Günümüzde moda kız ismi Lâl.

Dostlardan biri bebeğini tanıttı.

Sahra Lâl .

Anlamı sadece dilsiz değil.

Kırmızı, al rengi demek.

Daha ziyade kırmızı yakut mücevheri için lâl denmekte.

Aileler kızlarına bu ismi verirken al yakutu kastetmekte

aslında.

Nedense her Lâl, bana Delhi deki Şah Cihan döneminde

yapılan Lâl Kale yi anımsatmakta.

Estetik hususunda geçmişle bir kesişme olmakta kimi

zaman.

Kale gibi kızlar olurlar inşallah.

Bu kızların tarihi yolculuğunda belki de eski eserlere

düşkünlüğüm hemen aklıma Hüdavend Hatun Kümbeti ni getirmekte.

Kümbet, Niğde de İlhanlı dönemine ait.

Bizim topraklarda dışarıdan gelen kültürle, yerelliğin

kaynaştığı muhteşem bir eser.

Hüdavend Hatun da kale gibi kızlardan.

Üstelik yanına kendisi gibi güçlü iki hanım arkadaş daha

bulmuş.

Hani gelenek; daha ziyade türbelerde, kümbetlerde yan

yana eşler yatar.

Karı-koca birbirlerinden ötede de ayrı düşmemek için

yoğun çaba verirler.

Ya da aile bireyleri sıralanır.

Anne, baba, çocukları.

Yok, bu sefer öyle değil.

Üç feminist bayan yan yana.

Tarih ve şartlar onları nasıl yan yana getirdi, şaşırıp

kalmaktasınız.

Kümbet, 4. Rükneddin Kılçarslan ın kızı Hudavend Hatun

tarafından ama İlhanlı valisi Sungur Ağa nın idaresi esnasında 1312 yılında

yaptırılır.

Bir kadının zarafetinin mimariye sindiği eser; temiz

kesme taştan, sekizgen, köşeleri sütunçeli ve Selçuklu üslubunun

karakteristiğindedir.

Fakat burada mimari estetik kadar etkileyici olan üç

hanımefendinin farklı tarihlerde ölüp buluşma mekânı olarak burayı

seçmeleridir.

Hüdavend Hatun 1332 de vefat ettiğinde kendi türbesini

daha önce yaptırdığı için buraya gömülür.

Yanındaki yoldaşı yine kale gibi güçlü bir kadındır.

Emir Şücaüddin in kızı Paşa Hatun, 1340 tarihli vefatı

ile Hüdavend Hatun un yanı başında yerini almıştır.

Sekiz sene süren sükût, Paşa Hatun un gelmesi ile sona

ermiştir.

Kendilerine bir bayan yoldaş daha gelecektir.

Bunun için iki yüz yıla yakın bir süre beklemeleri gerekecektir.

Osmanlıların bir sancak beyinin kızı Belkıs Hanım ında

aklı bu kümbette kalmıştır.

1563 de vefat ettiğinde gönlünden geçen yer, herkesin

malumudur.

Neredeyse iki yüz yıl sonra bu dost halkasına bir

hanımefendi daha eklenmiştir.

Artık önden giden mi anlatmıştır onlara bin üç yüzlü

yılların sırrını.

Yoksa arkadan gelen mi nakletmiştir yeni zamanda yaşanan

değişimleri.

Artık vakit Selçuklu değil, Osmanlı dır.

Belkıs Hanım da muhteşem bir devrin nakışlarını

sunmuştur yoldaşlarına.

Yok, şimdinin kale gibi kızları fazla heveslenmesinler.

Eski eser olduğu için Hüdavend Hatun Kümbeti ne yeni

gömü yapılmamakta.

Ama bu üç hanımefendiye ait mezar taşlarını görüp onların

huzur saatlerine tanık olmak isteyenler için henüz vakit var.

Üçünün başında zarif taştan peçeleri, tülleri, örtüleri.

Zaman orada Hisar-Buselik makamda bir musiki sunmaktadır.

Artık Horasan dan yâr mı gelir.

Yoksa Bağdat tan ana mı döner.

Rodos adasında Hurmalı Mescid in kulakları mı çınlar.

Lâl Kale selam mı yollar Delhi den.

Veya anılar yola mı çıkar.

Fakat parlak gecelerde Hüdavend Hatun türbesine bakanlar,

gökten Hilal in de aşağı süzülüp bu üç kızın sohbetini aydınlattığını görürler.

Şaşmadan edemezler.

Ne yani bu kızlar kümbetinde yoksa Hilal de mi kız ki,

sohbetlerine katılmaktadır derler.

Sonra anlarlar, kızlarına neden yükseklerdeki Hilal in

ismini verdiklerini.