Vatandaşlar kriz sonrası düştükleri perişanlığı hükümete duyurmaya çalışıyorlar. Faiz, kur ve enflasyonun yüksekliği ekonomiyi bitirdi. Krizden kurtulmak millî bir mesele haline geldi. Başta hükümet olmak üzere, 84 milyon Türkiye insanı olarak hepimize görevler düştüğüne inanıyorum. Halkın fedakârlık yapabilmesi için hükümetin birleştirici bir üslûp kullanması ve tasarrufu hükümetten başlatması lâzım.
Türkiye; Çin, Kore gibi o ülkelerin şartlarına göre oluşmuş modelleri konuşmak yerine, kendi potansiyelimizle krizi çözebileceğimiz “millî bir sistem” üzerinde çalışmalı. Türkiye’nin problemlerini bu ülkede yaşayan insanlar çözer. Yani, yöneticiler ve halk. Türkiye’nin imkânları çok fazla. Ancak; lüks, israf, rüşvet, yolsuzluk gibi kara delikler o kadar çok ki!.. Havuza çok fazla para giriyor; fakat havuzun altındaki kara delikler yüzünden havuz bir türlü dolmuyor.
Hükümet; siyasi partiler, uzmanlar ve halkın görüşünü alarak Türkiye gerçeklerine uygun, ayağı yere basan bir ekonomik sistem üzerinde çalışmalı. “Ben bilirim” kibirliliği bırakılmalı. Bu ülke hepimizin! Kavgacı ve suçlayıcı bir anlayışla nereye varacaksınız?
Öncelikler belirlenmeli. İnsan yemeden, içmeden yaşayamaz. Tarım, krizin çözümünde stratejik bir alan; hatta millî bir meselemiz! Türkiye; dünyada dıştan hiçbir destek almadan, kendi kendine yetebilecek 8 ülkeden biri. Hazine değerindeki bu potansiyelimizden faydalanmayacak mıyız?
Her alanda üretim gerekli! Kriz döneminde özellikle tarım sonuna kadar teşvik edilip desteklenmeli. Topraklarımız mümbit! Tamamını ekebileceğimiz bir planlama yapılmalı.
HALKI DİNLEYİN!
Çiftçileri dinlemeye çalışıyorum. Denizli’nin Karateke köyünde mevsimlik meyve ve sebzeler üreten Ümit Bozkaya isimli üreticimizle konuştum. Taşı sıksa suyunu çıkaracak güçte. Eşi ve annesiyle “uyumlu” bir şekilde çalışıp kaliteli mal üretiyorlar. Semt pazarlarına gidip pazarlamasını da yapıyorlar. Çalışkanlıkları için tebrik ettim. Dedi ki: “Bu işi bırakacağım. Çalışmamın karşılığını alamıyorum.”
Denizli’de gündelikçi inşaat işçisi olarak çalışan Hamza Ötkün’ü tanıdım. Her sene Çameli’nin Çiğdemli köyündeki tarlalarını eker, hasat mevsiminde köyüne giderek arazisini işler; boş bırakmazdı. Bu sene gübre, tohum, mazot gibi girdi fiyatlarına yetişemeyeceği için arazilerini ekemeyeceğini anlattı.
Benzeri çok örnekler biliyorum. Tarım ve Orman Bakanlığı çiftçiyi üretimden koparmamalı. Teşvik ve desteklerini esirgememeli. Sonuçta bu insanlar üretim yapıyor; millî servete katkı sağlıyorlar. Vatandaşa verilmeyen desteklerin ithalâta gitmemesi lâzım.
Avrupa nasıl çalışıyor? 15 sene kadar önce, İsviçre İslâm Toplumu Olten Şubesi’nin, İtalya sınırındaki sarp ve engebeli arazilerde yaptığı kampa “eğitimci” olarak katıldım. Bir butik otelde kaldık. Arazilerin tamamı ekiliydi. Sosyal hayat diğer yerlerden farksızdı. Market, ulaşım, eğitim, fırın gibi her şey mevcuttu.
Düz arazinin bulunmadığı bu yerlerde yaşamayı niçin tercih ettiklerini sordum. Devlet o bölgede yaşayanlara, arazilerini imar etmek şartıyla, memur maaşı gibi bir maaş veriyor; ürettiklerinden elde ettikleri kazanç da kendilerine kalıyormuş.
LİYAKATA ÖNEM VERİN
Tarım alanında bu planlamayı yapabilmek uzmanlık işi. Tarım Bakanımız ekonomist. Bakanlık yaptığı alana hâkim değil. Polatlılı çiftçilere “kepek ekin” diyecek kadar alanına yabancı. Başkanlık sistemi döneminde 7 bakan değişikliği yapıldı. İlk değiştirilmesi gereken bakan Tarım Bakanı olmalıydı. Liyakat gereği bu kardeşimiz kendi alanında değerlendirilmeliydi.
Sorumluluğumuz gereği, milletimiz zarar görmesin, diye zaman zaman hükümeti uyarıyoruz. Fakat dikkate alınmıyor. Artık, hükümete yakın yazarlar da uyarıya başladı. Bu güzel bir gelişme!
Halk yeni yılda, A’dan Z’ye yapılan zamlarla karşılaştı. Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan, “Faturalar can yakıyor” (30.01.2022) paylaşımı yaptı.
Sabah yazarı Nurullah Gür, böyle giderse, “Enflasyonun yüzde 45’i aşabileceğini” (30.01.2022) hatırlattı.
Abdurrahman Dilipak’ın son aylardaki her yazısı hükümete uyarı niteliğinde. Bir yazısında hükümete sordu: “Hani rüşvet ve torpilden uzak duracaktık? Hemşehricilik yapmayacaktık! Hani işi ehline verecektik? Ne oldu bize!” (Y. Akit, 15.06.2021)
Maliye eski Bakanı Abdüllatif Şener de, “Dünyanın hiçbir yerinde, bir kamu görevlisinin 3 yerden, 5 yerden, 8 yerden maaş aldığına dair bir örnek yoktur.” (13.10.2021) uyarısı yaptı.
Hükümet uyarılara kulak tıkarsa sonumuz hüsrandır. Ekonomi “üretim” demektir. Hem üretimin yolu sonuna kadar açık tutulmalı; hem de lüks, israf, rüşvet, yolsuzluk, kamu görevlisine çoklu maaş, liyakatsizlik gibi ekonominin kara delikleri ile tavizsiz bir mücadele başlatılmalıdır.