Kurban Bayramı İslâmiyet in iki büyük bayramından biridir. Ramazan Bayramı otuz gün tutulan oruçla irtibatlandırılırken Kurban Bayramı, adıyla özdeşleştiği "kurban" niyet ve eylemiyle müslümanlar arasında kutlanır. İslâm inancına göre "müslüman olmak" bir tercih meselesidir. Dolayısıyla insan hiç de kolay olmayan "imanî" bir olguyu gerçekleştirerek, yaşadığı hayatı bu seçiş çerçevesinde anlamlı hale getirmek ister.

Eylemlerini dar ve geniş anlamdaki ibadetler şeklinde sınıflandıran müslümanın hayatında kurban, dar anlamdaki ibadetler kategorisinde yer alır. Daha başka bir anlatımla, bir müslümanın gerçekleştirdiği her eylem "ibadet" bilincine dönüştüğü zaman anlam kazanır. Bu sebeple her eylemin, Yaratıcı nın rızasına yönelik olması gerekir. Eylemlere anlam ve lezzet katan "ibadet şuuru" içinde gerçekleştirilmiş olmasıdır. Bu şuurdan uzaklaşan eylemin "lezzet"i olmadığı gibi eylem de ruhsuzlaşır.

Müslüman, bütün yapıp etmelerini ibadet şuuruyla gerçekleştirmeyi Yaratıcı ile sözleşmesi sırasında açıklamış, ve bu sözün takipçisi olacağını hür iradesiyle belirtmiştir. İşte bu inanç çerçevesinde maddî bir birikime sahip olan müslüman bireyin, eylemlerinden biri de kurban ibadetidir. Mümin ya kurban ibadetini gerçekleştirir ya da maddî imkânlarını iyileştirerek gerçekleştirmeyi kendine amaç edinir. İkinci basamaktan birinci basamağa yükselmek istemesinin amacı, Allah ın bir buyruğuna daha muhatap olma arzusudur.

Allah sözlerini (âyet) insanlara yönelterek onlarla iletişim kurmayı amaçlamaktadır. İletişim en az iki kişi arasında olacağına göre O nun bu isteğine, insanın cevap vermesi iletişim ortamını hazırlar. İletisine cevap verilmesi konusunda Allah kimseyi zorlamaz. Ancak aynı frekansı yakalayan herhangi bir birey, iletinin kendisine bir mesaj taşıdığına inanır ve bu mesaja cevap vermeyi arzu eder. Dolayısıyla bu isteklerin / isteklilerin çoğalmasıyla büyük bir site oluşur. İmanî (kalbî) ileti, olağan mesajlardan farklı bir özelliğe sahip olduğu için  Allah ile insan arasında bir bağın oluşmasını mümkün kılar.

Allah kendisiyle olan bağın daha anlamlı hale gelebilmesi için diğer bireylerle de ilişki kurulmasını  ister. Bu ilişkinin anlaşılır ve gözlenebilir olabilmesi için de onun önüne model insanı çıkartır. Biçimsel olarak diğer insanlardan farksız gibi görünen bu model insanı sevmeyi kendisini sevmekle özdeşleştirir; böylece insan kendine benzeyen model insana yönelir, onu tanımaya çalışır, tanıdıkça, bildikçe daha çok sever ve onunla gönül merkezli bir iletişime girer. Bu bağlamda kendine döner, kendini tanımaya başlar. Kendini tanıdıkça onunla örtüşmeyen davranışlarını terkeder. Böylece bireyler birbirlerine yaklaşırlar, birbirlerini tanırlar ve birbirlerini severler. Onu seven insan onun gibi olan, ona benzemeyi, onun yolundan gitmeyi kendine ilke edinenleri sevmeyi kendine amaç edinir.

Sevmenin elbette bir bedeli vardır. Çünkü bedelsiz sevgi olmaz. Sevgiliyi kendine tercih etmedikçe sevgi gerçekleşmez. Sevenin sevgisine, sevgili karşılık verir. Bir müslümanın, Allah a "görüyormuş gibi" inanması, O nunla arasındaki iletişimin gücünü de ortaya koyar. Bu güç iletişim ağının sağa sola, yukarı aşağı bütün boyutlarını sımsıkı bir biçimde kuşatır. Çünkü yapılan her bir eylemin görünenin ötesinde bir anlamı vardır. Bir kısım insanların görünenin ötesine geçemeyip bazı eylemleri anlamlandıramaması bu yüzdendir. Kurban da bu tür ibadetlerden biridir.

Bir kısım insan kurbanı et veya kavurma olarak görüyor. Dolayısıyla da birkaç gün içinde değişik mekânlarda binlerce hayvanın kesilmesini "vahşet" olarak değerlendirebiliyor. Boşuna denmemiş "Bütün ameller niyetlere göredir" diye. Siz bir şeyi nasıl görüyorsanız, o, sizin gördüğünüzden başka türlü görünmez. Oysa kurbanı bir ibadet şuuruyla değerlendirir ve gerçekleştirirseniz, orada vahşeti, merhametsizliği yaşamanız mümkün değildir.

İnsanlar yaptıkları ya da yaptırdıkları bir işten memnun kaldıklarında karşı tarafı teşekkür etmek veya hediye şeklindeki bir refleksle ödüllendirip, memnuniyetlerini çevrelerine anlatarak, onların "reklam"ını yapmaktan kıvanç duyarlar. Medenî bir atmosferi yakalamış bireyler ya da kurumlar, bu tür refleksleri paradan daha önemli görürler. Böyle bir durumda "müşteri"nin memnuniyeti işi yapan firmanın en büyük kazancı olur. Hatta birtakım firmalar, öncelikle yatırımı böyle bir "güven"e yapmayı daha akılcı bulurlar. İleriyi düşünen meslek sahibi bir insanın da en başta düşündüğü bu tür bir uygulamadır. Aksi ise açık gözlülük, hatta dolandırıcılık olarak değerlendirilir. Nitekim çağı iyi okumuş bir kısım kurum ve kuruluşların, özellikle de son yıllarda halkla ilişkilere önem vermesi bu düşünceden kaynaklanmaktadır.

İnsanlar arasında durum böyleyken Allah ın bir kulunun kendine yakınlığını, samimiyetini görmezden gelmesi mümkün müdür Allah en üstün varlık olarak yarattığı insanı çağlar üstüne çıkarmayı istemektedir. "Bana bir adım gelene ben yürüyerek gelirim, bana yürüyerek gelene ben koşarak gelirim" diyen Yaratıcı, iyilikte, yardımda asgari şartların aşılmasını öngörmektedir. Allah ın kuluna karşı yürümesi, koşması ona olan cömertliği, hak ettiğinden fazlasını vermeyi, işini rast getirmeyi, belâlardan korumayı istemesidir. Bunları anlamayan, anlamak istemeyen olmaz mı Elbette olur. Zaten herkesin aynı seviyede olmaması bu yüzdendir.

Allah ın bir sözüne daha muhatap olmak isteyen ve bu çerçevede kurbanı bir ibadet olarak gerçekleştirmeye gücü yeten müslümanın, kurban ibadetini yerine getirmeyi istemekteki halinin ifadesini şöyle okuyabiliriz:

"Allahım! Sen bana, Sana kul olmanın yanında birçok nimet verdin. Ben onları yiyorum, içiyorum ve kullanıyorum, çoluk çocuğuma da istifade ettiriyorum. Bu kadar nimet karşısında teşekkürden acizim. Senin mesajının muhatabı olmak istiyorum. Sana yakın olmak istiyorum. Sana yakın olmanın yolunun da, senin gösterdiğin yol olduğuna inanıyorum. İşte onlardan biri de bana verdiğin nimetleri diğer kullarınla paylaşmamdır. Benim için kıymetli olan mallarımdan yine senin belirlediğin ölçüler çerçevesinde kurbanımı kesiyorum ve onu fakirlere senin rızanı kazanmak umuduyla ikram ediyorum. Bu nimeti tadamayanların da tatmasını istiyorum. Niyetimi, amelimi kabul et Allahım!"