Ekonomik program üzerine çok şey söylenebilir, durumla ilgili görüşler, eleştiriler veya beğeniler söylenebilir. Bakılan yöne göre olumlu veya olumsuz değerlendirmeler yapılabilir. Kimisi enflasyonla mücadelenin başarılı olduğunu "bilmem kaç aydır düşüşte, zirvenin 40 puan altına geldi" zaviyesinden bakarak söyleyebilir. Bir başkası ise enflasyonla mücadele programının 2 senede geldiği noktayı "bir arpa boyu yol gidemedik, üstüne üstlük daha da fakirleştik, kemer sıkmaktan bir hal olduk" diye görebilir.

Ancak bir gerçek var ki, o da faize bulaşmayanın kaybetmeye mecbur bırakıldığı bir atmosferin hakim kılındığıdır. Tabiri caizse olan şey, faize bulaşmayıp da birikimini misal altın, döviz, borsa vs gibi enstrümanlarda tutanların resmen dayak yemesidir. Elbette faize bulaşmak bir kazanç sayılamaz ancak gelinen noktada insanların bu tarafa doğru zorlanması, bulaşmayanların da maddi olarak cezalandırıldığı bir ortam var maalesef. Faizciler ihya(!) oluyor, bulaşmayanlarsa sürekli zarara uğratılıyor. Bu yadsınamaz bir gerçeğe dönüşmüş durumda.

En büyük 10 bankanın ilk çeyrek karları 156 milyar lirayı aşmış. Faizler düşükken de yüksekken de kazanıyorlar yani. Kişiler, Ortodoks veya Heterodoks yaklaşımlar, sözüm ona rasyonel veya “gözlerdeki ışıltılı” modeller değişse de, iktidarın değişmeyen yegâne ekonomik tavrı her daim faizcilerin ihya edilmesidir. Bu durumu gözlerden uzak tutmak için mütemadiyen faize karşı olunduğuna, faizsiz bir ekonominin hayalleri olduğuna dair ifadeler sarf edilir. Ancak elle tutulur tek gerçek, ekonomide faizcilerin dışında kazananın olmamasıdır. Diğer bir deyişle, ekonomi tamamen “sürekli faizcinin kazandığı bir oyun alanına” dönmüştür.

Aynı şekilde carry tradeciler yani küresel rantiye de bu ortamdan gayet memnundur. Bankalar kazançlarına kazanç eklerken, bankaların müşterilerinin yani vatandaşın durumu nedir peki? Müşteriler yani yanlış politikalar neticesinde en temel harcamaları için, yani hayatta kalabilmek için bile bankalara muhtaç edilen milyonlar… Büyük bölümü kartlara ve kredilere yani bankalara, rantiyeye mahkûm edilmiş durumdadır. Onların muhtaçlık seviyesinin artması, borcunu zar zor ödemesi veya aksatması, rantiyenin faiz kazancını katlıyor da katlıyor.

Bu koşullar yine faizciyi, rantiyeyi mutlu ederken emekçiyi, emekliyi, memuru, küçük esnafı, ücretli çalışanları yani halkın büyük kısmını giderek eritiyor. Sene başında alınan ücret zamları 4-5 ayda bile süratle erimiş ve bir ara zam da kaçınılmaz gözüküyor. Ancak bu realiteyi kimseler üzerine almıyor.

Halkın tüketimini kısarak, reel gelirini azaltarak, yüksek faizle ümüğünü sıkarak ve dolar baskılamak gibi müthiş (!) bir yöntemle enflasyon düşürmeye çalışmanın bugüne kadarki tek çıktısı artık nefes alamayacak hale gelen milyonlar, ev bile kiralayamaz hale gelen insanlar, en basit harcamaları için dahi bankalardan borçlanmak zorunda kalan milyonlardır.

Bu arada, atıl iş gücü oranının yani geniş tanımlı işsizliğin, aslına bakılırsa “gerçek işsizliğin” yüzde 32,2 ile rekor kırması da bu yüksek faiz döneminin zehirli meyvelerindendir. Aslına bakılırsa bu veriyi işsizlik olarak değil de “insan israfı” olarak okumak gerekir belki de. Unutmadan, işsizliğin bir diğer yansıması olan “ev genci” sayısının 5 milyonu aştığını da hatırlatmalı. Bu 15-29 yaş arası gençler, ne eğitimde, ne de istihdamda yer alıyor. Hayatının baharındaki insanların gelecekten ümitsiz bir duruma sürüklenip ne okuması ne de çalışması gibi bir hal, insan israfı değil de nedir?

Enflasyonu, herkesin gözü önünde cereyan eden kendi yanlış politikalarının değil de sadece vatandaşın tüketmesinden ibaret bir “talep enflasyonu” olarak algılayıp, buna göre bir “acı reçete” hazırlamak ve bunu da sadece vatandaşa içirmek, onun harcama kanallarını iyice tıkamak ve tam manasıyla kemer sıkarak nefes alamaz hale getirmek, enflasyonla mücadele falan değildir.

Günü kurtarmaya çalışmaktan geleceğe dair hayal bile kuramayan, geçim sıkıntısı-hayat pahalılığı-gelecek kaygısı gibi bir cendereye sıkışmış insanların varlığı milyonlarla ölçülürken, hiçbir ekonomi programının yürüdüğünden, hiçbir politikanın da başarısından söz edilemez. Faizcilerin sürekli kazandığı, emeğiyle geçinmek zorunda olanların ise nefes alamaz hale geldiği bir ekonomik atmosferin sürdürülemeyeceği de açıktır.