Mısır’daki düzmece mahkemelerden gelen görüntülere her geçen gün bir yenisi daha ekleniyor ve sosyal medyada dolaşıma giriyor. Hepsindeki acı yüklü sahneler, ifadeler yürek yakan cinsten içeriklerle dolu. Söz bitiyor, yorum anlamını yitiriyor ve insan karmakarışık bir ruh haliyle ne tepki vereceğini bilemeyecek bir noktaya sıkışıp kalıyor.
7 bin yıllık Mısır tarihinin halk iradesiyle yapılan ilk meşru seçimlerinde, Mursi yönetimi işbaşına geldiğinde, ülkede yeni bir sayfa açılmış ve Mısır için önemli bir süreç başlamıştı. Arap Baharı ile Mısır halkı umutlanmış ve Firavunlar döneminden beri devam eden diktatörlüklerin son bulacağı ümidi ile geleceğe daha güvenle bakabileceğine inanmıştı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Sisi’nin 3 Temmuz 2013 tarihinde yaptığı darbe ile Arap Baharı’nın altındaki gizlenen niyet ortaya çıktı. Her şey ters yüz oldu ve bugün aradan bu kadar yıl geçmiş olmasına rağmen Mısır’daki sıkıntılar hala devam ediyor. Mısır’ın bütün toplumsal kesimlerinde az veya çok karşılığı olan Müslüman Kardeşler teşkilatına karşı yürütülen planlı yıpratma ve kara propagandalar ise hız kesmeden sürdürülüyor. Hatta Müslüman Kardeşler’in zaman zaman terör örgütü listesine alınmasına dair ortaya atılan iddialar da, aba altından sopa göstererek yapılanlara karşı tepkisiz kalınmasına dair altyapı oluşturma gayretleri olarak kendisini gösteriyor. Birileri idamlarla aynen Bangladeş’de olduğu gibi toplumsal kesimler arasına kan davası tohumları ekmeye çalışıyor. Mısır’ın İslam dünyası ile olan bağı özellikle zayıflatılmak isteniyor. Bir de Sisi’nin 2034 yılına kadar Mısır’ın başında kalabilmesine dair yasal değişiklikler yapılması, bu sürecin çok derin mahfillerce planlandığını gösteriyor. Emperyalist güçler İsrail’in güvenliği için Sisi üzerinden Mısır’a önemli bir misyon yüklemiş gibi görünüyor. Aslında işin özü Sisi’ye destek vererek Mısır ve İslam dünyası arasına kalın bir çizgi çekmek istiyorlar.
Diğer taraftan Müslüman Kardeşler teşkilatı arasındaki ayrı baş çekmeler de, sorunun çözüme ulaşmasının önündeki en büyük engel olarak varlığını muhafaza ediyor. Bu durum Sisi’nin işine yarayan, hatta arayıp da bulamadığı bir noktaya doğru hızla eviriliyor.
Bunun yanında Sisi yönetiminin Mısır’ın geleceğini küresel odakların ipoteği altına sokan anlaşmaların içine girmesi, bölgeyi de büyük risklerle karşı karşıya bırakıyor. Özellikle Doğu Akdeniz’deki İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile yaptığı anlaşmalar doğrudan Türkiye’yi de etkiliyor. Bu olumsuzlukların ortadan kaldırılabilmesi için bir şeylerin yapılması artık şart. Türkiye’nin duygu ve aklı at başı götürebilecek adımları atması gerekiyor. Ancak bu yolla Mısır’daki idamları engellemesi ve yaşanan olumsuzluklara müdahil olması mümkün hale gelebilir. Bir de bütün bu gelişmelerden sonra Akdeniz üzerinden küresel güçlerin senaryolarına karşı tezler geliştirmek daha da önemli hale geldi. Herkes bilir ki, diplomasi küstüm oynamıyorum denilecek bir alan değildir. Savaşta bile devam ettirilmesi gerekir. Türkiye ancak çok taraflı diplomatik ataklarıyla Mısır halkına destek olabilir ve kendi menfaatlerini koruyabilir. Sosyal medyadaki videolardan etkilenmek, gözyaşı dökmek insan olduğumuzun göstergesidir. Sorumluluk mevkiinde olanların ise yapmaları gereken çok daha başka şeyler vardır. Bu acıları dindirmek için bir an önce acil eylem planının yapılması şarttır.
Bu doğrultuda her geçirilen dakika bir kayıptır.