Kur’an-ı Kerim’deki tekrarların pek çok hikmeti vardır. Ulemâ, müfessirîn, asfiya bunlar hakkında çok geniş açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu tekrarlardan bazılarını hatırlayalım:

“Vemallahu bigâfilîn ‘amme ta’melûne” (Allah yapmakta olduklarınızdan asla gâfil değildir.) (Bakara / 74, 85, 140, 144) (Bu âyet-i kerimede ‘ya’lemûna’ şeklinde geçmektedir ki meâli şöyledir: “Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.”), (149; Âl-i İmran / 99; Neml / 93)

“Vallahu Basîrun bi’l ‘ibâd” (Allah kullarını çok iyi görür) (Âl-i İmran / 15, 20)

“E İlâhün ma’allahi” (Allah’la beraber başka bir ilah mı var!) (Neml / 60, 61, 62, 63, 64)

“Febieyyi elâiRebbiküma tükezzibâni” (Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz?) (Rahman Suresi / 13, 16, 18, 21, 23, 25, 28, 30, 32, 34, 36, 38, 40, 42, 45, 47, 49, 51, 53, 55, 57, 59, 61, 63, 65, 67, 69, 71, 73, 75, 77)

“Veylün yevmeizin li’l mükezzibîne” (O gün (Peygamber’i ve âhireti) yalanlayanların vay haline!) (Mürselât / 15, 19, 24, 27, 34, 37, 40, 45, 47, 49)

Kur’an-ı Kerim’deki bu tekrarlara itiraz eden zındıklara, müskit cevap veren âlimlerden biri de Bediüzzaman’dır. Konu ile ilgili yazdığı bölümde şöyle demektedir:

“Bundan on iki sene evvel işittim ki, en dehşetli ve muannid bir zındık, Kur’ân’a karşı sû-i kastını, tercümesiyle yapmaya başlamış. Ve demiş ki: ‘Kur’ân tercüme edilsin, tâ ne mal olduğu bilinsin.’ Yani, lüzumsuz tekrâratı herkes görsün ve tercümesi onun yerine okunsun diye dehşetli bir plan çevirmiş.” (Şuâlar, 11. Şuâ, s. 227)

Pek çok eserlerinde Kur’an-ı Azimüşşân’a yönelik bu gibi suikast planını paramparça eden, Kur’an-ı Kerim’in kırk vecihle mucize olduğunu delilleriyle ispat eden Bediüzzaman, Kur’an’daki tekrarlara yapılan itirazlara da en zındıkları dahi susturacak cevaplar vermiştir. Bizim yerimiz o bahsin tamamını almaya yetmez. Ancak teberrüken bazı kısımları birlikte okuyalım:

“(…) Evet, Kur’an’ın hitâbı, evvelâ, Mütekellim-i Ezelînin rubûbiyet-i âmmesinin geniş makamından, hem nev-i beşer belki kâinat nâmına muhatap olan zâtın geniş makamından, hem umum nev-i beşer ve benîademin bütün asırlarda irşatlarının gayet vüs’atli makamından, hem dünya ve âhiretin, arz ve semâvatın, ezel ve ebedin ve Hálık-ı Kâinat’ın rubûbiyetine ve bütün mahlûkatın tedbîrine dâir kavânîn-i İlâhiyenin gayet yüksek ihâtalı beyanatının makamından aldığı vüs’at ve ulviyet ve ihâta cihetiyle, o hitap öyle bir yüksek i’câzı ve şümûlü gösterir ki, ders-i Kur’ân’ın muhataplarından en kesretli tâife olan tabaka-i avâmın basit fehimlerini okşayan zâhirî ve basit mertebesi dahi en ulvî tabakayı da tam hissedar eder. Güyâ kıssadan yalnız bir hisse ve bir hikâye-i tarihiyeden bir ibret değil, belki bir küllî düsturun efrâdı olarak her asra ve her tabakaya hitap ederek taze nâzil oluyor. Ve bilhassa çok tekrar ile ‘Ezzâlimiyne! Ezzâlimiyne!’ (Zâlimler! Zâlimler!) deyip, tehditleri ve zulümlerinin cezâsı olan musibet-i semâviye ve arzıyeyi şiddetle beyânı bu asrın emsalsiz zulümlerine kavm-i Âd ve Semûd ve Firavun’un başlarına gelen azaplarla baktırıyor. Ve mazlum ehl-i îmâna İbrâhim ve Mûsâ Aleyhimesselâm gibi enbiyânın necâtlarıyla teselli veriyor.” (Şuâlar, 11. Şuâ, 10. Mesele, s. 219)

“Hem meselâ, Sûre-i Ta Sîn Mîm’de sekiz defa tekrar edilen şu ‘Ve inne Rabbeke lehüve’l ‘azîzü’rrahîmü’ (Rabbin ise şüphesiz ki, kudreti her şeye galip olan ve rahmeti her şeyi kuşatandır.) (Şuarâ Suresi / 9, 68, 104, 122, 140, 159, 175, 191)] âyeti, o sûrede hikâye edilen peygamberlerin necâtlarını ve kavimlerinin azaplarını, kâinatın netice-i hilkati hesâbına ve rebûbiyet-i âmmenin nâmına, o binler hakîkat kuvvetinde olan âyeti tekrar ederek, izzet-i Rabbâniye o zâlim kavimlerin azâbını ve rahîmiyet-i İlâhiye dahi enbiyanın necâtlarını iktiza ettiğini ders vermek için, binler defa tekrar olsa, yine ihtiyaç ve iştiyak var. Ve îcazlı ve i’câzlı bir ulvî belâgattır.

Hem meselâ, Sûre-i Rahmân’da tekrar edilen ‘Febieyyi êlâi Rabbikümâ tükezzibâni’ (Ey insanlar ve cinler! Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkar edersiniz?) (Rahman suresinde 31 defa tekrar edilmektedir.) âyeti ile Sûre-i Mürselât’ta ‘Veylün yevmeizin li’l mükezzibiyne’ âyeti, cin ve nev-i beşere, kâinatı kızdıran ve arz ve semâvatı hiddete getiren ve hilkat-i âlemin neticelerini bozan ve haşmet-i saltanat-ı İlâhiyeye karşı inkâr ve istihfafla mukabele eden küfür ve küfranlarını ve zulümlerini ve bütün mahlûkatın hukuklarına tecâvüzlerini asırlara ve arza ve semâvata tehditkârâne haykıran bu iki âyet, böyle binler hakikatlerle alâkadar ve binler mesele kuvvetinde olan bir ders-i umumide binler defa takrar edilse, yine lüzum var ve celâlli bir îcâz ve cemâlli bir i’câz-ı belâgattır.” (a.g.e., s. 220)