Bizim Türkçe aslında çok zengin, çok güzel, çok tatlı ve

nev-i şahsına münhasır bir dildir. Mesela alın şu uşak kelimesini. İşin

aslını bilmeyen hakaret manasına hamledebilir. Karadeniz yöresinde çok

kullanılır. Orada ha uşağum! sözcüğünü çok duyarsınız. Bu hizmetçim!

manasında değildir. Bazen çocuk , bazen arkadaş manasındadır. Bizim

Güneydoğu da da mahalle uşağı tabiri kullanılır. Bu asker arkadaşı , kan

kardeşi gibi bir tabirdir. Mahalleden dolayı arkadaş diyebiliriz. Ama bu

öyle sıradan bir arkadaşlık değildir, belki kan kardeşliğinden de öte bir

bağlılık mevzubahistir.

Söz mahalle uşakları ndan açılmışken gözümün önüne

bizim mahalle uşakları geliverdi. O ne güzel komşuluktu, ne güzel

arkadaşlıktı, o hayat ne güzeldi Önce şu mahalle hayatını kısaca anlatayım:

Sokağı bırakın, neredeyse bütün mahalleli birbirini bilirdi. Mahallede

bütünüyle İslâmî hayat hâkimdi. Herkes Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ne

emretmişse onu uygulamaya can atardı. Yardımlaşılırdı, hediyeleşilirdi, herkes

birbirinin iyi gününde, kötü gününde sarmaş dolaştı. Etle tırnak gibiydi.

Kurutmalık ve salça mevsimi geldi mi, hanımlar hayatta , yani evin avlusunda

toplaşır imece usulü birbirine yardım ederlerdi. Hem sohbet, muhabbet, hem iş.

Bir bakmışsınız kurutmalıklar, salçalar hazır edilmiş. Haydi, ertesi günü diğer

eve Siz hiç buzdolabı görme merasimi işittiniz mi Eskiden öyle her evde

buzdolabı yoktu. Buzdolabı lükstü. Biri buzdolabı aldı mı o eve buzdolabı

görmeye gidilirdi. Giderken de eli boş gidilmezdi. Bir alüminyum tas

götürülürdü. O tasa su doldurulacak, buzluğa konulacak. O yazın şiddetli

hararetinde komşuya verilecekti.

Bizim kizir Abdullah bile herkesi bilirdi. Yani bir

nevi muhtarın yardımcı elemanı Ramazandaki işi davul çalmak. Sahura kaldırmak.

Kaldırırken de herkesin kapısını tokmakla döver bir yandan da seslenirdi:

Bozgeyikler! Gözübüyükler! Karnıbüyükler! Böyle laf attığı evin sakini ya

kafasına su döker, ya arkasından terliği veya süpürgeyi fırlatırdı.

Gelelim mahalle uşaklarına: Kulakları çınlasın işte Prof.

Dr. Mehmet Görmez Hoca. Mahallenin terbiyeli, uslu, çalışkan çocuğu. Vakti

zamanı gelip de evlilik çağına gelince bizim karşı komşumuz Abdullah amcanın

kapısını çalmıştı. Kız tarafı, çok temiz, yardımsever, mütevazi, asil bir aile

idi. (Şu araba yüzünden demediklerini bırakmadılar. Halbuki Mehmet Hoca ailece

çok mütevazi bir hayata sahiptir. Eminim bizim mahalle uşağı, zıkkım çalsın şu

arabayı! diyordur.) Görmez hocanın kayınbiraderi Mehmet (bizim Antep tabiriyle

Mamet ) Benim çocukluk arkadaşım. Ne tatlı maceralarımız oldu. Bir diğer

mahalle uşağı CHP Milletvekili Dr. Mehmet Şeker. Soy ismi gibi şeker gibi bir

insan.  Babasına çekmiş. Rahmetli Osman

amca da şeker gibi insandı. Elinden her iş gelirdi. Musluk tamiri, elektrik

tamiri, marangoz işleri, hatta kanalizasyon işleri Mahallede kimin başı

sıkışsa Osman amca yetişirdi. Allah ona, hanımına gani gani rahmet eylesin. Dr.

Mehmet in kardeşleri Erdoğan, Osman da canciğer mahalle uşakları idiler.

Benim biraderlerim Orhan, Turhan, Nurhan ve onların arkadaşları, hep beraber

mahallede türlü oyunlar oynardık. Birlikte Mahmut Hoca ya gidip Kur an dersi

alır, yine birlikte camie, bahar mevsiminde de birlikte sahreye , yani kırlara

giderdik.  

Sadece, çocuklar,

gençler mi, yaşlılar da mahalle uşağı idi. Onlar da canciğer arkadaş idiler.

Prof. Görmez hocanın kayınpederi Abdullah amca, dedem, Osman amca, Sait amca,

Ali dayım (Allah hepsine ve bu yazıyı okuyanların geçmişlerine rahmet eylesin)

bilhassa ikindiden sonra kapı önüne kürsülerde oturur karşılıklı muhabbet

ederlerdi. Namaz vakti geldi mi birlikte camie giderlerdi. Bizim mahalle

hayatımız, mahalle uşakları ile dostluğumuz ne güzeldi. Şu kentsel dönüşüm

de nereden çıktı. O canavar gibi binalar, sadece mütevazi evlerimizi ezip

geçmedi. Huzur dolu, dostluk dolu bir hayatı da mahvetti. Şimdi mahalle

uşakları da tarih oldu. Yazık!