Yakın zaman değil epey bir zamandır medya savaşları kıyasıya sürüyor. Bu savaşlar Abdi İpekçi nin öldürülmesiyle gazeteciliğin yeni dönemi başlıyor. Medyanın gazetecilerin denetiminden çıkıp holdinglerin ve sermayenin denetimine geçmesiyle kızışarak ilerliyor.

Dönemin iktidarları bir noktaya odaklanan ve giderek güçlenen medya gruplarını etkisiz ya da güçsüz kılmak için kendilerinin desteklediği gruplar oluşturmayı denemişlerdir. Bunlar kısmen başarılı olmuş gibi görünseler de zaman içinde onlar da etkisizleştirilmişlerdir. Medya bugün için önemli ve en etkili bir güç haline gelmiştir.

Simavi medya grubunun belli bir noktada toplanması ve sermaye ile doğrudan bağlantılı hale gelmesi, basın tarihimiz açısından en şanssız dönemdir. Yeni dönemde medya, sorumluluk alanının dışında bazı işlevler de üstlenmiş bulunuyor. Medya çıkar kavgalarının bir aracı haline geldi. Bir iktidar zamanında, belli medya grupları bazı kampanyalar yürütüyorlar. Ellerinin altında malzeme biriktiriyorlar, gerektiği yer ve zamanda ortaya çıkarıyor bir kampanya başlatıyorlar. Basın tarihi açısından bu çok olumsuz bir durum. Darbelerle eş değer.

Geçmiş iktidarlar kendilerini daha rahat hissedebilmek için medya grupları oluşturmuşlardır.

İslâmi duyarlılıklı gazetelerin büyümesi engellenmiş, onlar belli bir noktada ve kontrol altında tutulmuşlardır. Sıçrama yapanlar ise anında etkisizleştirilmişlerdir.

Üzerinde durulması gereken, medya ve basın tarihi açısından bu son otuz kırk yıllık dönemde etkisizleştirilen medya gruplarına bir göz atmak gerek. Karamehmetler Grubu belli bir sınırda tutularak etkisiz hale getirilmiştir.

İzmir merkezli Dinç Bilgin Grubu, Selanik özlüdür. İzmir den İstanbul a taşındıktan sonra kendine yer edinmiş ve belli bir mesafe almıştır. Fakat bu grup, merkezi elinde tutan grup ile kıyasıya bir çekişmeye girmiştir. Belki de sermaye veya holdingler açısından bir yere dayanamadığı için belli bir yere kadar gelebilmiştir. Bir de bu grup medya pastasının büyük bir bölümünü ele geçirmese belli bir yerde kalsa müsamaha gösterilebilinirdi.

Uzan lar medyada 1960 lı yallardan beri vardılar. Fakat Turgut Özal döneminde büyüdüler. Onların Balkanlar kökenli oluşu, başlıca bir sorun. Doğrudan bir bağlantıları yok. Kimle mi, onu içimizde tutalım. Uzanların 1965 Yeni Gazete, 1967 de çıkardığı Yeni İstanbul gazetelerinde Masonlar hakkında yoğun bir kampanyaları var. Onları deşifre edişleri söz konusu. Bu da af edilmiş değil. Uzanları bekleyen tehlike hem ekonomik güçlenme, hem de giderek yayılmaları bir tedirginlik oluşturdu. Sermayesi denetlenemez ya da istenilen yere çekilemediğinden bertaraf edilmeleri gerekmekteydi. Onlarla ilgili bir süreç başlamıştı. Uzanlar bu tehlikeyi sezdiklerinden siyasaya girdiler. Belki bu yolla tehlikeyi savuşturabilirlerdi. Siyasa da denetim altında olduğundan bir yerde bırakıldılar. Uzan ların yok edilmesi kampanyası başlayınca, Akepe nin dörtlülerinden biriyle çok iyi görüşen, MSP il başkanlarından bir dostuma bu konunun yanlışlığını, gelecekteki tehlikeleri anlattım. Nedenlerini de. Bunlar medyayı tek ele mahkûm edecekler, canavarı tekleştirecekler ve büyütecekler. Bu, bumerang olup kendilerine dönecek. Dediğimde ben bunu iletirim demişti. İletmiş. Tabii, denetim başkalarında olunca bu girişimlerin bir yararı olmuyor. Dörtlülerden biri de bu konuda kendilerini aşan bir şey olduğunu ve kendilerinin dinlenmediğini, birilerinin bu konuda karar verdiğini yakınarak söylemişti.

Evet medya bir canavara dönüştü. İstediğini istediği anda yok edebiliyor. Bir kampanya yetiyor. Nasılsa iktidardakilerin ayak bağları çok. Cumhurbaşkanlık seçimi sırasında da bu fark edilmiş olmalı.

Üstelik bu medya grupları alt edilirlerken o grupların en verimli kurumları belli bir gücün eline geçiyor. Star televizyonu, Yapı Kredi Bankası ve daha niceleri.

Asil Nadir Türkiye de yatırım yapıp, özellikle beyaz eşya ve otomotiv sektörüne girip medyada da var olunca bir hamlede yok edildi. Medyası da kurumları da elden çıktı.

Medya savaşlarında hep birileri kazanıyor. Ama kaybeden Türkiye oluyor maalesef.