‘Şeriat yönetimi yerine kişi yönetimini öne çıkarmak da şirktir. İçtihat ve icmalarla sabit olan hükümler geçerlidir. Herkes şeriata uymak zorundadır. Peygamber olabilirsiniz ama şeriat dışına çıkamazsınız. Hükümdarların şeriat yapma yetkileri yoktur. Şeriatı ilim adamları içtihat ve icmalarla oluştururlar. Halk içtihatları ile müçtehidini seçer ve onun içtihatlarına uyar, ona değil. Söylediğini yapmayan müçtehide uyamaz. / Bizim, görev olarak şeriat yani hukuk düzenine geçme kadar, plan ve proje dönemine de geçmeliyiz. Plan ve projesiz bir şey yapmamalıyız. Plan ve projemizi kendimiz yapacağız, yeni içtihatlarla değiştireceğiz ama plansız projesiz bir şey yapmayacağız. Her işimiz kitabi olacaktır. Eğer buna uyum sağlayabiliyorsak cennete gitme yoluna da girmiş ve orada yaşamaya uyum sağlamış olacağız.
Bugün sanayi dönemine geçmiş bulunuyoruz. Bilgisayar çağındayız. Okuma yazma bilmeyen insanımız kalmamıştır. Herkesin cebinde bilgisayarlı telefon var. Yapacağımız işler vardır. Herkesin telefonu internete bağlanabilmelidir. Herkes kendi mesleği ile ilgili bilgileri almak için internete girebilmelidir. Herkes kurallara göre hareket etmeli, kimse kişilerden talimat almamalı, ortak oluşmuş bilgisayar ağına göre hareket etmeli. Herkesin hesabı olacak, hesabını başkasına aktarabilecektir. Muhasebe kendiliğinden yürümelidir. Adil Düzen çalışanları yeni teknoloji icat etmek zorunda değildir ama yeni bilgisayar programları üretmek zorundadırlar. Din görevlileri ve öğretmenler bilgisayar programları öğrenmeli ve artırdıkları vakitlerini bilgisayar çalışmalarına harcamalıdırlar. Bunu kuracakları kooperatiflerle organize edeceklerdir. Memur sendikası kuracaklarına memur kooperatifleri kurmalıdırlar. Kur’an’ın teavün emrini akıllarından çıkarmamalıdırlar. Böylece dünyadaki körlükleri gitmiş olur.
İlimde Süleyman Tunahan ekolüne tabi olunacak. Klasik Arapça öğrenilecek ve ilimler klasik Arapça ile yazılacaktır. Bin Dil Üniversitesi’ni kurma görevi bunlarındır. Dinde Nur cemaatine tabi olunmalıdır. Halka onların diliyle Kur’an ulaştırılmalıdır. İnsanlığa imanlarını götürmelidirler. Siyasette Erbakan’ın Millî Görüş’ü desteklenecektir. AK Parti de Millî Görüş ve “Adil Düzen”e dönmelidir. Ekonomide Akevler ekolü benimsenmeli, semt kooperatifleri kurulmalı, yüz lojmanlı apartmanlar yapılmalıdır. Fetret devri geçecek, bunlar yeniden 1960’larda olduğu gibi faal hâle geleceklerdir. Bu arada sermaye yenilmiş ve siyasiler yönetime hâkim olmuş olacaklar. Siyasiler “Adil Düzen”i destekleyeceklerdir. Duamız budur. Bu adımlar atılmazsa insanlık Nuh Tufanı’ndan daha beter sosyal tufanı beklemektedir.’ (s.8)
‘Eğer şeriata göre hareket etmezseniz, içtihatlarla alacağınız kararlarla ve içtihatlarınızı çevrenize duyurmadan hareket ederseniz kör olursunuz. Çünkü yapacağınız herhangi bir davranışın çevrede nasıl karşılanacağını bilemezsiniz. Dolayısıyla kör insanın karanlıkta olması gibi nereye çarpacağınızı bilemezsiniz. Kurallarla hareket etmemiz için yerel yönetime ihtiyaç vardır. Ocak içinde ocağın kuralları ile hareket ederiz. Ocağa başkaları gelmeyeceği için bilmediğimiz bir kuralla karşı karşıya kalmayız. Ocakta çözülemeyen sorunlar bucak içinde çözülür. Herkes kendi bucağının kurallarını bilebileceği için kuralsız davranışlarla karşılaşmaz. Sonra merkez bucaklarda iç güvenlik sağlanır. Sadece o konularda ortak hareket vardır. Onu da bilebilirsiniz. “Sizi tearuf edesiniz diye şa’b ve kavimlere ayırdık” ifadesinin manası budur. Karanlıktan kurtulma ve görür olmak için böyledir. Yapılan plan ve projeler de böyledir. Herkes plana projeye göre hareket eder, ne yapacağını bilir, “hukuk devleti” de böyle oluşur. Şimdi referandumda ‘Hayır’ çıktığı zaman ne yapacağımızı bilmekteyiz, çünkü binlerce senenin denenmişleri içinde hareket edeceğiz. Ama ‘Evet’ çıkarsa ne ile karşılaşacağımızı bilemeyiz, körlük içinde olacağız demektir. Bu sebepledir ki biz hiçbir zaman “Adil Düzen”i eskiyi kaldıran, yerine başkasını koyan düzen olarak ele almıyoruz. Mevcut düzen devam ederken, o düzenin içinde yenilikler yapan, tedrici surette bir sistemden ikinci sisteme geçilen bir düzeni öneriyoruz. İller bağımsız hale gelir, her biri iç işlerinde ayrı birer devletmiş gibi hareket eder. Onlardan isteyenler başkanlık sistemini benimserler, orada uygulama olur. Başarılırsa diğer iller de ona geçerler. Sonunda devlet ve halk sisteme alıştıktan ve bilgi edindikten sonra geçilir. Saltanat kaldırıldı, diktatörlük geldi. Yetmedi! Şimdi diktatörlüğün ötesinde bir şey isteniyor. Yarın devletin istikrarı için başkanların babadan oğula intikal etmesini talep etmek zor bir şey olmayacaktır. Bugün ABD’ye özeniyoruz, yarın İngiltere’ye yani krallık sistemine özenmemiz için engelleyici bir sebep kalmaz...’ (s.9) Dahası var ve’s-SELAM…