Kuşluk vakti, güneşin en parlak olduğu vakitmiş.

İşrak vaktinden sonra kaba kuşluk başlar ve ondan sonra

öğleye kadar devam eden vakte Kuşluk vakti denir.

Türkler, bu saatlerde kuşlarını yemlediklerinden Kuşluk

vakti demişler.

Nasıl günün en parlak zamanı kuşluk vakti ise Rabbimiz de

Fecr süresinden sonra Duha/Kuşluk süresini indirmiş.

Mekke sakinlerinin en güçlü olduğu, Müslümanlara en

amansız şekilde baskıların uygulandığı bir anda bu süre nazil olur ve

Müslümanların gönüllerinde umut aydınlığı biraz daha artar.

İki yüz yıllık yakma, yıkma, yıldırma, parçalama, baskı

döneminden sonra Rabbimiz, üç bininci yıla girerken Müslümanlara gösterdiği

ışıkla bütün dünyada yükselen İslam ın her geçen gün gönülleri aydınlatmaya

devam etmesi ve düşmanlar tarafından da Yükselen Değerin İslam Olduğu itiraf

edildiğinden sonra bizim de küfrün karanlığından İslam ın aydınlığına çıkış

zamanımızın geldiğine yürekten inandık.

Dünya genelinde kâfirlerin yaydığı bozgunculuklar,

yaptığı katliamlar esnasında Rabbimizin bu yapılanlardan gafil olmadığını

biliyorduk.

Sevgili Peygamberimizi bırakmadığı ve ona darılmadığı

(Duha süresi ayet 3) gibi onun günahkâr ümmetini de bırakmayacağına ve onlara

darılmayacağına yürekten inanıyorduk.

Bu başsız ümmeti yalnız bırakmayacağına, onlara yol

göstereceğine inancımız tamdı.

Akan kanlar, gözyaşları, yapılan dualar, atılan adımlar,

gizli Kur an kursları, okullar, kurslar, burslar, vaazlar, konferanslar,

seminerler... adını sanını bilmediğimiz isimsiz kahramanlar...

Ve Rabbimiz, güneşin doğması gibi dünyamızın her

tarafında Müslümanlar, baharda filizlenen çiçekler gibi görülüverdiler.

Çiçek çiğneyen zalim kravatlı yabancılar, bir de geri

dönüp baktılar ki bastıkları, yaktıkları yerler daha gür bir şekilde

yeşerivermiş.

Umutsuzluk yayan yazılara itibar etmeyin.

Benim söylediklerimin doğruluğunu basından doğrulatmayın.

Kendi bildiğiniz, köy veya mahallenizin geçmişi ile

şimdiki halini kıyaslayın.

Yaşınızla orantılı olarak elli yıl öncesiyle şimdiki

hali, on yıl öncesiyle şimdiki hali kıyaslayın.

Örnek olarak ben kendi köyümü söyleyeyim.

Elli yıl önce köyümüzde namaz kıldırabilecek iki kişi

vardı.

Onlar da Kur an okumasını bilmenin dışında bilgileri ve

eğitimleri yoktu.

Şimdi İlahiyat mezunu en az on kişi vardır.

Ellinin üzerinde İmam-Hatip mezunu vardır.

Mühendis, doktor, öğretmen olanlar da namaz

kıldırabilecek durumdalar.

Bütün bunlar, Rabbimizin bize bir lütfudur.

Lütfuna layık olmaya çalışalım.

Bize yol gösteren Kur an ın aydınlığında, Sevgili

Peygamberimizi örnek alarak yolumuza devam edelim.

Yetimi, fakiri gözetelim.

Hiç bir garibi azarlamamaya dikkat edelim.

Rabbimizin nimetini hatırlayalım, iki dünyada daha

fazlasını ondan isteyelim.

Muhtacına muhtaç olmamaya çalışalım.