Bu konuya girme niyetim dolaylı olacaktı. Hasan Cemal

Milliyet gazetesindeki köşesinde Cumhuriyet ideolojisinin önde gelenlerinin

Kürtleri asimile düşüncesini kanıtlarıyla ortaya koyunca, bu konu üzerinde

yeniden durmamız gerekti.

İslâm uygarlığı, bütün dönemlerinde himayesi altında

bulunan kavimleri asimile etme düşüncesine hiçbir zaman kapılmadı ve bunu

uygulamadı. En uzun ömürlü devletler olan Endülüs İslam Devleti ile Osmanlı

Devleti ni örnek gösterebiliriz. Elbette bunların önceleri de vardır. İslam

milleti içinde kavimden çok düşünceye, inanca bağlı olan ve İslâm ın temel özlerinden

sapmayan yöneticilerin hiçbir zaman kavmî bir bakış içinde olmadıklarını

biliriz. Endülüs te, Müslümanların himayesinde, Hıristiyanlar ve Yahudiler

kendi kültürlerini özgür bir biçimde yaşamışlardır. Ne zaman ki Müslümanlar

İspanya dan çıkarıldılar, işte o zaman İspanyollar engizisyonu kullanarak

yönetimindekileri asimile etme yoluna gittiler. Müslümanlar orada morisko

diye tanımlanarak köpeklerle eş değerde tutuldular. Hatta köpekleri daha

değerli saydılar. Cervantes in eserlerinde bu çok açık olarak anlatılıyor.

Müslümanların 700 yıllık yönetimi döneminde eğer asimilasyona dönük bir çaba

olsaydı, o topraklarda bir tek Hıristiyan ve Yahudi barınamazdı. Osmanlı

yönetimi zamanında da bu böyledir. İstanbul örneğini ele alırsak bazı semtlerde

belli kavimlere ve dinlere mensup insanların yoğunlaştıklarını görürüz.

Yeldeğirmeni nde, Balat ta Rumlar, Bağlarbaşı nda, Kurtuluş ta Ermeniler, belli

bazı yerlerde Yahudiler. Bu Osmanlı topraklarında genel bir görünüm ve

tutumdur. Hiçbir zaman, bırakın Müslüman Kürtleri veya diğer Müslüman

kavimleri, gayri Müslimleri nasıl gözettiğinin bir göstergesi.

Bunun temelleri nereden geliyor denilecekse, bu,

Peygamber Efendimizin Mekke den Medine ye hicret ettikten sonra orada

bulunanlarla yaptığı beş maddelik anlaşmaya dayanıyor. İnsanların, mallarına,

canlarına, dinlerine, dillerine ve akıllarına müdahale edilmeyecek diye. Daha

önce de vurguladık. Hz. Ömer (R.A.) ölüm anına kadar yanında bulanan Hıristiyan

kölesini Müslüman olmaya zorlamadı. Sadece Müslüman olmasını istedi, diledi,

ama kölesi bunu kabul etmedi. Kabul etmedi diye de ona hiçbir baskı uygulamadı,

ölümüne yakın zaman serbest bıraktı. Bu, bütün Müslümanlar için örnek oldu.

Cumhuriyet dönemine geçildikten sonra Osmanlıların

yönetiminde bulunanları neden Türkleştirmediklerine dair töhmet altında

tuttular. Cumhuriyetçilerin Osmanlılara getirdiği temel eleştirilerin başında

bu geliyor. Bunu özellikle Araplar ve Balkanlar da yaşayanlar için dile

getirdiler.

Cumhuriyet i Türk kavmi eksenli kuranlar bunda aşırıya gittiler.

Bunun en somut örnekleri tarafımızdan biliniyor. Yaşamışlığımız vardır. Dahası

Hasan Cemal (21 Şubat 2012) Milliyet gazetesinde, kendi kitabından kimi

anekdotları ve belgeleri alıntılıyor. Bunlara bir örnek olsun diye

alıntılıyorum: Şark Islahat Planı (kanunu): Vilayet ve kaza merkezlerinde,

hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okullarda, çarşı ve

pazarlarda Türkçe den başka dil kullanılmayacaktır.

Yıl 1930, Türk olmayan hizmetçi olur! Adalet Bakanı

Mahmut Esat Bozkurt: Benim fikrim ve kanaatim şudur ki memleketin kendisi

Türk tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır. O da hizmetçi

olmaktır, köle olmaktır.

Yıl 1925, Kürtleri Türk yapmak! Meclis Başkanı

Abdülhalik Renda nın Doğu Raporu ndan: Türkçeyi hâkim dil haline getirmek

Fırat ın batısındaki vilayetlerin bir kısmında dağınık vaziyette yerleşmiş olan

Kürtleri Türk yapmak

Yıl 1930: Irksal Haklar Başvekil ismet Paşa nın 31

Ağustos tarihli Milliyet e demeci: Bu ülkede sadece Türk ulusu ırksal hakkına sahiptir.

Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur.

Daha başka örnekleri de var biz bunlarla yetinelim.

Aslında bunlar bizim anlatmaya çalıştığımız düşüncenin özünü oluşturuyor.

Bugünün temel sorunu da budur. Cumhuriyet ideolojisi varlığını Türk kavmi üzerine

kurgulayınca başkalarına yaşama hakkı tanımamış oluyor. Bir milleti İslâm dan

uzaklaştırmanın, parçalara bölmenin bir yol ve yöntemidir. Bunda da büyük

ölçüde başarılı olunmuştur.