Kongre Sonrasında Milli Görüş Kadrolarının Tarihi

Sorumluluğu - 3: Milletin Şuuraltını Yeniden Okumak

Giriş

Bugün Türkiye de değer eksenli, kültür ve medeniyet

eksenli, ümmet şuurlu, kadrolu, plan ve programlı, stratejik düzlemde topyekûn

ve sınırsız bir siyası mücadeleye ihtiyaç vardır. Mevcut şartlarda bu

mücadeleyi, Parlamento düzleminde yürütebilecek hareket, Milli Görüş hareketidir.

Türkiye nin önünde, Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler gibi hayatı önemde iki

seçim vardır. Türkiye bu seçimlere, Siyonist- Mason-Sabatayist kadrolar

tarafından stratejisi çizilmiş (beyin takımı) Taksim kadife darbe sürecinin

gölgesi altında girecektir. Ülkenin bu kavgadan minimum zararla çıkabilmesi

için İman, Şuur, Cihad ilkelerini benimsemiş ve içselleştirmiş kadroların

mücadelesine, ittifakına ve önderliğine ihtiyaç vardır.

Böyle bir önderliğin gerçekleşebilmesi için içte

bütünleşmeye dışarıda da halkın şuuraltını gerçekçi tespit edip yeni

politikalar üretmeye ihtiyaç vardır. Geçen üç yazı içerde bütünleşme amaçlı

idi. Burada, halkın şuur altında yatan ve siyasi tercihlerinde etkili olan bazı

psikolojik durumlar ele alınıp incelenecektir.

Toplumsal Şuur Altı

İkinci Viyana bozgununa kadar sürekli zaferden zafere

koşmuş, İslam ın bayraktarlığını yapmış, İslami Avrupa nın içlerine kadar

yaymış, gönülleri fethetmiş bir millet, İkinci Viyana bozgunundan sonra sürekli

geri çekilme zorunda kalmış, mağlubiyetlerle yoğrulmuş, çok acı bedeller ödemiş

ve binlerce evladını büyük Osmanlı coğrafyasının her tarafında şehit vererek

Anadolu coğrafyasına geri çekilmiştir. Bu toplumun unutamadığı, hazmedemediği

ve derinden yaralandığı bir gerçek de; Milli Mücadelenin zaferle sonuçlanmasına

rağmen, Lozan da Hayım Nahum Doktrinine göre Batı Kültür ve Medeniyetinin kabul

edilmesi, tarihinden koparılmak istenmesi, Ulusalcılık akımıyla devletin

tepeden inmeci bir politikayı, kanunen ve cebren uygulamaya sokması, İslam

kültür ve medeniyetinden uzaklaşması, milletin kimliğini zorla değiştirmeye

kalkmasıdır. Ezanın Türkçe okunması, Kur an ın yasaklanması, tüm ahlak

kurallarının değiştirilmek istenmesi, milletin şuur altında ciddi bir travma

meydana gelmesine sebebiyet vermiştir.

Konumuz açısından öncelikle göz önüne alınması gereken

temel nokta, yaklaşık 85 yıldır sistem tarafından horlanmış, aşağılanmış ve yok

varsayılmış bir milletin psikolojisi ve şuur altıdır. Necip Fazılın deyişiyle

Öz yurdunda Garip Öz Vatanında parya olmaktan kurtulamamış, devlet

kapısından, jandarmadan, polisten ve yargıdan korkmuş bir milletin oluşan şuur

altını okumak, vuku bulan olaylara ve farklı siyasi partilerin söylemlerine

karşı verdiği tepkileri, anlamakta bize yardımcı olacaktır.

İkinci Viyana Bozgunundan buyana Milletin şuur altında

oluşan muhtemel duygusal alt alanları/katmanları şu şekilde tasnif edebiliriz:

          Bu

millet adam olmaz ya da kendine güvensizlik psikolojisi,

          Ezilmişlik,

acizlik, korku ya da sığınma psikolojisi,

          Taklit,

kendisi olamama ya da yabancılaşma psikolojisi,

          Çemberi

yarıp çıkma ya da isyan psikolojisi

          Geçmişin

hesabını sorma ya da intikam alma psikolojisi,

          Eski

günlere özlem, büyük, güçlü olma, onurlu yaşama isteği ya da muktedir olma

psikolojisi, itibar görme psikolojisi,

          Sevdiklerine

toz kondurmama, sevmediklerini şeytanlaştırma, her türlü şerrin kaynağı olarak

görme ya da göz perdelenmesi psikolojisi/deve kuşu psikolojisi.

          Yoğurdu

üfleyerek yeme, risk almama ya da temkinli olma psikolojisi

Bunları daha da çoğaltmak mümkündür. Ancak konumuz

açısından bunlar yeterlidir.

Görülebileceği gibi yıllar içerisinde milletin şuur

altında oluşan alt duygusal katmanlar/alanlar, birbirine zıt ve karmaşıktır.

Hangi psikolojik alt alanın tezahür edeceğini kestirmek, çok zordur. Bu alt

alanların hangi etki veya duygu ile rezonansa gelebileceği önemlidir. Siyasi

partilerden toplumsal şuuraltı ile rezonansa gelebilenler, zirveye taşınmış

diğerleri cezalandırılmıştır. Türkiye nin partiler mezarlığına dönmesinin sebebi

budur. Her darbeden sonra, darbecilere karşı olduğuna ve kendi değerlerini

savunacağına inandığı siyasi partilere destek vermiş ve onları tek başına

iktidara taşımış; umduğunu bulamayınca da tarihin çöp sepetine atmıştır.

Seçim dönemlerinde iç dinamiklerle diş dinamikler

örtüştüğünde seçimlerde gerilim meydana gelmemektedir. Dinamikler arasında

çatışma varsa, ülke, büyük bir gerilim ortamında seçime gitmektedir. Ya da

seçime gitmeden önce siyasi iktidarlar sokak hareketleri, muhtıra ya da

darbelerle düşürülmeye ya da yıpratılmaya çalışılmaktadır. Genelde Dış küresel

güçlerin menfaatlerini engelleyen, dümen suyunda gitmeyen iktidarlar, iç ve diş

güç odaklarının ittifakı ile düşürülmüştür ya da yıpratılmıştır. 27 Mayıs 1960

darbesi, 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1998 Post

modern darbesi, 2001 Krizi ve Ecevit in Hastaneye hapsedilmesi, 24 Nisan

elektronik muhtırası, Ergenekon, Balyoz ve Taksim Kadife darbe girişimleri bu

güne kadar sahneye konmuş iktidar düşürme/yıpratma operasyonlarıdır.

Türkiye nin 1950 sonrası olaylarını ve seçimlerini analiz ettiğimizde,

toplumsal yönlendirmelerde, çok özel kamuoyu çalışmalarının yapıldığını

görmekteyiz. Yapılan tespitlere uygun olarak kamuoyu şekillendirilmek

istenmiştir/istenmektedir.

Toplumsal Şuur Altıyı Okumak

Seçip iktidar yaptıklarının operasyonlarla yıpratılmasına

ya da iktidardan düşürülmesine karşı, milletin şuur altında meydana gelen isyan

ve intikam alma psikolojisi, son derece önemli bir duygudur. Doğrudan doğruya

siyasi iktidarla alakalı olmayan konularda, siyasi iktidarı yıpratmaya kalkmak,

halk tarafından genellikle hoş karşılanmamaktadır.

Çok tecrübeli ve yetenekli liderler de, halkı çok iyi

tanıdıkları için halkın nabzını seçim meydanlarında çok iyi tutabilmekte, ona

göre söylem ve slogan geliştirmektedirler. Milletin bu şuur altına tekabül eden

bütün siyasi hareketler, halk tarafından ciddi bir şekilde desteklenmiştir.

Menderes, Demirel, Özal, Erbakan, Ecevit ve Erdoğan bu şuur altını iyi

keşfetmişler ve o istikamette bir dil ve söylem geliştirmişlerdir.

Menderesin 1950 de Yeter Artık Söz milletindir

sloganıyla başlattığı isyanın halktan destek bulması bundandır. Demirel in

Büyük Türkiye rüyası ve CHP ye karşı verdiği meydan savaşı toplumu

heyecanlandırmıştır. İlk AP Büyük Kongresinde Demirel in yaptığı konuşma, AP

tabanının, 1960 ın rövanşını Demirel ile alabileceğine inanmasına yetmiştir. 12

Eylül Darbecilerinin 27 Mayıs ı bayram olmaktan çıkarmaları, bu psikolojiyi

okumuş olmalarından dolayıdır.

Rahmetli Erbakan hocayı iktidara taşıyan önemli

faktörlerden biri de,

O nun dindarlığının yanı sıra milletin bu şuur altına

hitap etmesidir. Sürekli olarak Lider ülke , Yeniden büyük Türkiye , D-8 ,

İslam NATO su, İslam BM si, İslam Dinarı ve Yeni Bir Dünya söylemlerini gündemde

tutmuş olması ve çok keskin bir Batı karşıtlığı yapmış olmasıdır. 50 yıl önceki

yapının bugün geçerli olmadığını söyleyerek Birleşmiş milletlerin yapısına

karşı çıkmış olması, uluslararası arenada bir meydan okuma olarak algılanırken;

Millet tarafından da, Küresel sisteme bir başkaldırı olarak

değerlendirilmiştir. Bana Ne Amerika dan diyebilmek, bir yürek ve cesaret

işidir. Bu ifadeyi kullandığı toplantıda kitlelerin ayağa fırlayıp çılgınca

bağırması ve alkışlaması, büyük, güçlü ve muktedir olmaya olan özlemin

tezahüründen başka bir şey değildi. Bütün bunlar, millete bir öz güven vermiş,

yarınlara daha güvenle bakmasına sebep olmuştur. Rantiyecilere açtığı savaş ve

Anadolu sermayesine destek vermiş olması, milletin şuur altını temizlemeye ve ona

öz güven vermeye dönüktür. Mesajın özü, Sen geçmişte başardın şimdi de

başarabilirsin ; sen büyük bir davanın mensubusun , ümmet seni beklemektedir

şeklindedir. Eğer 28 Şubat Post modern darbesi olmasaydı, ABD nin gelecek

seçimlerle ilgili ön görüsü, ilk genel seçimde RP nin %35 oy alacağı

şeklindeydi. Bu tespit, Erbakan ın İç- Dış şer ittifakı ile düşürülmesine karar

verilmesi sonucunu doğurmuştur.

Kıbrıs Barış Harekâtının Ecevit i Kıbrıs fatihi

durumuna getirmesi, CHP ye tarihinde göremediği en büyük oyu(%44) getirmiştir.

Bu başarı, Kıbrıs Barış harekâtının, Batıdan intikam alma olarak algılanmasının

bir sonucudur. Demirel tarafından kendisine Taksim mitinginde suikast

yapılacağı ihbarının yapılması karşısında, çıkıp bunu açıklaması ve Taksim e eşi

ile birlikte gidip miting yapacağını söylemesi, bir meydan okuma olarak sol

şuuraltını harekete geçirerek bütün sol fraksiyonların CHP etrafında

bütünleşmesini sağlamıştır. Keza meclisin dördüncü partisi olarak Ecevit in

kurduğu azınlık hükümetine Öcalan ın teslim edilmesi, Ecevit in seçimlerden

birinci parti olarak(%22) çıkmasını sağlamıştır.

Erdoğan ın 24 Nisan Elektronik muhtırasına karşı meydan

okuması, halkın 28 Şubatla yaşadığı, içine attığı isyan duygusunun harekete

geçmesini sağlamıştır. Keza Ergenekon ve Balyoz Operasyonları, halk tarafından

orduyu hizaya getirme olarak algılanmış ve desteklenmiştir.

Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu nun parlamento dışı kalması,

Cumhurbaşkanlığı seçimini intikam alma aracı gören bir halkın şuuraltının öfke

şeklinde dışa vurmasının sonucudur. Demirel in ciddi itibar kaybı, 28 Şubat

generalleri ile birlikte olması, darbecilere destek vermiş olmasındandır.

2011 Genel seçimlerinde MHP ye baraj altında kalması için

kasetlerle çekilen operasyon, siyasi ahlakın tefessüh etmiş boyutunun bir

göstergesi olup halk tarafından tepki ile karşılanmıştır. Bahçeli nin kaset

sahiplerine karşı sert tavrı, etkili olmuş, istenen sonuç elde edilememiştir.

2011 seçimlerinde MHP nin, Diyarbakır da Miting yapmaya karar vermesi ve de

yapması, bir ezberi bozmuş ve MHP ye olan güven ve desteği artırmıştır. Bu, MHP

tabanında bir meydan okuma olarak algılanmış, MHP seçmeni partisine sahip

çıkmış ve süreçten rahatsız olan bazı kesimler de MHP ye destek vermişlerdir.

Gazze olayları nedeniyle Saadet Partisi nin büyük

Çağlayan mitingi, İsrail e ve ABD ye bir meydan okuma şeklinde vuku bulduğu

için Saadet Partisi ne seçmen desteği artmaya başlamış; ancak Davos ta

Erdoğan ın One Minute çıkışı, bu yükselişin önünü kesmiştir. Mavi Marmara

olayında Erdoğan ın İsrail e karşı kullandığı dilin, tüm uluslararası ilişki

normlarını yıkıp parçalayan bir dil olması, halkın isyan ve intikam duygusunu

harekete geçirmeye yetmiştir.

28 Şubat Post Modern darbe sürecinde Fethullah Gülen,

Refah Yol iktidarının düşürülmesinde aktif rol almış, 3 saat civarında Yalçın

Doğan la Erbakan ın aleyhinde konuşmuş, iktidarı bırakması gerektiğini

söylemiştir. 28 Şubat Postmodern darbe sürecinde üniversitelerdeki Başörtüsü

direnişini, Başörtüsü Fürüattır diyerek kırmıştır. AKP döneminde, bürokraside

girdikleri ve etkin oldukları bütün birim ve kurumlarda, Gülen hareketine

mensup olmayan herkesi tasfiye etmeleri ve bunun için hiçbir ahlaki ölçü

tanımayan metotlar kullanmaları, atamalarda adaleti göz ardı edip hak, hukuk

tanımadan kendi mensuplarını yükseltmeleri, çirkin hayâsızlıklar üzerinden

(seks kasetleri) operasyon yapmaları, Uluslararası sularda İsrail devletinin

saldırısına muhatap olmuş ve dokuz evladının şehit olmasına neden olmuş Mavi

Marmara olayında, otoriteden izin alınmalıydı tarzında bir açıklama yaparak

Türkiye de İsrail zulmüne ve terörüne karşı oluşan havayı kırmaları, ABD-

Neocon-Siyonist- İsrail-İngiltere ittifakı ile ittifak halinde olmaları,

Türkiye nin eylem planındaki politikalarını (MİT in Tırları, Diş İşleri Bakanlığının

Dinlenmesi) deşifre edip engellemeleri, devlet sırlarını ayağa düşürme hakkını

kendilerinde bulmaları, toplumda düşmanlık düzeyinde ciddi bir toplumsal şuur

altı meydana getirmiştir.

Başbakan Erdoğan bu şuuraltı gerçeğini zamanında görmüş,

seçim kampanyasını adeta Pensilvanya üzerinden yürütmüştür. Pensilvanya ile

ittifak yapanlar ve onun medya kanallarından medet umanlar, yanlış yaptıklarını

seçimden sonra anlamışlardır.

Sonuç: Milletin Şuur Altını Harekete Geçirecek Yeni Bir

Fetih Hareketi

Genelde Müslüman camia özelde Milli Görüş tabanı,

geçmişte uğradığı haksızlık veya ihanete karşı derin bir öfke ile yüklüdür.

Milli Görüş kadroları, bu gerçeği görerek, kabullenerek geçmişte bu camiaya

hakaret etmiş, saldırmış kişi, kurum ve medya organları ile ilişkilerini

yeniden gözden geçirmeleri ve belli bir mesafe koymaları yararlı olacaktır.

Medya desteği gerekir fakat yetmez. Halkın şuur altındaki

duyguları rencide edecek medya desteği fayda değil zarar getirmektedir. 1970,

1980, 1990 lı yıllarda Milli Görüş hareketinin medya desteği yoktu; fakat

davaya inanmış, fert ferde ilişki kuran dava adamları, gönüllüler ordusu vardı.

Tamam, İnşallah diyerek sabaha kadar afiş asanlar, yediden yetmişe, isimsiz

dava adamları, gönüllülerdi. Bugün öncelikle yapılması gereken, bu dava adamı

gönüllüleri öne çıkarıp seferber etmek, yeni bir fetih hareketini başlatmaktır.

Yeni bir fetih hareketi, sadece eleştiri yaparak

gerçekleştirilemez. Dava, hakkın hâkimiyeti ise dilde onun hizmetinde

olmalıdır. Bunun için hak ile hükmetmek hevaların esiri olmamak asıldır:

«Ey Davud, gerçek şu ki, biz seni yeryüzünde bir halife

kıldık.

Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve

tutkulara (hevaya) uyma; sonra seni Allah ın yolundan saptırır...» (38 Sad 26).

Hakkın öngördüğü hayat nizamını (Adil Düzen) insanlığa

sunmak, en öncelikli görev olmalıdır. O nedenle Milli Görüş kadrolarının

önündeki en acil görev, teorik düzlemde adil düzeni inşa edip halka sunmak ve

adil bir dünyanın kurulmasının önderliğini yapmak üzere milleti göreve davet

etmek olmalıdır. Büyük , Güçlü , Lider Türkiye sevdası ve kavgası, kendine

güvensizlik, sığınma, yabancılaşma ve deve kuşu psikolojisi ile oluşan travmayı

ortadan kaldıracak; milletin İsyan, İntikam alma, muktedir olma, İtibar görme

psikolojisini harekete/şuur altını harekete geçirecektir.

Ve;

Allah a çağıran, salih amelde bulunan ve: «Gerçekten ben

Müslümanlardanım» diyenden daha güzel sözlü kimdir (41Fussilet 33).