Ramazan ve kurban bayramlarını kutlamak İslam’ın şiarı ve Müslüman olmanın göstergesidir

Ramazan ve Kurban bayramlarını kutlamak Müslüman olmanın göstergelerinden ve İslam’ın şiarlarındandır.
Müslümanlar Medine’ye hicret ettiklerinde Medine halkı Nevruz ve Mihrican adında ateşperest İran menşeli iki bayramı kutluyorlardı. Resûlullah (s.a.v.) Cahiliye kalıntısı olan bu iki bayramın kutlanmasını yasakladı ve şöyle buyurdu: “Allah sizin için o iki günü daha hayırlı iki günle, Kurban ve Ramazan bayramlarıyla değiştirmiştir.” (Ebû Dâvûd; Nesâî)
Ramazan Bayramı’nın Arapça adı “idul fırt” yani “iftar etme, yeme bayramı”dır. Zira bizler bir aylık bir orucun, yememenin ve bu ayı -elden geldiğince- ibadetle geçirmenin ardından Yüce Allah’ın rahmetine nail olma ve cehennem azabından azat olma ümidiyle iftar eder, cehennem azabından kurtuluş ümidinin sevinciyle bayram havasını yaşarız. Diğer taraftan Ramazan-ı Şerif içerisinde bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’nin de bulunduğu eşsiz bereketlerle ve ihsanlarla dolu bir aydır. Bu aya kavuşmak, bu ayda oruç tutmak ve diğer ibadet ve taatlerde bulunmaya güç yetirmiş olmak bizlere bayram sevinci yaşatacak en önemli manevi kazanımlardır.
Bayram gecesi namaz kılma vaktine kadar evlerde, mescitlerde, sokaklarda tekbir getirmek sünnettir. Bu hem mukim ve hem de yolcular için de aynıdır. Zira Resûlüllah (s.a.v.) evinden çıkarken tekbir getirerek çıkardı. Namazla birlikte tekbir kesilir.
Bayramlarda eğlenmek sünnettir. Nitekim Hz. Aişe (r. anha) annemizin anlattığına göre bir bayram esnasında Habeşistanlı bir grup Peygamber mescidinde kılıç kalkanla gösteri yapmış ve Hz. Aişe (r.a.) annemiz de bunları Hz. Peygamberin arkasına saklanarak izlemiştir. Bu hadis-i şeriften hareketle İslam âlimleri bayramlarda eğlenmenin dinin önemli şiarlarından, alametlerinden olduğunu belirtmişlerdir.
Allah Resulünün devrinde ilk olarak kutlamalar Peygamber (s.a.v.) Efendimizin evinin önünde başlardı. Zira o, aynı zamanda en büyük mülki amir yani devlet başkanıydı. Peygamber (s.a.v) Efendimizin ev halkı da içeride bu kutlamalara iştirak ederlerdi. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz bayram için yıkanır ve en güzel elbisesini giyerek insanların içine çıkardı. Sahabe-i kiramın ve selaf-i salhinin uygulamaları da bu yönde idi.
Kadınlar ise süslü elbiselerle ev dışına çıkmamalıdırlar. Şunu da belirtelim ki, bayram kutlama ve eğlenceleri asla bir haramın işlenmesine yol açmamalıdır. Eğlenmeye evet ama mübah olan eğlenmeye. Haramlara bulaşma ise her zaman haramdır. Bunun bayram istisnası yoktur. Özellikle kadınlı-erkekli kutlamalar kesinlikle haramdır. Yine bayram görmelerinde birbirine nikâhı düşen erkeklerle kadınların birbirleriyle tokalaşması, öpüşmesi, bir arada yiyip içerek eğlenmeleri kesinlikle haramdır. Daha Ramazan-ı Şerif’ten çıktığımız ilk gün bu tür haramlara dalarak oruçlarımızın sevaplarını iptal etmeyelim.
Hanefî mezhebine göre kendilerine Cuma namazı farz olanlara, Cuma namazının vücub ve eda şartları içinde, Ramazan ve Kurban Bayramı namazlarını kılmaları vaciptir. Yalnız bayram namazlarında hutbe vacip değil, sünnettir. Dolayısıyla bayram namazları tek başına veya evde cemaat yapılarak kılınamaz. Ama isterlerse bu vakitte dört rekât nafile namazı kılarlar. Bu, kuşluk namazı yerine geçer ve sevabı büyük olur.
Şafiî’lere göre bayram namazları müekked sünnetlerdir. Bir rivayete göre de, farz-ı kifayedir. Cemaatle kılınması daha faziletlidir. Yalnız başına da hutbesiz olarak kılınabilir. Bunu misafirlerde, kadınlarda yalnız başlarına kılabilirler. Güneşin doğuşundan zeval vaktine kadar kılınabilir.
Malikîlere göre bayram namazı müekked sünnettir. Bir görüşe göre de, farz-ı kifayedir. Hanbelî mezhebinde de farz-ı kifayedir.
Bayram, sadece bayram namazından ibaret değildir. Onun için her bayram olduğu gibi erken kalkmak, yıkanmak, misvak kullanmak, gülyağı ve benzeri hoş koku sürünmek, giyilmesi mubah olan elbiselerden en güzel ve temizini giymek, Yüce Allah’ın nimetlerine şükür için neşe ve sevinç göstermek, karşılaşılan mümin kardeşlere karşı güler yüz göstermek, elden geldiği kadar fazla sadaka vermek, bayram gecelerini ibadetle geçirmek müstehabdır. Yine Ramazan Bayramı’nda, bayram namazından önce hurma gibi tatlı bir şey yenilmesi müstehabdır.
Bayram günlerinde Müslümanların birbirlerini tebrik etmesi ve görüştüklerinde birbirlerine: “Gaferellahulena ve leküm / Allah Teala bizi de ve sizi de bağışlasın”, yahut: “TakabbelellahuTealâminna ve minküm / Yüce Allah bizden ve sizden kabul buyursun” şeklinde duada bulunması da mendubdur.
İslam tarihinin hiçbir döneminde karşılaşmadığımız bu manevi beladan bir an önce kurtulmayı ve bir dahaki bayramı özgür Kudüs’te kutlamayı Rabbim bizlere ikram etsin.
Bu vesile ile tüm İslam âleminin ama özellikle de vefakâr Milli Gazete okurlarının bayramını tebrik ediyor, dualarını bekliyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?