Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Büyük Ortadoğu Projesi; Siyonizm’in sahneye koyduğu büyük oyundur. İslam âlemindeki iç çekişmeler, etnik ve mezhep kavgalar ise yine Siyonizm’in sahneye koyduğu küçük oyundur. Yeryüzü boş değildir. Yaşanan savaş, İslam ile Siyonizm’in savaşıdır. Siyonizm’in İslam ile savaşı ahlaksız ve ilkesiz bir savaştır, bu savaşın içinde merhamet ve şefkat yoktur.

Bu düşmanlığı Kur’an bize; “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulursun…” ayetiyle haber verir. Siyonizm’in İslam ile savaşı, bir fesat ve yıkım savaşıdır. Onlar bu savaşı akla gelen gelmeyen bütün kötülükleri örgütleyerek yürütürler. Tuğyan, taşkınlık, azgınlık, haddi aşma kötülüğüdür. Tuğyan; istikametten sapmak, itikat ve düzen olarak İslam’a başkaldırmaktır. Tâğut; azgınlığı, haddi aşmayı ve bütün kötülükleri örgütleyip yürüten kimsedir. Fesat; yeryüzünde fitne çıkarmak, insanları İslam’dan saptırıp, dünya ve ahiret saadetlerine engel olma kötülüğüdür. Müfsit; bozgunculuk yapan kimsedir. Fesadın gayesi, varlık ve oluştaki dengeyi bozmak, bozgun ve yozlaşmaya sebep olmaktır. Nifak; ikiyüzlülük anlamında büyük bir kötülüktür. Şirk, maddi ve beşeri olanı ilahi olan ile denk görmek anlamında başka bir kötülüktür. Faiz, kumar, gasp; mala ve emeğe yönelik işlenen kötülüklerdir. Zina ve eşcinsellik gibi sapkınlıklar, nesil emniyetine karşı işlenen kötülüklerdir. İçki, akıl emniyetine yönelik bir kötülüktür. Haram lokma kötülüktür. İsraf ve zulüm kötülüktür. Materyalizm ve eğitimi kötülüktür. Kur’an’da ve sünnette kötülük olarak tanımlanmış ne varsa, bunların tamamıyla mücadele etmek insan ve Müslüman olmanın gereğidir.

EMREDEN VE MENEDEN ÜMMET

Müslümanlar, iyiliği emretmek, kötülüğü engellemek ile ilgili görevlerini ümmet halinde yaparlar. Rabbimiz bizi böyle tanımlamış: “Siz Müslümanlar insanların saadeti için yeryüzüne çıkarılmış iyiliği emreden, kötülükten meneden ve Allah’a inanan hayırlı bir ümmetsiniz…” Bu kapsamda mücadele etmeyen bir topluluk, ilahi gazaba müstahak olur. Müslümanların böyle bir topluluk oluşturmaları farz bir görevdir. Rabbimiz bunu şöyle emrediyor: “İçinizden, insanlığı hayra çağıran, Kur’an’ın ortaya koyduğu esasları dikkate alarak iyiliği emreden ve kötülükleri engelleyen yönetme ve yönlendirme yetkisine sahip bir ümmet, kadro bulunsun…” Hayır; itikat ve düzen olarak İslam’dır. Maruf; İslâm’ın doğru, iyi ve güzel, faydalı ve adalet olarak kabul ettiği ve Allah’a itaatin içinde saydığı her şeydir. Münker; İslâm’ın yanlış, kötü ve çirkin, zararlı ve zulüm olarak kabul ettiği ve Allah’a karşı başkaldırı olarak gördüğü inkâr, şirk, nifak, faiz, kumar, içki, eşcinsellik gibi şeylerdir. Maruf ve Münkerin ölçüsü Kur’an ve sünnettir. İnsanlar, kendi başlarına iyiliği ve kötülüğü tayin edemezler. Marufu emretmek ve münkeri engellemek Müslümanlar üzerine bir farzdır ve İslam’ın temelidir. İslam düzeni bu sayede hayata ikame edilir. Ümmet olabilmenin ilk esası, gayesi iman ve cihat olan bir liderin önderliğinde hükmi şahsiyete kavuşmaktır. Şayet bu yoksa Müslümanlar, öncelikle bu görevi yerine getirmekle mükelleftir. Hiçbir mümin, ferdi Müslüman olarak kalamaz, mutlaka İslam ümmetini bir üyesi olmak zorundadır. Bu da tabi olunan lidere biat ve itaatle geçekleşir. Rabbimiz ölçüyü şöyle koymuştur: “Hangi çağda olursa olsun, erkek ve kadın bütün inananlar, birbirlerinin velisi, dost ve yöneticisidirler. Onlar marufu emreder, mükere engel olurlar. Namazlarını ikame ederler, zekâtlarını verirler; Allah’a ve Elçisine her konuda içtenlikle itaat ederler. Allah’ın rahmetiyle kuşatacağı kimseler, işte bunlardır. Hiç kuşkusuz Allah, sonsuz kudret ve hikmet sahibidir.” İnananların ümmet olması bu ayette belirtilen esasları gerçekleştirmek içindir. Müslümanlar bu konuda münafık oluşumlardan kendilerini korumaları gerekir. Münafıklar mükere destek olurlar.

Rabbimiz münafıkları bize şöyle tanıtıyor. “Münafıkların erkek ve kadın hepsi aynı türden, aynı yapıda birbirlerinin kopyasıdırlar. Mükeri emreder, marufu yasaklarlar ve ellerini cimriliklerinden dolayı, sımsıkı tutarlar…” Bu iş, biz de hakka hizmet ediyoruz demekle, hamasetle olmaz. Müslüman, af yolunu tutar, marufu emreder ve cahillerden yüz çevirir.

İHTAR

Allah’ın düzeninde, insana yüklediği sorumluluklarda bir değişiklik olmaz. “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir.” Bu nebevi emir, mutlaktır ve her müminin yerine getirmesi gerekir. Bu görevi yapmayanlar için elem verici bir azap vardır. Peygamberimizin şu hadisi bu konuda önemlidir: “Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, ya marufu emreder ve münkeri menedersiniz, ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azap gönderir. Sonra Allah’a yalvarıp dua edersiniz ama duanız kabul edilmez.” Bu uyarı üzerinde düşünmek, anlamlı bir muhasebe yapmak ve gerekli dersleri çıkarmak müminler olarak hepimizin görevi olmalıdır. Kötülerin toplumların başına bela olması, idarecilerin işledikleri zulümler yüzünden toplumun fitnelere sürüklenmesi, Müslümanlar arasında düşmanlıkların ortaya çıkması ve benzer   musibetler, iyiliği emir, kötülüğü engelleme görevinin ihmal edilmesinin sonucudur. Musibet ve belâ anında yapılan duanın da kabul edilmeyeceği, bu hadiste açık bir şekilde bildirilmektedir. Çünkü musibetlerin gelmesine sebep olan kötülüklere karşı mücadele edilmemiş, marufu emir ve münkeri nehiy görevi yapılmamıştır. Böylece duanın kabul edilebilmesi için gerekli şartlar da yerine getirilmemiştir. Bilinmelidir ki cihadın en faziletlisi, zalim sultanın karşısında hakkı ve adaleti söylemektir. Bunu bugün Milli Görüş topluluğu yapmaya çalışıyor. Bu ülkede yedi haftadır Dünya Sağlık Örgütü’nün talimatıyla Cuma namazı kıldırılmıyor. Neden? Selam hidayete tabi olanlara…