Uzun zamandır görüşemediğiniz bir arkadaşınız aradığında ne hissedersiniz? Telefonu heyecanla açar ve eski günleri yâd etmek istersiniz değil mi? Fakat simbiyotik ilişki ortamlarından çıkamayan insanlarımız sizin kendisinden ayrı taleplerinizin ve hayallerinizin olabileceğini hesap edemiyor ve beklentileri doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor. Telefonu hevesle açıyor ve özlemlerinizden bahsetmek istiyorsunuz fakat karşınızdaki kişi sizin varlığınızın farkında dahi değil ve sınırlarınızı delip geçiyor. Sizi kendisinden ayırt edemiyor ve rotayı hangi yöne çevirmişse o tarafa doğru yönelmenizi istiyor. Hudutlarınızı hatırlattığınızda ise beklenmedik bir tepki ile karşılaşıyorsunuz.

Yurdum insanı fiziki olarak yetişkinler sınıfında yer alsa da duygusal anlamda çocukluğun kulvarından bir türlü çıkamıyor ve insani ilişkilerini buradan sürdürüyor.

Beş yıldır görüşemediğim arkadaşımın aradığını görünce heyecanla kalkmış ve görüşmediğimiz günlerde hangi işlerle meşgul olduğumuzdan bahsedeceğimizi zannetmiştim. Fakat o sözü uzatmak istemiyor, mesajını verip telefonu kapamak istiyordu. Nefes nefeseydi beni ikna edebilmek için konuya hemen girdi: “Sakın yanlış adrese yönelme, oyumuzu kullanacağımız adres belli, yirmi yılda çok büyük gelişmelere imza atıldı, yarım kalan işlerin tamamlanması gerekir…” Taraftarlığın kendisini körleştirdiğini ifade etsem biliyordum ki, beni dinden çıkmakla suçlayacak ve ağır ithamlarda bulunacaktı. O fanatiği olduğu siyasi partinin tek güç olduğuna inanmıştı ve karşıt görüşlere hiç tahammülü yoktu.

Arkadaşım için benim ne düşündüğümün ne hissettiğimin hiçbir önemi yoktu. Onun doğruları herkesin doğruları olmalıydı, onun rey verdiği parti herkes tarafından desteklenmeliydi… Taraftar olduğu siyasi parti ya da yönetici hata yapmışsa da “bir bildiği vardır” deyip üzerinde durmamak gerekirdi. Onların biat ettiği siyasetçi hata yapmazdı yapsa da üstü örtülürdü. Ona göre açlık sınırında yaşayan ve kira ücretini, faturalarını ödeyememekten şikâyet eden insanlar, yapılan yolları, köprüleri göremeyecek kadar nankördüler… Arkadaşım tuttuğu partiyi din ile ilişkilendirmiş ve kıyamete kadar devam edeceğine inanmıştı. Bu durumda onu sessizce dinlemekten başka seçeneğim yoktu.

Kişisel sınırların alanını, insanlarla ilişkilerimizde neye ne kadar hakkımızın olduğunu çocukluk döneminde öğreniriz. Yaşadığımız evin, kullandığımız eşyaların, insanların özel alanlarının ne olduğunu biliriz ve korumaya çalışırız. Fakat bizim toplumumuzda bu sınırların alanı çizilmemiştir, insanlar istedikleri yere girer, istedikleri soruyu sorar ve istedikleri gibi davranırlar.

Kişisel alanımız ihlal edildiğinde rahatsızlık duysak da muhatabımızı incitmemek için sessiz kalmayı tercih ederiz fakat karşı taraf bunun bir nezaket olduğunu kavrayamaz ve her zaman her şeye hakkının olduğuna inanır. O nedenle böyle durumlarda karşılayacağımız tepki ne olursa olsun bu tavrın bir hak ihlali olduğunu ifade etmekten kaçınmamız gerekir. Zira düşüncenizi makul ölçülerde paylaşabilir, mütalaa edebilirsiniz ama insanların evlerine kapıyı çalmadan giremediğiniz gibi kişisel sınırlarına da izinsiz giremezsiniz. Sınırlarınız eviniz gibidir ve buraya girecek olan kişi kapıyı çalar açtığınız takdirde içeri girer ve gösterdiğiniz yere oturur. Kalkıp dolaplarınızı karıştıramaz, evinizin özel alanlarına geçip göz atamaz. Kişisel sınırlarınız sizin eviniz gibidir bunu karşı tarafa ifade etmekten kaçınmamalısınız.