BU kadar gerilim bu kadar öfke ve nefret ile uzun süre yaşanamaz. Bir milleti oluşturan unsurlar ve onların toplamı belli bir kültür dairesi içinde olmaları bir bütünlük sağlar. Burada küçük toplulukların değil bütünün oluşturduğu şey daha önemlidir. Bu, aynı zamanda bir büyük toplumun özünü ve ruhunu oluşturur.

Millet olma heyecan ve bilinci kolektif yaşama, birlikte yol alama, birbirini tamamlama gibi bir öz içerir. Bu öz yüzyılların getirdiği birliktelik ile kalıcı olanı hayata geçirir.

Çok parçalanmışlık, bir toplumun kendi değerlerinden ve özünden uzaklaşması anlamına gelir.

Yabancılıkların hayata egemen olmasıyla artık bir toplumun veya birliktelik oluşturan homojen yapının bozulması büyük krize neden. Bu krizden çıkış yolu bulmak için özel bir cehd ve gayret gerekiyor. Hiçbir şey durduk yerde kendiliğinden olmuyor.

Milletimizin bir feraseti var. Fakat ferasetin, sezginin yollarını tıkayan olumsuzlukları çok boyutlu. Görsel medya, propaganda insanların sezgi ve görme alanlarını kapatıyor. Bunun aşmanın yolları elbette var. Başta büyük birikimimiz ile yola çıkmak ve bundan yeniyi, iyi ve güzel olanı yeniden hayata egemen kılmak bir zorunluluk.

Hayatta olmayacak bir şey yoktur. Yeter ki insanlık bir hamlede ve bir atılımda bulunsun. Değerli nesneleler varlık dünyasında yerlerini ve konumlarını koruyorlar. Dönemlerin olumsuzlukları o şeylerin üstünü örtüyor gibi görünse de zamanla değerli ve hakiki olan gün yüzüne bir biçimde çıkar ve karşılık bulur. Bir davaya gönül vermiş olanların, az bir grup da olsalar zaman içinde onların eylemleri karşılık bulur. Günü gelince halka dalgalar halinde gelişir ve buyur.

Milletimiz kendi özünü ve ruhun taşıyan değerleri, çıkışları zamanla kabullenir. Dikkat edilmesi gereken milletin özüyle buluşabilecek güzelliklere sabırla karşılık vermek. Onları adım adım hayata geçirmek.

Milletimizin dalgalardan uzak kalmasını sağlayacak kurumlar, topluluklar ve kuruluşlara şiddetle gereksinim var. Yılmamak gerekiyor. İstikametini ve özünü bozmamış sağlam kalan kurumlara omuz ve destek vermek gerekiyor. Bu, milletimizin yeniden ayağa kalkmasını sağlar.

Yılgınlık ve karamsarlıklar yenilgidir.

Zamanın hızlı ve baş döndürücü akışında öğütücü çarka kapılmamanın yolları var. Beslenme kaynakları sıkı ve güçlü tutulmalı. Ona yaslanılmalı. Beslenme azmi ile hayata ve geleceğe yol almalı.

Klasik kültürümüzün eserleri insan merkezlidir ve insanidir. Onlar okunarak hayata ve günün koşullarına yeni bir dil ile karşılık verilebilir. Her dönemin dili ve algısı farklı olabilir. Güçlü bir kaynaktan beslenenlerin çıkışı da güçlü olur. Yeter ki dönemin dili ve üslubu yakalanabilinsin.

Klasik kültürümüzün özü bizim ruhumuzu temsil eder. O büyük bir kaynaktan beslenerek oluşmuştur. Müslüman milletin beslenme kaynakları özlerini olduğu gibi koruyorlar. Peygamberimiz hayatta ve aramızda imiş gibi canlıdır. Bize çok şey anlatagelmektedir. Ondan bize tevarüs eden güzellikler hayatın her döneminde insana hitap eder.

Tabii Kur’an-ı Kerim’in varlığı başlı başına bir şan İslâm milleti için. İnsana kendini yenileyebilme imkânı sunar. İyilik ve güzelliklerin temel ve kalıcı olduğu gerçeği göz ardı edilemez.

İslâm milletine düşen kendi kavramlarını, hayat algısını yeniden hayatın merkezine oturtması ve yeni bir bakış ve dil ile hayata egemen kılmasıdır. Bu da özel bir bilinci gerekli kılıyor.