Dün gece miracı yaşadık bir kez daha.

Fakat ne oldu ki bu topluma.

En güzel geceler, kandiller, arifeler, bayramlar, oruçlar, namazlar sadakalar, salâvatlar, dualar ile süslenip zenginleştirildiği halde.

Toplumda ve insanlarda bozulan ruh genetiği. Daha dindar bir toplum olurken bozulmalar, buzlanmalar, buzların çözülmesi ile etrafı basan kirli sular. Pazarcılar, minibüs şoförleri, ev hanımları yaklaşan Ramazan’dan sohbet açmaktalar.

Fakat artık Ramazan’ın ruh genetiği de yeterince bozulduğu için sadece zengin sofralar, ışıltılı iftarlar, eğlenceli sahurlar sınırından bir adım öteye gidilememekte.

Önümde giden iki kadın üç aylarda, oruç tutmanın faziletinden bahsettiler, dönüp bu kadar fazilet içinde yoksulları ne kadar düşündünüz, hangi fakire uğrayıp sadakalarınızı verdiniz diye sormak istedim.

Her gün telefonlarımıza gelen “hayırlı cumalar “mesajının içinin boşaltılışına kahrolmaktayım, mesajı yazan elin bütün vazifesi bitmiştir.

Cuma hayırlı olmuş mudur acaba.

Her türlü kötülük senaryosunda başrolde ol, cümle fenalıklarda bulunmaktan çekinme; sonra hayırlı cumalar, kandiller, Ramazanlar mesajlarından da geri durma.

Eşi ile kavga edip evi terk eden gelininden nefretle söz eden kayınvalideye hatırlatıyorum; “Gidin gelininizi getirin, bir dinleyin ne sorunu vardır, gençtir fevri hareket edip gitmiştir.”

Yeminler etmekte kadıncağız; “O, bu evden adım atamaz.”

Nerde kaldı senin orucun, kandil, Cuma kutlaman; bir yuva yıkılıyor, çocuklar var, aile büyükleri seyirci.

Gelinler için de kayınvalideler yük, evlerine gelmesi, beş dakika oturması bile suç; abdest alıp süslü paspasını ıslattı diye çok dindar gelininin burnundan soluması üzerine evladının evine gitmeye korktuğunu anlatmakta mazlum bir anne.

Miraç, “Allah’a yükseliş ve arınma” gecesi.

Miraç, tarihte oldu bitti, kapandı mı?

Hayır.

Hepimizin miracı önümüzde durmakta, elimizi uzattığımızda, tutup almakta; yerlere düşüp toza toprağa bulandığımızda.

Miraç müthiş bir mucize; kurtuluş, yükseliş, arınış, kendinden kopuş, yeniden doğuşu muştulamakta.

İnsanları alçak yerlerden, yüksekliklere çağıran miracın manifestosu hâlâ sürmekte.

Karanlıkta kalmayın, ışığa gelin, aşağılarda, çukurlarda, uçurumlarda, dünyanın kötü işlerinde, ahlak dışılıkta olmayın; gökyüzüne, maviliklere bulutlara, temizliklere, ahlaka, erdeme, huzura, ahiret mutluluğuna, yüceliklere gelin diyen.

Tıpkı Sevgili Peygamberimizin semalara seyahat edip, ilahi huzura yükselmesi gibi insanlığa miraç daveti daima yapılmakta.

Miraç da en büyük müjdeydi beş vakit namaz.

Ödüldü, Allah’a şirk koşmayanlara cennet vaadi.

Rahman’ın, o en sevdikleri, yeryüzündeki halifesi olan insanlar için bir anayasayı Resulüne hediyesi idi.

Ki o anayasada Allah, Peygamberimize; insanın yaşama hakkını, şeref ve onurunu korumayı, toplumun huzur ve güvenini sağlamayı amaçlayan on iki emir vahyetti.

Bütün bu güzellikler başımıza sağanak olup yağarken, her birimiz yükselişi, arınışı, onuru, barışı, insanın kardeşçe yaşama hakkını, huzuru murat edip; kendi miraçlarımızı gerçekleştirmeyi başarabiliriz umarım.