Bismillahirrahmanirrahim;

Hamdımız âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Cenab-ı Allah’adır. Salâtımız ve selamımız ise Peygamberimiz, âli ve sahabeleri içindir.

Bir Ramazan ayı daha geride kaldı. Ramazan’ın bayramı oruçtur. İslam’ı din ve düzen olarak benimseyen inananlar, inanarak ve sevabını Allah’tan umarak oruçlarını tuttular ve bu ibadeti başarıyla tamamlamanın bayramı olan “fıtır bayramına” ulaştılar. Akrabalarıyla, komşularıyla, inananlar olarak birbirleriyle bayramlaştılar. İnsan hayatı canlı ve dinamiktir. Bu hayat İslam ile yaşanırsa güzeldir. Müslüman’ım deyip, şahadet kelimesinin ruhuna uygun hareket etmeyen, namaz kılmayan, oruç tutmayan, zekât vermeyen, farz haccı eda etmeyen insanlar çoğunluktadır. Bunlara, sözlerine ve ahitlerine sadık olmayan kimseler diyebiliriz. Sözlerine ve ahitlerine sadık kalan Müslümanlar kazanırlar, diğerleri kaybederler. Her zaman ifade ediyoruz ki İslam bilinmeden yaşanmaz. İnsanlar İslam’ı anne ve babalarından veya okuldan öğrenirler. Duyarlı anne ve babalar evlatlarına İslam’ı öğretmeye çalışıyorlar. Ama bunların sayısı çok azdır. Okullar ise Müslüman milletin evlatlarına İslam’ı öğretmiyor. Ülkemizde yapılan materyalist eğitim, bu milletin evlatlarını İslam’dan uzaklaştırıyor. Bunu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk da biliyor ve görüyor. Müslüman bir ülkede, ifsat derslerinin zorunlu, “Kur’an, siyer ve temel dini bilgiler” derslerinin seçmeli olmasında sizce bir gariplik yok mu? Bir düşünün bakalım. Bayramınız kutlu olsun...

BİR AYET

Bakara Suresi’nin 135. ayetinin mealini birlikte okuyalım ve tefekkür edelim: “Yahudi ve Hıristiyanlar, Müslümanlara: ‘Bizim dinimize (düzenimize) girip Yahudi veya Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız’ dediler. Habibim sen de: ‘Hayır, biz hak yol üzere bulunan Hazreti İbrahim’in dini (düzeni) üzereyiz. O, hiç bir zaman (batılı hak ile bir gören) müşriklerden olmadı’ de.” Yahudileşmek ve Hıristiyanlaşmak; bu iki tahrif edilmiş dinin mensuplarının “Kur’an nizamı” yerine teklif ettikleri “kapitalist düzene” meyledip benimsemekle olur. Ancak Müslümanların bunu anlayacak bir idrake sahip olmaları gerekir. Müslüman bir kimsenin Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı tekliflere olumlu karşılık vermesi düşünülemez. Böyle bir teklif karşısında Müslüman’ın yapması gereken şey, Yahudileri ve Hıristiyanları “İbrahim’in tabi olduğu görüşe” tevhide ve İslam’a davet etmek olmalıdır. Yahudilerin ve Hıristiyanların tekliflerini değil, Allah ve Resulünün teklifini kabul eden zihniyete günümüzde Milli Görüş denmektedir.

MİLLİ GÖRÜŞ

Milli Görüş; orta yoldan yürümek demektir. Milli Görüş; sağ eline Güneş’i sol eline Ay’ı verseler bile hak davadan dönmeden hakkı tebliğ ve telkin eden Peygamberimizin görüşüdür. Milli Görüş; haktan, adaletten, insaftan ayrılmamaktır. Milli Görüş; ben asalete değil, liyakate değer veririm diyerek, devlet işlerinde liyakat ve ehliyete önem veren Hz. Ebu Bekir’lerin, Ömer’lerin, Osman’ların, Ali’lerin, Fatih’lerin, Yavuz’ların görüşüdür. Milli Görüş; Filistin toprakları benim olmadığı gibi üzerinde yasayan insanların da değil, o topraklar altında yatan şehitlerindir, şehitlerin kanlarıyla alınan topraklar, para ve menfaat karşılığında satılmaz diyerek Siyonist teklifi reddeden Sultan Abdülhamit’in görüşüdür. Milli Görüş; Avrupa Birliği yerine İslam Birliği’ni, faizci kapitalist düzen yerine adil düzeni, materyalist eğitim yerine maneviyatı esas alan eğitimi ikame etmek isteyenlerin görüşüdür. Milli Görüş; dini, devlet ve iktidar olmanın bir aracı olarak görenlerin değil, devleti, bütün insanlığın saadeti için hak dini ve düzenini hayata ikame etmenin bir vasıta olarak gören müminlerin görüşüdür. Milli Görüş; yalandan, israftan, yolsuzluklardan, zulümden, kibirden, baskıdan beslenenlerin değil, doğruluktan, iktisattan, emekten, üretimden, adaletten, sevgi ve şefkatten, hoşgörü ve diyalogdan, merhametten yana olanların görüşüdür. Milli Görüş; dünya iktidarı için İslam düşmanı Batı’yı, sırdaş ve stratejik ortak edinenlerin değil, kınayanın kınamasına aldırmadan Allah’ın rızasına koşanların görüşüdür. Milli Görüş; kötülükler ile mücadele etmek, Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve Yeni Bir Dünya kurmak için kurulmuş Saadet Partisi olmak demektir. Milli Görüş; maddi ve manevi kalkınmayı birlikte planlayıp yürütmek demektir. Milli Görüş; şirki reddeden milleti İbrahim, faizi ayaklarının altına alan ümmet-i Muhammed olmak demektir. Ben de Milli Görüşçüyüm diyorsan AK Partili değil, Saadet Partili olacaksın arkadaş…

SAADET PARTİLİ OLMAK

Saadet Partili olmak; kıyamete kadar devam edecek olan Hak-Batıl mücadelesinde hakkı temsil eden görüşün yanında yer almaktır. Birilerinin Saadet Partisini, farklı bir şekilde tanıtıyor olmasının hakikat ehli katında hiçbir hükmü yoktur. Saadet Partili olmak demek, zulme ve zalime karşı direnmek demektir. Saadet Partili bir insan; doğru ile yanlışı ayırdıktan sonra doğrunun, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini ayırt ettikten sonra iyinin ve güzelin, faydalı ile zararlıyı ayırt ettikten sonra faydalının, adalet ile zulmü ayırt ettikten sonra adaletin hâkim olması için canla başla çalışan, böylelikle kulluk görevini yerine getiren kimsedir. Saadet Partililerin ölçüsü, AK Parti ve Erdoğan ile birlikte hareket etmek değildir. Saadet Partililerin ölçüsü; materyalizm yerine maneviyatçılığı benimsemek, nefse esir olmak yerine nefis terbiyesini esas almak, kaba kuvvet yerine kakı üstün tutmaktır. Saadet Partili olmak; hakkı ve batılı tanıyan ve hakka kılavuzluk eden bir hidayete, hakkı hâkim kılmanın, batıla dur demenin yolunu işaret eden bir ferasete, hak-batıl mücadelesinde karşılaştığı zorluklara karşı sabır ve sebatla karşılık veren bir dirayete sahip olmaktır. Okuyan doğru okusun. Saadet Partisi inkâr siyasetini de, nifak ve işbirlikçilik siyasetini de desteklemez. Saadet, sadece inandığı hak davayı ve bu davayı benimsemiş kendi adaylarını destekler. Bu yenilenecek İstanbul seçimleri için de böyledir. Seçimi ancak Saadet’e ve onun adayına oy verenler kazanacaktır. Selam hidayete tabi olanlara…