Reklamı Kapat

Virüs dünya düzeni mi, Adil Dünya Düzeni mi?-29

Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!(*) Evet, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Başımıza gelen bu musibet kendimizden kaynaklı olarak başımıza geldi ama bu musibetin gelmesi Allah’ın iradesi ile gerçekleşti. Niçin böyle oldu?

Cevabı aslında çok net; tüm dünyada her şey yanlış olduğu için. Ekonomiler faize dayanarak yürüyor. Faizsiz ekonomi kimsenin aklına bile gelmiyor. Hatta alnı secdeden kalkmayan siyasetçilerimiz bile çözümleri bankaların kredi vermesinde arıyor, özel bankaları da sıkıştırıyorlar. Hiçbirisi demiyor ki; “Bizim başımıza gelen bu olayla kendimize gelelim. Allah’ın haram ettiği faizli sistemden artık kurtulalım. Faizsiz çözümler üretelim.”

İşçilik sistemi tüm dünyaya hâkim. Sabit maaş, sabit kira, sigorta primi ile emeklilik, kıdem tazminatları gibi saçma sapan mekanizmalarla denge kurulmaya çalışılıyor. İşte geldi kriz. Hadi verin bakalım sabit maaşları, hadi bakalım verin sabit kiraları. Hadi belirlediğiniz asgari ücretlerle insanlar çalışsın. Hadi bakalım, vergiyi nasıl alacaksınız? Adil Düzen’de ve ortaklık sisteminde tüm bunların çözümleri varken hâlâ işçilik sistemini uygulamaya devam ediyorlar, hâlâ çözümleri orada arıyorlar. Birisi de demiyor ki; “Ya bizim bu sistem yanlış. Kriz dönemlerinde bu sistem batıyor. Adil Düzen diye bir sistem vardı, ona bir bakalım. Akevler ne diyormuş, bir onları dinleyelim, bize bir çözüm getirebilirler.” Bunu demedikleri gibi “Akevler’in çözümleri pratik değil” diyorlar. Pratik çözüm düşük faizle kredi vermek mi? Pratik çözüm işçileri ücretsiz izne göndermek mi? Pratik çözüm kısa çalışma ödeneği mi?

Zina tüm dünyaya hâkim. Aile yaşantıları berbat. Evlilikler bitmiş. Boşanmalar artmış. İnsanların evlenmeleri ve boşanmalarına karışıyorlar. Evlenmek isteyenlerin evlenmesi belediyenin iznine bağlı, boşanmaları da mahkemenin iznine bağlı. İnsanın iradesi nerede burada? İsteyen istediği ile evlenir, kime ne? İsteyen de boşanır. Zorla mı bağlayacaksınız? İşte bugün bunları yapıyorlar. Zorla bağlıyorlar. Boşanmayı o kadar zor hale getiriyorlar ki, insanlar evlenmekten korkuyor. Bir de erkeğe nafaka yükünü veriyorlar ki, erkekler evlenmekten kaçsın. Peygamber’in tuvalete hangi ayağı ile girdiğinin sünnetine bile dikkat edenler çok eşli olan aile yaşantısını örnek almak şöyle dursun, başka birinde bunu duydukları anda tüyleri diken diken oluyor. Hırçınlaşıyorlar ve tüm topluluk bir anda buna düşmanlık etmede ortaklaşıyor, birbirlerine destek oluyorlar, saldırıyorlar, dışlıyorlar ama birinin zina yapması, kaçamakları normal görülüyor. İnsanlar hacca gidiyorlar, Suud’ların lütfedip onlara izin vermesi ile hacca gidiyorlar. Suud’lar izin vermezse gidemiyorlar. Yani Allah’ın emrini yerine getirmeniz Suud’ların izniyle oluyor. Buyurun, araya nasıl da soktunuz birilerini. Kur’an; “Allah’ın mescidlerinde O’nun isminin zikredilmesine mani olandan daha zalim kimdir” diyor. “Onlar için dünyada rezillik ve ahirette de azim azab vardır” diyor. Zaten hac haclıktan çıkmış, turizm haline gelmiş. Asıl amaçları yerine gelmeyen bir hac olursa işte Allah böyle çarpar, bu haccı bitirir. Eskisi gibi olursa daha beter olur, yerle yeksan eder. İnsanlar namaz kılıyorlar, camilere gidiyorlar, namaz kıldırma memurlarının arkasında namaz kılıyorlar. Ya kimse bakmıyor mu Kur’an’a, kimse bakmıyor mu Hazreti Peygamber’in hayatına. İslamiyet’te din adamı kavramı var mı? Kur’an hayatın dışına atılmış. Geriye sadece ritüeller kalmış, Kur’an hayatımızı düzenleyen bir kitap olmaktan çıkmış. Allah sizi neden korusun? Allah buna ne kadar müsaade edecek, bu dejenerasyon nereye kadar sürecek sanıyorsunuz.

Deveye sormuşlar hikâyesi tam da nasıl uyuyor günümüze. Bu salgın Allah’ın bir uyarısıdır. Mevcut düzenlerdeki yanlışları görmemiz için bir uyarı yaptı. Eğer yanlışları görür de yaşamımızı, sistemlerimizi Kur’an’a göre, Allah’ın istediklerine göre düzenlemezsek daha da beter çarpacak, hepimizi süründürecek. Biz de o zaman Musa’nın dediğini diyeceğiz: “İçimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helak mı edeceksin?” (A’râf Sûresi, 155. ayet)

(*) M.Lütfi Hocaoğlu. Tıp doktoru ve bilgisayar mühendisi. Hastane yöneticisi. Hastalarından kaptığı koronavirüs sebebiyle iki hafta hasta yattı, yani hastalığı bizzat yaşadı ve hastalarıyla süreci yaşamaya devam ediyor. Kendisi aynı zamanda 21 yıllık “Adil Düzen Çalışanı” arkadaşımızdır ve bu çalışmalarımız her gün yapılıyor. Bugün köşemi ona ayırdım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket 20-65 yaş arasında birisi olarak Maske alabildiniz mi?