Birtakım itiraz ve eleştirilere rağmen, yoğunluğu bir
hayli azalmış olsa da, sosyolojinin özerk bir disiplin olarak ortaya çıkışı
modernliğe dayandırılır. Modernlik ise, iki olay üzerinde açıklanır. Biri
Sanayi Devrimi, diğeri Fransız Devrimi. Her ikisinin oluşumu ve gelişimi,
etkileri ve sonuçlarıyla, insan ve toplum hayatında yeniden üretilmek suretiyle
devam etmektedirler. Teknoloji alanındaki hızlı ve köklü değişmeler, kabul
edenleri olduğu kadar, karşı çıkanları da gerek bireysel gerekse toplumsal ilişkileri
itibariyle köklü bir şekilde etkilemektedir. Cep telefonunu, ister kulağına
dayayarak, istersen eline alıp karşında kullanarak konuşma yapılan davranışın
özü değişmemektedir. Tıbbi tavsiyeye uyarak telefonu bedenden uzak
tutabilirsin. Buna estetik bir anlam yükleyeceğin gibi, dini bir istidlal
algısına başvurarak farklı değerlendirmede de bulunabilirsin. Sonuçta
teknolojiyle ilişki içindesin ve o fiil ve düşüncene, yaşayış tarzına belli bir
etkide bulunur.
Tarihi bakımdan, olay olarak Fransız Devrimi olup
bitmiştir, aynıyla tekrarlanması söz konusu değildir. Ancak devrim
dolayımındaki kavramlar, ilkeler, düşünceler, görüşler vb. reddedilerek,
benimsenerek, eleştiri ve yorumlara tabi tutularak, sadece Fransa da, Avrupa da
değil, Angola da, Myanmar da, Çin in Sincan bölgesinde, Telafer de, Emirli de,
Soma daki maden ocağında, İstanbul Mecidiyeköy deki Ali Sami Yen arsası
üzerinde doymak bilmez hırs ve tamahın somutlaşmış inşaatının asansöründe, açık
veya gizli gündemdedir. Kimi zaman düşünce özgürlüğü, kimi zaman inanç
özgürlüğü, kimi zaman çalışma hakkı, iş güvenliği ve sağlığı biçiminde tezahür
edebilir. Fakat genel olarak iktidar ve güç tekelleşmeleri ve yoğunlaşmaları
dolayısıyla Fransız Devrimi nde simgeleşen ama onu da içine alan insanlığın
hak, özgürlük, adalet ve eşitlik arayışının yansıması ve yankısı söz konusudur.
Birtakım sosyologlar Fransız Devrimi ni zikretmekle birlikte demokrasi
kavramının kullanılmasını tercih ederler.
Şimdi Sanayi Devrimini ve demokrasiyi, düşünce, estetik,
ahlak ya da inanç gereği, eleştirinin ötesinde reddetmek, mantık ve bilim
ölçeğinde mümkündür, kendi içinde bir tutarlılığı da görülebilir. Sosyoloji,
bilim alanında tipik bir örnek Weber Sosyolojisi, özellikle onun Protestan
Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı çalışmasıdır. Çoğunlukla, liberalizmi
kapitalizm ile özdeşleştiren ve kapitalizmi mutlak bir dünya görüşü niteliğinde
gören kimi yazarlar, Weber in bu çalışmasını haklılıklarının ispatına delil
olarak ileri sürerler. Oysa Weber, Dilthey ve Rickert in (ki bunların bir
bakıma kaynağı Windelband ve Heidelberg Okulu olarak adlandırılan
Yeni-Kantçılardır) doğa bilimleri-tin bilimleri (kültür bilimleri)
tartışmasında, tin bilimleri yöntemini esas alarak topluma uygular. Ve
toplumları da tip kavramı temelinde kategorilere indirgeyerek, anlamaya ve
açıklamaya çalışır. Protestanlığın inanç ilkeleri toplumsal davranış olarak
kapitalist davranış tipiyle, bir bakıma örtüşür. Weber in yaptığı bir
tespittir, değer yargısı değildir.
Türkiye de son birkaç onlu yıllarda hedef olarak seçilen,
deyim yerindeyse, şeklî modernliktir. Bunun amiyane ya da lümpen ifadesi
mücahitlikten müteahhitliğe, müteahhitlikten her şeye müsait likte
somutlaşmıştır. İmkân ve fırsatlardan yoksunken mücahit rolünde gözükeni
herhangi bir iktidardan ihale aldığında müteahhit , iktidarı almak istediğinde
her şeye müsait rollerine sıçramakta beis görmemiştir. Protestan inancı
gereği zamanın boş geçmemesi için çalışmayı Tanrı nın iradesine boyun eğme
olarak gerçekleştirirken, diğeri inandığını iddia ettiğinden yan çizerek
sisteme balıklama dalmaktadır. Kendi yanlışını, gafletini, günahını,
sorumsuzluğunu, verdiği zararı, açtığı tahribatı da inandığını iddia ettiği
ilkeye, değere atfetmekte tereddüt etmemekte, sakınca bile görmemektedir.
Körlük mü Belki!