İnsanlar zaman zaman herkesin aynı imkânlara sahip, maddi zenginliklerin eşit olması için çeşitli fikirlerle ortaya çıkmış, tüm insanları eşit varlıklı yapabileceklerini iddia etmişlerdir. Sosyalizm ve biraz daha ileri giderek komünizm gibi çıkmaz yollara sapmışlardır.
Halbuki insanlar farklı zeka ve kabiliyetlerde yaratıldıkları için servet bakımından ve mali yönden de farklı olmaları doğaldır. Hatta doğaldan öte ilahi bir nimettir. Zira insanların eşit zekâ veya kabiliyette, dolayısıyla da eşit imkânlara sahip olmaları işbirliğini, hizmet bölüşümünü zorlaştıracağı gibi sosyal çatışmalara da sebep olabilir. Ama insanların kiminin çok zeki kiminin zeki hatta geri zekâlı olmaları iş ve görev taksimini kolaylaştırır. Bu arada kabiliyet ve yeteneklerinin de farklı olması makam ve mevkilerin dağılımında kolaylıklar sağlar. Herkes kendi zekâ ve kabiliyetine uygun düşen göreve yahut makam ve mevkie rıza gösterir. Böylece kargaşaya düşmeden huzurlu bir ortama kavuşulur.
İşte bu gerçek l400 seneden beri kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ortaya konulmuş bulunmaktadır. Nahl suresinin 71. ayetinde şöyle beyan edilmektedir: “Allah bir kısmınızı rızık (yiyecek, mal ve imkân) bakımından bir kısmınızdan üstün kılmıştır. Rızık (yiyecek, mal ve imkân) bakımından üstün kılınanlar rızıklarını elleri altında bulunanlara (işçi veya memurlara) onlarla eşit olacak bir şekilde geri veremezler (dağıtamazlar). Onlar Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar ”
Bu ayet-i kerime insanların farklı zekâ ve kabiliyetlerde yaratılmalarını bir nimet olarak bildirmektedir. Gerçekten bir insanda tüm kabiliyetler olsa değerlendirmek isteyecek ama hepsine zaman ayıramayacağı için huzursuz olacağı gibi herkes de aynı kabiliyette olsa bazı önemli işlerde herkes “bu işi ben yapacağım” der ve anlaşmaları zor, hatta imkânsız olabilir. Bu nedenle yüce Yaratan ona o kabiliyeti, şuna şu meziyeti, buna da bu mahareti vererek daha yaratırken genel bir taksim yapmış, taksimatın detaylarını insanlara bırakarak yüklerini hafifletmiştir.
Zuhruf suresinin 32. ayetinde yüce Allah: “Rabbinin rahmetini onlar mı taksim edecek Onların dünya hayatının geçimliklerini (rızıklarını) biz taksim ettik ve bazılarını bazıları üzerine derece derece üstün kıldık ki birbirlerini işçi, memur edinsinler. Rabbinin rahmeti (nimeti) onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır” uyarısında bulunmaktadır.
Bu ayette de insanların farklı varlık ve imkânlarda olmaları yine rahmet (nimet) olduğu vurgulanmaktadır. Tezgâhtar olarak çalışan bir kimsenin zaman içinde kendini geliştirerek onun da ayrı bir işyeri açması bile bazı patronları zora sokarken daha baştan itibaren ayrı iş tutmaya çalışmaları hem patronları ve hem de elemanları sıkıntılara sokacağı açıktır.
En’am suresinin 165. ayetinde de “Sizi verdiklerimizle imtihan etmek için bazınızı bazınız üzerine dere derece üstün kıldık” beyanıyla yüce Allah kabiliyet ve zekâmıza uygun işleri düzgün yapıp sınavı kazanmamız için gayret göstermemiz gerektiğine işaret etmektedir.
Sosyolojinin yıllardan beri zor bir konusu olan bu kabiliyet ve imkân farklığı yukarıda açıklanan Kur’an-ı Kerimin esasları dikkate alınarak tatlıya bağlanmalı, Yaratılış kanununa aykırı olarak tam eşitliği sağlayacağız diye boşa vakit harcanmamalıdır.