Yaklaşık 35 yıldan beri muntazaman makale yazmaktayız. Biz mesleğin tabirince “köşe yazarı”yız. Bizi yakından takip eden okuyucularımızın da değerlendirdiği gibi, biz “farklı” bir köşe yazarıyız. Yazdıklarımızın yüzde 90’ı kalıcı yazılardır. Yani 50 sene sonra da okunsa aktüalitesi geçmez. Bu, bizim planlı bir tercihimiz. Şu anda yaklaşık 20-25 yıldır yazılmayı bekleyen nice konular var. Ya henüz bulamadığımız bir bilgiden dolayı, ya da zamanı gelmediği için bekletiyoruz. “Şu şunu dedi, bu bunu dedi” türünden bildik, tanıdık makale yazmaya kalkışsak, inanın günde on makale yazarım. Ancak bizimki o türden değil…

Yıllar önce, gazeteden arkadaşlar makale yazmamızı teklif ettiklerinde, üç dört ay müsaade istedim. O arada evvela TCK başta olmak üzere hukukî mevzuatı inceledim. Ne olur ne olmazdı, mayına çarpmak da vardı. Durup dururken başımızı derde sokmaya gerek yoktu. Tedbir aklın yarısıydı. Biz de “hukuken” kendimizi emniyete almaya baktık. Sonra tanınmış köşe yazarlarının yazdıklarını okudum. Osmanlıca gazeteler üzerinde araştırma yaparken makale yazarlarının yazdıklarını da okumuştum. Muhtelif konular için hemen hemen belli başlı bütün gazeteleri taramıştım. Mesela, Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet, Akşam gibi gazeteleri. O arada o gazetelerdeki köşe yazılarını da okumuştum. Şimdi ise iş ciddiye binmişti. Kolları sıvadım ve belli başlı köşe yazarlarını bir de “alıcı gözle” okumaya başladım. Namık Kemal’den Ömer Seyfeddin’e, Ziya Paşa’dan Mehmet Âkif’e… Derken 1950’den sonrasının köşe yazarları, Peygami Safa’dan Ahmet Kabaklı’ya, Abdi İpekçi’den Uğur Mumcu’ya, Ergun Göze’den Şevket Eygi’ye… Çok geniş bir yelpaze… Okudum, okudum. Derken, “Bismillah” diyerek yazmaya başladım ve elhamdülillah kendi tarzımızı ikame ettik.

Okuyucularımızın teşviki ve yayınevlerinin teklifi ile makalelerimiz kitaplaşmaya başladı. Yakın tarihle ilgili yazılarımız; Saklanan Gerçekler, “Gizli” Tarih, Doğru Tarihe Doğru (Tuğra Yayınevi), Tarihimiz Üzerine Oynanan Oyunlar (Türdav) isimleriyle kitaplaştı. Ayrıca bir kitap dolduracak kadar yazılarımız 12 ciltlik “Yakın Tarih Ansiklopedisi”nin sayfalar arasında, bölümlerinde yer aldı. Bunlar Nisan 1992’ye kadarki yazdıklarımızdı.

Nisan 1993’ten itibaren Millî Gazete’de yazmaya başladım. Bu tarihten Nisan 2008’e kadar yazdığımız makaleleri on kitap halinde derledim. Bunlardan; İman Yolu, İslam Yolu (Yeni Devir); Peygamber Yolu, Cihat Yolu, İslam Çağı Başlıyor (Çığır/Ravza) isimleriyle yayınlandılar. Şu beş kitap da basılmayı bekliyor: Kardeşlik Yolu / Birlik Yolu, Sesli Düşünceler, Bu Ülkeye Sahip Çıkalım, Dünden Bugüne Müslümanlar Üzerine Oynanan Oyunlar, Takva Yolu…

Daha önceleri de belirttiğim gibi, Nisan 2008-Nisan 2015 tarihleri arasında yaklaşık 7 yıl mesleğe ve yazmaya ara vermiş, bu müddet zarfında icazetli âlimlerden medreselerde okutulan şer’i ilimleri tahsil etmiş ve bütün sıra kitaplarını okumuştum. Bundan maksadım, kaynak kitaplara doğrudan ulaşmak ve istifade etmekti. Allah’a şükür, bu tahsil devresinin benim için büyük kazanç olduğunu düşünmekteyim. Hocalarımdan Allah razı olsun.

2015 yılından beri muntazaman yazmaktayım. Bu yazılarımızı da belli bir isimle değil de yıl itibariyle bir araya getirdik. Kalıcı olan yazıları ayırdık. Böylece 2015, 2016, 2017, 2018, 2019, 2020 ve işte bu 8. ay da bitmek üzere 2021 yılı yazıları… Yani 7 kitap… Bunlar da beklemede…

İnsanlarımızın akıllı telefonların sihrine kapılıp, sosyal medya büyüsü ile okumayı terk etme temayülünde olması benim gayretimi engellemiyor. Muhtelif siyasî görüş mensuplarıyla konuşuyorum. Bakıyorum, gazete, dergi, kitap okumuyorlar, fikrî derinlikleri yok. Üzülüyorum, ancak bu da benim gayretimi etkilemiyor ve moralimi bozmuyor. Benim işim yazmak, tarihe not düşmek. Bizi bilenler fark etmiştir. Kitaplarımızın ve yazılarımızın iki ana fikri var. Birincisi: Biz müminlerin aslî vatanı ve mekânı cennet, inşallah. Oraya layık olabilmek. Bunun için de sağlam iman ve itikat şart. Bununla donanmalıyız. İkincisi: Rabbimiz bize bu dünya hayatı için bu vatanı lutfetmiş. Bunu korumalıyız. Dostumuzu, düşmanımızı tanımalıyız, bu vatanı koruma bilgilerini elde etmeliyiz. Bu vatan toprakları üzerinde cereyan eden hâdiseleri ve bu hâdiselerin içyüzünü bilmeliyiz. Seyirci kalırsak, merhum Erbakan Hoca’mızın dediği gibi vatan toprağı ayağımızın altından kayıp gider… Rabbim ömür verirse yazmaya devam edeceğiz, inşallah…