Allah ın yardımı ve Fetih

Milâdî 6. yüzyıl...Dünyanın ilâhî mesajdan uzaklaştığı bir zaman dilimi... Cahiliye karanlığı yeryüzünü kaplamıştı. İnsanlık bunalmıştı. Kurtuluş hasretiyle yanıp tutuşuyordu. İşte böyle bir atmosferde, Mekke yakınlarında bulunan Nur Dağı ndaki Hira mağarasından İslâmiyet güneşi doğuyordu. Yalnız bir bölgeyi değil, tüm zaman ve mekanları aydınlatmak üzere doğan bir güneşti bu.

İslâm ın kademe kademe tüm yeryüzüne nasıl yayıldığını anlayabilmek için, Mekke nin fethini Hira mağarasından başlatmak gerekiyor diye düşünüyorum. "Seni yaratan Rabbi nin adıyla oku!.." (Alak-1) emriyle başlayan ilk mesajlarda üç anahtar kavram var: Oku, öğret, kalemle yaz. Bu kavramlar, cahiliye karanlığının ancak bilgi güneşi ile dağıtılabileceğini anlatıyordu. Çünkü bilgi, hayatın mânâsını bilerek yaşamayı öğretir. İnsanı şuurlu hale getirir.

Allah Rasulü (SAV) ilk davetini gizlice, tek tek ve en yakınlarından başlayarak yaptı. Üç yıl sonra da açık davet dönemi başladı. Yarasaların ışıktan rahatsız olduğu gibi, Mekke müşrikleri de İslâmiyet güneşinden rahatsız oluyorlardı. İnsanları İslâm dan uzaklaştırabilmek için denemedikleri yöntem kalmadı. Alay, hakaret, işkence, şiddet, ambargo.

Fakat, hiçbir engel Müslümanları dinlerinden döndüremedi. Bilâller, kızgın taşlar ve kırbaçlar altında inlerken bile "Allah bir... Allah bir..." demekten vazgeçmiyorlardı. Bu samimiyet, sadakat ve azim, zafer ve fetih günlerini müjdeliyordu. Çünkü, Allah ın yardımı onlarla birlikte idi.

Sahabe, bu sadakat ve kararlılığı Allah Rasulü nden (SAV) öğrenmişti. Müşrikler, Yüce Rasüle (SAV) "baş olmayı, zenginliği, en güzel kadınları" teklif ettiklerinde şu dâvâ kararlılığı ile karşılaşmışlardı:

"- Siz ne diyorsunuz! Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz bile ben davamdan vazgeçmem."

Müslümanlar, Medine ye hicret ettiler, fakat davalarından vazgeçmediler. Müşrikler, Medine de de Müslümanları rahat bırakmadılar. Bedir, Hendek, Uhut savaşları bu sebeple yapıldı. Allah Müslümanlara yardım ediyordu. Müşrikler aciz kaldılar. Sonunda barış istediler. On  sene geçerli olmak üzere Hudeybiye barışı yapıldı. Fakat, anlaşmayı bozan yine müşrikler oldu. Müslümanların himayesindeki kabilelere saldırdılar. Can ve mala kastetmeye başladılar.

Allah Rasulü (SAV) bu ihanet çetelerine karşı hazırlık yaptı, 10.000 kişilik ordu hazırladı. Seferin Mekke üzerine olacağını son anda açıkladı.

Mekke yakınlarına geldiklerinde 12.000 kişi olmuşlardı. Gece, ordusuna tek tek ateşler yaktırdı.Olup biteni öğrenmek için Mekke dışına çıkan müşriklerin, bu muhteşem ordu karşısında gözleri korktu.  Müslümanlarla savaşı göze alamadılar.

Allah Rasulü (SAV) dört ayrı yoldan Mekke ye girdi. Hiçbir engelle karşılaşmadı. Kan dökmeden Mekke yi fethetti. Ebu Süfyan, hanımı Hind le birlikte bu manzarayı kapı aralığından takip ediyor ve şöyle diyordu: "Muhammed, Mekke ye girmeden önce gönüllere girmiş."

Mekkeliler, canları konusunda endişeye düşmüşlerdi. Allah Rasulü (SAV) onları topladı ve şöyle seslendi: "Hepiniz Allah ın kullarısınız, hepiniz hür ve serbestsiniz." Sonra Kabe ye gitti, Allah a şükür ve dualar etti. Bilâl, Kâbe de ezan okudu. "Allahüekber..." nidasını göklere yükseltti. Tevhid akidesinin merkezi olan Kâbe, özgürlüğüne kavuştu.

İslâm, Mekke nin fethiyle müşriklere karşı kesin bir zafer ve üstünlük kazandı. Kırbaçlar altında "Allah birdir..." diyenlerin davasının büyüklüğü bütün dünyaya ilan edildi. Kilitli gönüller İslâm a açıldı. Mekke de insanlar bölük bölük İslâm a girmeye başladılar. Müslümanlara karşı en büyük düşmanlığı besleyenler arasında yer alan Ebu Süfyan, Hind, Vahşi gibi kişiler bile Müslüman oldu.

Müslümanlar, Mekke den zayıf ayrıldılar, fakat güçlü döndüler. Kölelik statüsünde bulunanlar, efendilik mevkiine yükseldiler.

Tarih boyunca zafer, davasında devam edenlere, yılmayanlara, hedefe kilitlenenlere, vazgeçmeyenlere gülmüştür. Bunun en ideal örneğini Mekke nin fethinde görüyoruz.