediği gibi Ceplerin boş kalmışsa

üzülme, üşüyen ellerinin gidecek bir yeri var demektir.

2- Kalabalıklardan, kalabalık ilgilerden uzakta yaşa ki

özünü koruyabilesin. Kalabalık renksizleştirir. Onun için kalbini ve rengini

koru.

3- Hazreti Mevlânâ Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne

varsa kıyıya o vurur. der. Ol vakit, kalp temizleme seanslarına başlayalım. Çünkü

kıyılarımız çok kirli.

4- Bir anne-baba çocuğuna Sezai Bey in Ağustos Böceği bir

Meşaledir şiirindeki şu dizeleri ile hayata hazırladığını düşünsenize belki

yaşayamaz güneşi eksik kışta/ fakat ardında unutulmaz bir yaz bırakır.   Ardında güzel bir miras bırakacak bir çocuk.

Gerçek sadaka

5- Muammer Abi; gençlere, neden muhafazakâr olunmaması

gerektiğini anlatıyor ve varmanın belki de çürüme olduğunu söylüyor. Hasan Ali

Toptaş dizeleri de umudu hatırlatıyor:  Koşarsın koşarsın da varamazsın hani;/İçindeki umut varamadığın kadar

büyür.

6- Erhan Aydınlı doğru söyler Herkes sever biz ölürüz,

ölünce güzel ölürüz.

7- Bir de abicim, oturup kitap okursanız fazla bir şey

tüketemezsiniz. Fazlaca tüketemezsiniz.

8- Bak bugün Pazar. Bütün gençlere haber sal; büyük bir

tencereye su koy, makarna yap. Şöyle salçalı, yoğurtlu... Fırından sıcacık

ekmek al. Çünkü biz ekmeği bile ekmeğe katık yapanlarız. Makarnayı genişçe bir

tepsiye dök. Hep birlikte aynı tepsiye kaşık salla ve muhabbeti paylaş! Ve de

kardeşliği, birlikteki lezzeti hatırla. Ya da hiç unutma!

Dağarcık

Okumak üç türlüdür: Dilin okuması kıraat, Aklın okuması

tefekkür,

Kalbin okuması hayattır. (İmam Gazali)

TEKKE

Yönetim, yöneticinin ahlakıyla belirir. (Aristo)

ESER-MÜESSİR

Eser müessire götürür. Sağlama yapmak adına; bize bakan

kişi, bizi besleyen ahlak nizamına gidiyorsa işlem doğru demektir. Kabul eder

veya etmez ayrı mesele ama mutlaka bir Hakikat olarak sistemimize ulaşmalı.

Eğer ulaşmıyorsa o vakit, Sünnetullah bize der ki; İşlemde hata var. O zaman

sorgularız; Ya biz yanlış kişiyiz. Ya ahlakımız yanlış ya da usulümüz yanlış.

Veyahut yanlış zaman ve mekân. Eser olan biziz, müessir ise İslam dır. Onun

için bize bakan bizde İslam ı bulmalı. (Salih Akyüz den, tadımlık.)