Arınma Mevsimi -1-

Bedenlerimizde, ailelerimizde, beldelerimizde, ülkemizde, bölgemizde, tüm dünyada gittikçe çoğalan, çeşitlenen sıkıntılar yaşıyoruz. Hastalıklar, savaşlar, suçlar, kan, gözyaşı...

Tabii afetler (deprem, heyelan, çığ vb.), sosyal afetler (fuhuş, lgbt, boşanmalar, intiharlar, düşmanlıklar, çatışmalar...), ekonomik afetler (faiz, geçim sıkıntıları, gelir dengesizlikleri, üretimsizlik...), siyasi afetler (düşmanlıklar, bölünmeler, sömürüler,savaşlar...). Belalar sağanak halinde yağıyor,bizi kuşatıyor... Hepsini “zulüm” kavramıyla izah edebiliriz. Bütün bu afetler sebepsiz değil. Çok çeşitli olsalar da sebebi müminlere göre tektir, birdir. Hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim ayetleri ve Resulullah’ın hadisleri bunu açıkça bildiriyor: “Tüm sıkıntıların sebebi; isyanlarımız, günahlarımızdır.” “Başımıza gelen musibetler ellerimizle kazandığımız günahlar nedeniyledir. Çoğunu da affeder” (Şura/30). Hz. Ali (r.a.): “Bu ayet en ümit verici ayettir. Dünyada azap verince, ahirette vermez.” “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır” (Rum/41). “Dünya meşakkatler yurdu.” “Dünyada rahatlık yoktur” buyrulmuş. Efendimiz (s.a.v.) de bir cümleyle özetlemiş, bu gerçeği: “Dertlerimiz (sıkıntılarımız), günahlarımız, devası/ilacı da istiğfarımızdır.” “Dünya malı/muhabbeti ümmetimin en büyük fitnesi.” Tabiinden, bilge insan Hasan-ı Basri Hz. de kendisine çözümü için getirilen çok farklı sorunlara aynı ilacı/çözümü tavsiye edermiş: “Gidin istiğfar edin, tevbe edin.” İmamı Gazali Hz. de: “İbadetler ilaçlardır” buyurmuş. O halde tüm bu sıkıntılardan kurtulmak için çokça istiğfara, tevbelere muhtacız. Yaşadığımız tüm sıkıntılar aynı zamanda bizim arınmamıza vesile olabiliyor. Yani “dertlerimiz bize derman” olabiliyor... Tevbe kapısı, son nefese kadar açık olan ilahi rahmet kapısıdır. “Şirk” hariç tüm günahlar affedilebiliyor.

Adem (A.S.) da hata yaptı. İblis de. Adem (A.S) tevbe, istiğfar etti, affedildi. İblis itiraz etti, lanetlendi. Melek değiliz. Kullarız, sorumluyuz. Sevaba da günaha da elverişliyiz. “Doğrusu, hem (günahlardan) temizlenen hem de Rabbinin adını (tesbih, tehlil, tekbirle) anıp, namaz kılan mutluluğa/kurtuluşa ermiştir” (87 Âla/14-15).

“Nefsini arındıran kurtulur, günahlarla örten zarar görür.” (91 Şems/9-10)

“Hepiniz (şirkten, günahlardan...) tevbe ediniz ki kurtulasınız.” (Nur/31)

“Allah-u Teala çokça tevbe edenleri,çokça temizlenenleri sever.” (Bakara/222)

“Dertleriniz/hastalıklarınız günahlarınız, devası ise istiğfarlarınızdır.” Efendimiz (s.a.v.)

“Temizlik imandandır.” “İmanın yarısıdır.” Efendimiz (s.a.v) aynı zamanda “müzekki”ydi. Hastalıklar, tüm sıkıntılar (tabii, sosyal...) tümü günahlarımız nedeniyle oluşuyor. Bizi de arındırabiliyor.

Temizlik hem maddi, hem de manevidir. Beden, elbise, vücut, mekân, çevre temizlikleri maddi temizliklerdir. Namaz, abdest, boy (gusül) abdesti hem maddi hem de manevi temizliktir.

Başta şirk, küfür olmak üzere tüm günahlarımız birer manevi pisliktir. “İşlenen her günah, hem meleklerce kaydedilir” (Kaf/18) hem de kalpte bir leke/siyah oluşturur. İstiğfar olmazsa leke büyür, kalbi kaplar. İstiğfarla ise temizlenir. “Kötülüklerimiz misliyle yazılırken, iyiliklerimiz bire ondan yedi yüze daha da katlanarak yazılıyor.”

Her günahın arkasından tevbe ve iyilik yapılınca silinir. İyilikler, kötülüklerimizi siler, yok eder. Haramlar, kalbimizi kirletir, karartırlar. Farzlar, sünnetler ise hem arındırır, hem de güzelleştirir, düzeltir, aydınlatır. Aydınlanan, arınan kalp hakkı batılı, doğruyu yanlışı fark eder, seçer. Kalp günahlarla da, dünya sevgisiyle de kirlenir.

Vücut organlarımız (dil, kulaklar, gözler, eller ve ayaklarımız)ile günah da işleyebiliriz, sevap da. Bunlar bize emanet. Emanetleri ya iyiye ya da kötüye kullanabilme kabiliyetimiz/kapasitemiz var. (Fücur, takva) Bu organlarla işlediğimiz haramlar ve mekruhlar kalbimizi kirletir, karartır. Yalan, gıybet, batıl söz vb. göz, kulak zinası, malayani, dövme, hırsızlık, öldürmek gibi haramlar açık, zahir/görülen haramlardır. Bir de görülmeyen haramlar vardır; yeri de kalptir. (Şirk, haset, kibir, hırs, riya, ucup, vehn (dünya musibeti), kin, düşmanlık, cimrilik, vb. Bu haramlar/günahlar da kalbi doğrudan kirletir, karartır. İfsad eder.

Gerek maddi, gerekse manevi temizlenmeye /arınmaya muhtaç olduğumuz açıktır. 

Melek değiliz. Günaha da sevaba da elverişli/yetenekli yaratılmışız... Sınavdayız. Seçimdeyiz. Aklımız/ irademiz muhakeme kabiliyetimiz var. Sorumluyuz. Kuluz. Günlük kirlenmemeye çaba göstermeliyiz; kirlenince de temizlenmeliyiz, hemen. Geciktirmeden. Ölüm her an...

Tevbeler, Rabbimizi sevindiriyor. Günahlarımızı bile sevaba çeviren Kerim bir Rabbimiz var.

Emirler/farzlar ve haramlar/yasaklar sebepsiz, anlamsız değil. Allah-u Teala Rabb’dır. Hâkim’dir, Âlim’dir. Anlamsız, yararsız emri de yasağı da işi de yoktur... O’nun (c.c) için yarar ve zarar söz konusu değildir. Hükümler biz insanların zararlardan korunmamız, yararlarımız içindir. İnsan ve cinlerin dışında her şey, herkes, tüm âlemler secdede, zikirde, tespihte, itaattedir. İnsan ve cinlerin emanet/kulluk/sınav nedenleriyle hem itaate, hem de isyana izin verilmiştir...

Unutmayalım ki; Kur’an “Şifa”dır, “Rehber”dir, “Yol”dur, “Kanun”dur, “Nizam/düzen”dir.”Hayat tarzı”dır. İlaçları, temizlik nedenleri, araçları da parayla değildir. Lütfundandır, ücretsizdir. Ne yazık ki, “Ey müminler haydi toptan tevbe edin ki, kurtulasınız” komutunu verecek bir başımız yok... Bizden başka başsız ümmet var mı?

Üç aylar yıllık manevi bakım mevsimidir. Yılın ilk baharıdır. Yeniden muhasebe, bakım, onarım, temizlik mevsimi. Bir de sanki yılın kalan zamanı için enerji(manevi) birikim mevsimi. Manevi bir şarj mevsimi.

Kerim Rabbimizin rahmetinin, lütfunun daha da yoğunlaştığı mevsim... Bir fırsat, bir imkân, bir lütuf...

Temizlik, bakım hem biz insanlar hem de tüm eşya için gerekli, zaruridir. Kullandığımız eşya, cihazlar kirlenir, bakıma temizlenmeye muhtaçtır.

Her an günaha elverişli olduğumuzdan her gün muhasebeye ve istiğfara ihtiyacımız var. Yazıcı melekler her an (uyku hariç) kayıttalar. Rabbimiz her an, her şeyi gözetlemekte, görmekte, bilmekte, yaratmada, her an her şeye tasarruf etmektedir. O (c.c.) Melik’tir, Şehid’dir, Âlim’dir, Semi’dir, Habir’dir. Bize şahdamarımızdan daha yakındır. Zaman ve mekândan, yönden, benzerlikten yücedir...

Tasavvuf, tarikatlar, tekkeler; nefsi tezkiye/kalbi tasfiye, ahlakı güzelleştirme, insanı terbiye ile Rabbimize yaklaştırmak içindir. Olmalıdır. Bu ise ancak, Sünnet-i Resulullaha uymakla mümkün olabilir.

İnsan güzel ahlakla bezenir, nefsi temizlenir/kalbi tasfiye edilirse yaşanılan tüm dertlerimiz/ sıkıntılarımız/sorunlarımız çözüme kavuşabilir.

Hastalıklarımız da suçluluklarımız da giderek artıyor. Hem maddi, hem de manevi afetler sağanak halinde başımıza yağıyor, nefes alamıyoruz. Cinnet halindeyiz... Çünkü isyanımız gittikçe artıyor, musibetlerden ders alıp, tevbe etmiyoruz... Azgınlaşıyoruz. Tüm geçmiş kavimleri, azgınlıkları helak etmişti. Biz de ümmeti Muhammed olarak “tefrika” azabıyla yanıyoruz.

Virüslerden korkup kaçtığımız gibi günahlardan da kaçabilsek, korunabilsek aradığımız huzura varabiliriz. Haram ateştir. Tüm ideolojiler başta Siyonizm olmak üzere birer “virüs”türler. İlaçları ise İslam’dır. Biz de ilaçtan kaçıyoruz?!  

Allah indinde tek geçerli din olan İslam’ın (Al-i İmran/19) temeli iman; imanın yarısı ise temizliktir. “Din” de Rabbimizin biz insanların dünyada ve ahirette mutlu olabilmemiz için bize ezelde/ruhlar âleminde teklif edip, bizim de kabul ettiğimiz (kalu bela) “kulluk sözleşmemizde” emir ve tavsiye edilen “hayat tarzı”, “doğru yol” ve düzeni/yasalarıdır. Bu sözleşmemizle deneniyoruz. Sınavdayız. Dönüşümüz O’na (c.c.)...

Rabbimizin emir ve yasaklarına uymamızda bizim için yararlar, aykırılıktaysa zararlar var. O’nun (c.c.) için yarar-zarar söz konusu değil. O (c.c.) Samed’dir (İhlâs). Bizler ise muhtaçlarız... Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi, “ilahi şeriatın/kanunların rahmet, maslahat, adalet ve hikmet olduğunu” beyanla, “hikmetsiz (anlamsız, nedensiz, gereksiz, yararsız) hiçbir söz, hüküm ve işin olmadığı”nı vurguluyor. (Şeriatın Amaçlarını Anlamak adlı eserinde.)

Merhum Doç. Dr. Ruhi Özcan Hoca da “ibadetlerde şekillerle, anlamlar arasında doğrudan bir ilişki, paralellik, uyum olduğunu” ifade ederdi. Abes (hikmetsiz) hiçbir şey yoktur.

Uzaklaştığımız İslam’dan başka yol, düzen, çıkış, çare, ilaç yoktur. “Kur’an şifadır” (İsra/82). İstiğfarlara, tevbelere, cihada hava ve su kadar muhtaç olduğumuzu anlayabilmek ve “(Kur’an’ı bırakıp) Nereye gidiyorsunuz?” (Tekvir/26) uyarısını işitebilmemiz, “lebbeyk” diyebilmemiz dileklerimizle... Haydi kaptanı Hz. Muhammed (s.a.v.) olan İslam gemisine! Yoksa batıyoruz...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?