Her insanın bir görev ve sorumluluğu var. Kişiden kişiye değişir bu. Her tutum yapanın konumunu ve durumunu belirler. İnsanın baş sorumluluğu kendinedir. Yaratılmış olmanın bilinci normal olanı.

Toplumların bilinç yitimi karmaşalara, bunlar da çalkantılara neden olur. Çalkantılar silkinme getireceği gibi baş döndürmelere neden olabilir. İnsanın midesi bulanacağı gibi ruhu da bulanır.

Medeniyet düşüncelerini yitirenler başkalarının düşüncelerine kapılırlar, bu da onların kendileri olmalarını engeller.

Müslüman toplumları yönetenlerden yakınılıyor, doğru ve haklı bir yaklaşım. Bu eleştirileri yapanlar da neredeyse tamamı aynı durumda. Kendi başına olamama, iradesizlik ve kapılmışlık. Nedenler çok yönlü ve karmaşık. Her kesim kendi konumunu merkeze alınca başkalarını kabahatli buluyor. Büyük bir milletin dağılmışlığı, başsızlığı, her başın kendine buyruk olmadan başkalarının güdümünde oluşu söz konusu.

Dağılan ve küçülen toplumları yönetmek çok daha kolay olur.

Güç, başlı başına bir varlık oluşturur. Güçlü toplumlar birliktelikleriyle varlıklarını sürdürürler. Dağılan toplumların her kesimi kendi başına buyruk, küçük dünyalarında çırpınır dururlar. Güçlülerin baskısı altına olunca bir yere dayanmak zorunda kalırlar, teslim olurlar.

Türk dünyası derseniz çok parçalı İslâm dünyası paramparça. Bu parçaları bir araya getiren manevi bağlar yitirilmiş. Hemen her birinin kendine göre bahaneleri var. Bunlar da onları güçlü kılma yerine zayıflatıyor.

Hayvan toplulukları aynı cins ve türden olanlar birlikte hareket edince güvendedirler.

Düşünen bir varlık olan insanın dağılmışlığı, aklını yeterince bilinciyle buluşturmayışı güçlü olmaktan uzaklaştırıyor.

Devlet’ini yitiren Müslümanlar, birlik olmaktan giderek uzaklaştılar. Uzaklaştıkça zayıfladılar, dağıldılar. Yönetenler başkalarının yönetimlerinin denetimlerine kendilerini kaptırdılar. Birbirlerine yaslanmadıklarından yaslanacak dağlar aradılar. Bu dağlar, kendi dağları olmadı.

Savrulan bu insanlık kendini toparlamada güç, fırsat ve alan bulamadı. Oyalandı ya da bir başka oyunun veya oyunların içine sürüklendi, denetimini yitirdi.

Müslüman yöneticiler Müslüman olma bilinç ve iradelerini güçlerini yitirdiklerinden güçlü olanın korumasına, himmetine kendilerini borçlu görüyorlar. Kendi geleceklerini, aydınlık dünyalarını bırakıyor, karmaşaya ve geleceksizliğe razı oluyorlar.

Müslüman toplumların bu kadar yöneticisi kendi ideal ve gelecekleri başkalarının ellerinde. Bir sert bakış, bir hötleme, parmak sallama sinmelerine neden.

Kuklaların görev ve sorumlulukları, güçleri, varlıkları başkalarının parmak uçlarında sallanmaları kadardır.

Allah’ın kendilerine bağışladığının terki çöküşlerinin kendi istikametlerini yitirişleridir.

Şu günün Müslümanlarının varlığı kuklaların ellerinde bir oyuncak olmaları. Halklar ise kendilerini bir güç olarak görmüyorlar. Yönetenler ise ayakta kalabilmek için baskı ile yönettiklerini baskı ile sindirmeye bakar. Bunda da başarılı olunuyor. Genel görünüm böyle. Çünkü halkların da aralarındaki bölünmüşlükleri onlara fırsat veriyor.

Günümüz insanının oyalanıcı oyunu çok. Zihinleri uyuşturan o kadar durum var ki; birinden kurtulunsa bir diğeri yol kesiyor. Irklar, mezhepler, meşrepler, siyasal bölünmüşlükler, ideolojiler, putlar, kişi tapınmaları vs. Dönemden döneme farklılar gösterebiliyor.

Müslüman liderlerin neredeyse tamamı sadece göstermeliktir. Hemen hepsi birer kukla konumunda. Kimse kendi başına buyruk değil, çünkü kendi başına değildirler.