Peygamberlerden sonra, insanları en çok etkileyen fanilerden biri de şüphesiz Mevlânâ Celâleddini Rûmi dir (KS). Çünkü Mevlânâ, ihlâs ve samimiyet sahibi bir insandı. İnsan sevgisi yüksekti. Derin bir tefekkür adamıydı. Engin bir merhamet ve hoşgörüsü vardı. Kitap ve Sünnet ten beslenmiş derinlikli bir tasavvuf ehli idi. O, insanları sevmiş, insanlar da onu sevmişlerdi.

Bu sevgi sebebiyle, her yıl Aralık ayı ortasında Konya da "Mevlânâ yı anma etkinlikleri" düzenleniyor. Bazı seneler de "Mevlânâ Yılı" olarak ilan ediliyor. Türkiye ve dünyada pek çok etkinliğe şahit oluyoruz. Takdir edilmesi gereken gayret ve vefakârlıklar bunlar.

Zaman zaman, bu etkinlikler arasında, Mevlânâ nın fikir ve yaşantısıyla bağdaşmayan söz ve hareketlere şahit oluyoruz. Meselâ, "Sema gösterisi" yerine "Semâ âyini" ifadesini çok sık duyuyoruz. Halbuki, İslâm da "âyin" diye bir şey yok.Bu kavram Hıristiyanlara mahsus ibadetler için kullanılıyor. Bu yüzden, bu ifadeyi Mevlânâ yı anma münasebetiyle kullanamayız. Bunu kasıtlı yapmak, Mevlânâ ya hakarettir.

Sema gösterileri kaynağını, dünyanın fâniliği ve insanın ebedîlik özleminden alır. Sembolik olarak, kâinatın yaratılışını, insanın dünyadaki serüvenini, Allah a kavuşma aşkını ve kulluğunu idrak edip kâmil insan noktasına ulaşma iştiyakını anlatır.

Semazenler, mânâ âleminin erleridirler. Dünyaya prim vermeyen gayb âleminin aşk pervaneleridir. Başlarındaki külâh mezar taşını, sırtlarındaki hırka mezarı, tennureleri ise kefenlerini sembolize eder.

Yer yer Mevlânâ yı İslâmî muhtevasından uzaklaştıran girişimlere de şahit oluyoruz: "Mevlânâ Balesi" bunlar arasında. Sema ile bale öylesine zıt kültürleri temsil ediyorlar ki... Bu girişimin mucidi(!) "Kadınsız sema olmaz" anlayışıyla kadınlı erkekli dansçılardan oluşan bir "Mevlânâ Balesi" (!) hazırlamış.Hayır, hayır!..Bu görüntüler kesinlikle Mevlânâ yı temsil edemez.

Mevlânâ nın hoşgörü anlayışını, ölçüsüzlük ve sınır tanımazlık olarak algılamak ne kadar yanlış. Ondaki sevgi ve hoşgörüyü, Allah ın kullarına olan rahmet ve merhametinin insana yansıması olarak algılamak daha doğru olur.

İslâm daki ölçü ve dengenin Mevlânâ nın eserleri ve yaşantısına yansımış olduğunu görürsünüz.

Allahü Teâlâ, insanın yaratılış gayesini "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet (kulluk) etsinler diye yarattım." (Zariyat sûresi, Ayet: 56) ayetiyle anlatır. Mevlânâ da, "Ben kul oldum, kul oldum, en büyük mutluluk ve dereceleri kullukta gördüm" diyerek bu ayetin insan üzerindeki tecellisini ortaya koyar.

Mevlânâ Hazretleri hakkında çalışma yapacak veya çeşitli etkinliklerle onu anacak olanlar, şu Rubai sinde ortaya koyduğu ölçüyü hiç bir zaman akıldan çıkarmasınlar:

"Ben ömrüm oldukça Kur ân ın kölesiyim

Muhammed Muhtar ın ayağının tozuyum

Kim benden bundan başkasını naklederse

Ben o sözden de, o kişiden de uzağım."