TBMM Başkanımız SayınKöksal Toptan ın beyanatından dolayı tebrik ediyorum. "TBMM nin yasama yetkisi mutlaktır, bu yetkiyi kısıtlayabilecek, kullanımını engelleyebilecek hiçbir güç yoktur" dedi.

Prensip böyle olmakla beraber, uygulamada maalesef "Kuvvetler Ayrılığı prensibi ihlal edilmiştir," çünkü ihlal edenler hakkında hiçbir müeyyide yoktur.Zira bu konuda BİR KANUN BOŞLUĞU VARDIR.

Mesela: Anayasa nın 38 inci maddesinde: "Cezâ ve cezâ yerine geçecek güvenlik tedbirleri ancak kânunla konulur" şeklinde kesin ve âmir bir hüküm bulunduğu halde, Anayasa Mahkemesi dâhil bazı mahkemeler yetkisiz olarak bir BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI ihdas ederek, uygulamaya koymuş bulunuyorlar.

Bu uygulamalar, bazı yargı mensupları tarafından, yasama organımızın yetkilerine tecâvüz edildiğini, "Yargı organlarının" kendini, "Yasama Organı yerine koyduğunu gösteriyor.

Bu sebepten, yapılması istenilen yeni Anayasamızda, "Kuvvetler ayrılığı prensibinin, sınırlarının, şüpheye mahal bırakmayacak şekilde belirlenmesi ve Yasama, Yargı ve Yürütme organlarının birbirlerinin yetki alanlarına girmelerinin önlenmesi için, açık, net ve ayrıntılı hükümler konulması KAÇINILMAZ OLMUŞTUR.

Yargının, yasama alanına nasıl müdahale ettiğine dâir ilginç bir misal daha verelim: Çünkü bu misal hem güncel hem de âcildir:

Sayın C. Başsavcısı, bir bildiri yayınladı, AKP nin hazırladığı Anayasaya değişikliğinin, lâikliğe aykırı olması halinde, AKP hakkında gereken işlemin yapılacağını imâ etti. Ayrıca bir televizyon kanalında, AKP aleyhine açılacak kapatma davasının hangi gerekçelere dayandırılacağına dair ayrıntılı yayınlar bile yapıldı.

Böyle bir bildiri yayınlanabilmesi bile bir yargı organının, yasama alanına rahatça müdahale edilebileceğini gösteren başka bir örnektir. Hatta kapatılan çoğu partilerin kapatılmasında uygulanmış olan prosedürler içinde dahi, yargının, yasama alanına nasıl girdiğini gösteren örnekler vardır:

Mesela önce C. Başsavcılığı bir parti hakkında kapatma davası açıyor.

Sonra, parti yasaklarını çiğnediği iddia edilen, partili üyeler ve parti organları aleyhinde, suç teşkil eden bu fiillerinden dolayı, ilgili mahkemelerde davalar açılarak, suçlarının sabit olup, olmadığına bakılmaksızın, dava kabul ediliyor.

Daha sonra, yasağı ihlal eden siyasi parti organ ve üyelerinin, yargılanmasını siyasi partiler kanununda mevcut savunma hakkını içeren özel hüküm, Anayasa Mahkemesi tarafından RE SEN AÇILAN bir dava ile iptal ediliyor.

İptal edilen siyasi partiler kanununun hükmü yerine yani bir hüküm vaz ederek TBMM nin, hasıl olan kanun boşluğunu doldurması Meclis ten istenilmeden, birkaç üye veya organın sabit olmayan fiilleri delil ve gerekçe sayılarak doğrudan doğruya parti tüzel kişiliği, suçu kabullenmiş sayılıyor ve parti kapatılıyor.

Yani Anayasa Mahkemesi, iptal ettiği kanun hükmü yerine, kanun koyucu gibi hareket ederek yeni bir kural koymuş oluyor.

Hem de mahkeme gibi.

Böylece Anayasa nın 69 uncu maddesinin son fıkrasında, siyasi partilerin kapatılması hakkındaki kanunların ancak TBMM tarafından yapılabileceğine dair hüküm ihlal edilmiş oluyor.

NETİCE:

Görülüyor ki, Yasama, Yargı ve Yürütme erkleri arasındaki yetkiler ve bu yetkilerin sınırlarını belirleyici hükümler yoktur, mevcut hükümler problemlere cevâp verecek açıklıkta değildir.

Erkler arasında yetki ve alan ihtilafı başgösterdiğinde, bu ihtilafları çözecek yeni bir organa ihtiyaç vardır. Bu kanun boşluğu muhakkak yeni Anayasa ile doldurulmalıdır. İdâri yargı ile adli yargı arasındaki yetki ihtilaflarını çözecek uyuşmazlık mahkemesi modelinden örnek alınabilir.

Erkler arasında mevcut yetki alanlarına tecavüz edilmesi hâlinde, bu fiilleri işleyenler hakkında gerekli hallerde, cezâi yaptırımların getirilmemesi göz önünde tutulmalıdır. Zira devletimizin istikrarsızlıklardan kurtarılması ve başörtüsü krizi gibi krizlerin önemsenmesi için bu ihtiyacın giderilmesi icab etmektedir.