Gözlerini kısarak ufka doğru bakıyordu. Sıcak ama güzel

bir hava vardı. Bir günden fazla olmuştu yola çıkalı. Yükleri özel ve ağırdı.

Geminin küpeştesine yaslanarak düşüncelere dalmıştı. Bir yandan motorun

çıkardığı köpüklere bakıyor bir yandan da son günlerde yaşadığı yoğun trafiği

düşünüyordu. Üç gün önce görev yaptığı yerdeki amiri çağırarak kendisine bu

özel görevi teklif etmişti. Düşünmeden kabul etmişti bu görevi. Zira ömür boyu

zalimleri hiç sevmemiş ve zalimden yana olmamıştı. Daha sonra bilmediği bir

yere götürülmüş ve görevlerinin ne olduğu konusunda brifing verilmişti

kendisine. Birkaç günlük bir eğitimden sonra gemiye yükü yüklenmiş ve yola

çıkmışlardı. Gemideki diğer arkadaşları da kendisi gibi seçilmişlerdi. Ayrıca

birkaç tane de mühendis vardı ekipte. Özellikle elektronik mühendisi işini çok

iyi bilen bir gençti. Koskoca gemiyi hayalet haline getirmiş, hiçbir radara

yakalanmıyorlardı. Aynı zamanda yapılacak olası saldırılara karşı koruma

şemsiyesi oluşturmuştu. Anlattığına göre füze, torpido vs. gemiyi vuramıyordu.

Böyle bir teknolojiye sahip olduklarını bilmiyordu o ana kadar ama demek ki

birileri boş durmayıp milli bir yazılım geliştirmişlerdi sonunda.

Yıllardır zalimin zulmüne direnen Gazze idi varacakları

menzil. Silah fabrikası kuracak makine teçhizatları ve bir miktar da gelişmiş

silah vardı gemide. Ve tabi ki acil insani yardım malzemeleri de. Yükleri

insanlık olan filo ise daha sonra yola çıkacaktı. İşin şaşırtmaca daha doğrusu

gösteri kısmı idi o filo. Asıl görev kendilerindeydi. Kurtuluşa vesile

olacaklar ve yıllardı acı çeken kardeşlerine yardımcı olacaklardı. Daha önce

Bosna da da buna benzer bir operasyon yapıldığını duymuştu büyüklerinden. Oraya

da bir silah fabrikası kurulmuş ve savaşın gidişatı değiştirilmişti. Bunu

düşünen her kimse gerçekten çok büyük bir devlet adamı olmalı idi. Zira yardım

yapmak, olayları sadece kınamakla zalimin zulmüne engel olunamıyordu. Ya

doğrudan müdahale edilmeliydi ya da bu şekilde bir hareketle mazlumlara en

azından daha eşit şartlar sağlanmalıydı. Bu düşüncelerde iken birden kaptanın

ikazıyla kendine geldi. Herkes görev yerlerine çağrılıyordu. Ufukta irili

ufaklı onlarca balıkçı teknesi vardı. Demek ki Gazze ye yaklaşmışlardı.

Tekneler gerekli parolayı teyit ettikten sonra gemiye yanaşmışlar ve yüklerini

büyük bir özenle yüklettikten sonra yavaş yavaş kıyıya doğru ilerlemeye

başlamışlardı. Her yüklenen gemi umut taşıyordu Gazze ye. Nihayet mühendisleri

de yolcu etmişler ve görevlerini ifa etmenin verdiği huzurla derin bir oh

çekmişlerdi. Artık bundan sonrası mühendislerin becerisine ve kurulacak olan

fabrikanın üretimine kalmıştı.

Olaydan bir sene sonra zalim devletin başlattığı son

operasyonda Gazze deki mücahitlerin roketlerinin menzilinin uzamasına,

silahlarının modern olmasına, neredeyse kendileri ile aynı silah sanayiine

sahip olmasına zalim devletin komutan ve yöneticileri çok şaşırmışlardı. Bir

iki kısa menzilli roket atışı bekledikleri yerden ülkenin her yerine ulaşan

etkili ve askeri hedefleri vuran roketler yollanıyordu. Kara harekâtında ise

ummadıkları bir dirençle karşılaşmışlar ve 6 günde 5 ülkeyi yenmelerine rağmen

günlerce Gazze de bir arpa boyu yol alamamışlardı. Ciddi kayıplar veriyorlardı.

Tankları vuruluyor, uçakları, insansız hava araçları düşürülüyordu ve askerleri

ördek gibi avlanıyordu zalimin. Büyük şaşkınlık yaşanıyordu. Dünyanın en

gelişmiş ordusu bir avuç teröriste (!) mağlup olmak üzereydi. Katliam üstüne

katliam yapıyor, çoluk çocuk demeden bombalıyorlardı çılgıncasına. Ama bir

sonuç alamıyorlardı. Neredeyse yenilgiye uğrayacaklardı ki hamileri devreye

girmiş ve barış teklif etmişlerdi

(Not: Yazıdaki olay gerçekte olmayıp gerçekleşmesi

ümidiyle kaleme alınmıştır.)

Minik bir tebessüm

Küçük Abraham ilkokulda

Küçük Abraham yedi yaşında ilkokula gitmeye başlamış.

Birinci haftanın sonunda okul hafta sonu tatiline girince

eve dönmüş.

Annesi sormuş:

- Abraham anlat bakalım bu hafta okulda ne öğrendiniz

- Dinle anne, bu hafta Musa peygamberi öğrendik, demiş

küçük Abraham.

- Peki, anlatabilir misin

- Musa peygamber bir Mossad ajanıydı. Gördüğü eğitim

sayesinde Mısır firavununun sarayına kimseye çaktırmadan girdi. Esir alınmış

Yahudileri Kızıldeniz in kenarına kadar kaçırmayı başardı.

Denizi geçmek için bütün Yahudilere emir vererek yüzen

köprüler kurdurdu ve Yahudiler Kızıldeniz in doğusuna geçmeye başladılar. Tam

geçerlerken general firavun bunları orduları ve zırhlı birlikleri ile takip

etmeye başladı. Musa peygamber cep telefonunu kullanıp Mossad a haber verdi.

Mossad İsrail hava kuvvetlerine bildirince hemen F-16 lar köprüye varan Mısır

ordusunu ve tankları bombalamaya başladılar, köprünün yarısına kadar gelmiş

mısır ordusu ve general firavun denize düşerek boğuldular ve Yahudiler selametle

karşı sahile geçtiler.

Annesi dehşetler içinde sorar.

- Abraham, haham hocan gerçekten böyle mi anlattı

- Anne tam olarak böyle anlatmadı ama hahamın tam olarak

anlattığı şekilde sana anlatsam bana hiç inanmayacaksın. 

İlgilisine notlar:

Vefa sadece bir kelime de olsa, her yüreğin

kaldırabileceği bir şey değildir.

Çocuklarımıza sadece kurbağaların üreme istemlerini

anlatarak değil; edebi, hayâyı, iffeti öğrettiğimiz takdirde adam olacaklarını

anlamalıyız Necmettin Erbakan