Medya ve reklâm dünyasının baş döndürücü hızında ve anaforunda Millî Gazete nin çok özel bir yeri bulunuyor. Medya ve reklâm dünyasını çok değil bir kaç bölümde değerlendirir, ele alırsak, hemen her kesimin dönüp dolaştığı ve vardığı bir yer var: Dünyevilik. Çoğu kavganın temelinde de bu var. Bunların da yol ve yöntemleri ve dayandıkları yerleri ve üslupları farklı olabilir. Farklı olmayan tek şey buluşma noktalarıdır.

Öteden beri kendilerini İslâmcı diye tanımlayan kimi kesimler Millî Gazete nin niçin tiraj almadığı ve yüzbinler satmadığı konusunda eleştirirler. Bu eleştiriyi hak edecek konu ayrı, ama bu tezi ileri sürenler ise Millî Gazete ye omuz verip onu daha yükseklere taşıma sorumluluğunu bir türlü üstlenmiyorlar. İstiyorlar ki, Millî Gazete, bizim adımıza öfke kussun, küfretsin, saldırsın, içimizdeki yağlar erisin, rahat bir nefes alalım. İşte Millî Gazete bu değildir, olamaz.

Şu geçen zamandan beri, Türkiye de sol diye bir olgudan söz edilemez. Dolayısıyla sol renge bürünen medya ise solcu değil. En solundan en sağına kadar uçların birleştiği noktalar var. Ulusalcılık. Ulusula düzlemin seküler [dünyevi] medyası sorunları azaltmak yerine sorunları büyüten bir üslup içindedirler. Türkiye nin geleceği ve esenliği konusundaki her davranışları insanları birbirinden uzaklaştırıcı bölücü unsurlar içeriyor. Müslümanların bir yana itilmesi, ve düşmanca bir tavra girilmesi bütünleştiricilikten uzaktır. Kaldı ki, seküler, solcu, ateist, liberal görünen kesimlerin bilinç altında İslâmi bir öz bulunmaktadır. Bu kesimlerin bu bilinçleri öne çıkarılırsa Anadolu yu bir baştan bir başa kuşatan bir öz ortaya çıkarılmış olur. Kürt halkını millîyetçi unsurlarla, farkında olup olunmadan değil, bilinçle öteye itmek hiç kimseye bir şey kazandırmaz.

Amerikancı ve Yahudi sempatizanlığıyla da bir yere varılamaz. Bugün için en temel sorun bu milleti  birleştirici ve bütünleştirici unsurları bir araya getirme sorumluluğu bulunuyor.

Bunu, bir başına sadece Millî Gazete üslubu ve duruşuyla başarıyor. Millî Gazete, hırçın, kavgacı, saldırgan olmaktan uzaktır. Kendisine düşen de budur.

Bir okurla karşılıklı yazışmalarımızdan sonra, vardığımız sonuç, insanlarla kurulacak olan dil bağıyla ilgili zorlukları yaşadığımız ortada. İnsanların dünyası çok bulanık ve karmaşık.

Bir gazeteye renk veren, yol ve üslup belirleyen en önemli unsur yazarlarıdır. Bir okur, bir gazeteyi okuduğunda yazarların bakış açısıyla da değerlendirir. Haberlerin yorumlanışı bu önemli unsur etkisiyledir.

Yazarların sorumluluğu ağırdır. Her yazının bir bedeli bulunuyor. Çünkü en küçük bir sapma çok olumsuz sonuçlara neden olabiliyor. Millî Gazete doğruların istikametindedir.

Millî Gazete, insanların enerjilerini boşaltıp onları etkisiz ve edilgen hale sokacak bir üslup  taşımıyor. Millî Gazete de olmadığı gibi hiç kimsenin buna hakkı yoktur. Millî Gazete öfkenin değil, nefretin değil, sıradanlığın değil, bir bilincin gazetesidir. İslâm ın sevgi, merhamet ve kucaklayıcılık bilincini ruhunda taşıyan bir bakışa bugün daha çok gereksinim vardır. Bugünkü Türkiye Millî Gazete ye ve onun üslubuna çok şey borçludur.

Millî Gazete de görev alan en tepeden en alt kademesine kadar herkesin bir sorumluluk bilinci bulunuyor. Bu, onları daha dikkatli, daha üsluplu ve daha incelikli olmaya zorunlu kılıyor. Dikkat edilirse daha önce Millî Gazete nin her hangi bir biriminde çalışan biri bir başka kuruma geçtiğinde, Millî Gazete nin kendisine verdiği rengi taşımakla birlikte girdiği çevrenin atmosferinde başkalaşıyor. Dünyası olan ve bu dünyanın bir ruh disiplini olduğu görülüyor ve fark ediliyor. Yazarları da böyledir. Millî Gazete nin ruhu çok sıcak, sevgi dolu, kucaklayıcıdır. Millî Görüşü mü temsil ediyor, o zaten bu milletin kendi görüşüdür. Bundan rahatsız olunuyorsa söylenecek başka bir söz bulamıyoruz.