24 Haziran Seçimleri süresince, seçim kampanyası yapan gerek Cumhurbaşkanı adayları, gerekse siyasi partiler olabildiğince ekonominin kötü durumundan ve gerek de yoksulluktan çokça ama çokça söz ettiler. Haksız da değillerdi. Öyle ki; patatesin, soğanın fiyatlarının astronomik olduğu hatta döviz kurunu geçtiğini, pazarlarda vatandaşın bu temel gıda maddesini gramla aldığını çarşaf çarşaf izledik. Dövizin yükselişi, asgari ücretin açlık sınırının altında kalışı, bayram ikramiyesinin vaat ettikleri şekilde değil, dengesiz ve hakkaniyetsiz verilişi... Daha nice yazabileceğimiz yoksullukla alakalı söylem, eylem vs. var.

Peki de vatandaş bunu ne kadar dinledi ve anladı? Dinlemediği ve anlamadığı belli. Çünkü seçim sonuçları onu gösteriyor. Nasıl dinlesin ve anlasın ki? Yazılı basın, televizyon, radyo ve bütün iletişim araçlarının %90’ı, günün 24 saatinde vatandaşın dikkatini gerçeklerden uzak tutarak, dezenformasyon yaparak, profesyonelce bir algı oluşturarak bir anlık cennete koyup, bir ömür boyu sefa içindeymiş gibi bir durumu bu milletin beynine nakşettiler. Vatandaş bu mutluluk sarhoşluğu içerisinde hayali bir deryada yüzdürüldü. Bu gafletten kayalara çarpınca uyanacak ama umarız ki, iş işten geçmiş olmasın.

Maneviyatçı gençlik yetiştireceğiz denildi. Lakin geçen zamana bakıldığında bunun tersini görmekteyiz. Bu hususta karşılaştığımız ibret verici durumlar var. Bırakın maneviyatçı gençliği bir yana, gençlik başka zihniyetlere, başka inançlara kayma eğiliminde. Peki, bunun birinci müsebbibi, aile yani anne, baba da; devletin sorumluluğu yok mu? Milli Eğitim, Diyanet ne iş yapar? Nedir bunların asli görevleri? Eğer bunu yapmıyor veya yapamıyorsanız o zaman ahlaktan, maneviyattan söz etmeye hakkınız olmaz. Samimi olmadığınız ve takiyyeniz ortaya çıkar. Daha bir hafta önce yaşadığım bir anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum: Bir akşam eve giderken dalgınlıkla ineceğim durağı bir iki durak geçmişim. Tabi buradan geri dönmem gerekiyordu. Bir iki gence rastladım. Onlara yolu sorarken, önce, “Biz buranın yabancısıyız” dediler. Sonra da peşimden gelip, “Amca sana yardım edelim” dediler. Ben de kabul ettim. Yürüdük. “Bu arada gençler ne iş yaparsınız?” diye sordum. “Amca biz öğrenciyiz, üniversite sınavlarına hazırlanıyoruz.” dediler. “Peki, o zaman sizinle biraz siyaset konuşalım” dedim. Birisi hemen mevcut durumu savunmaya başladı ve “bütün dünya Erdoğan’ın düşmanı, onun için biz birlik olmalıyız” diyerek sözlerinin devamında, “Zaten benim amcam AK Parti’den milletvekili adayı” dedi. Bir diğeri ise, “Hayır, ben aynı görüşte değilim” dedi. Bu iki gence inançlarının ne olduğunu sorduğumda ikinci genç, “Ben Hıristiyan’ım” dedi. Şaşırdım. O şaşkınlıkla şu soruları sordum:

“Nerelisin?”

 -Ankaralı.

“Annen, baban ne iş yapar?”

 -Babam güvenlik görevlisi.

“Senin bu tercihine karşı çıkmadılar mı?”

-Hayır, saygıyla karşıladılar.

16 yıllık iktidarın 17 yaşındaki çocuklarının durumu buysa, maneviyat nerede?

Yoksulluk sadece maddi anlamdaki yoksulluk değildir. Evet, maddi yoksulluk çok önemlidir ama esas olan manevi yoksulluğun var oluşu vahim bir durumdur. Siz istediğiniz kadar İmam Hatipler, Ku’ran kursları açın. Eğitimi, samimi ve ciddi manada vermediğiniz sürece, örnekte olduğu gibi, gençlerin Hıristiyanlığa, ateizmi seçmesine maalesef mani olamazsınız. Bu millet yıllardır siyasetçilerin takiyyelerinden çok çekti. Bu yüzden gençlik eskiden sağa-sola kayardı. Şimdi ise dinsizliğe kayıyor. Sonu meçhul olan bu gidişe dur diyecek icraatları ortaya koyacak olan hükümeti dört gözle bekliyoruz. Her şeye rağmen bu seçim sonuçlarının ülkemiz için ve bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını yüce Mevla’dan niyaz ediyoruz. Âmin.