BM’nin, Myanmar ordusunun Arakanlı Müslümanlara karşı toplu tecavüz, cinayet, işkence ve yağma gibi suçlar işleyerek etnik temizlik yaptığını açıklayan raporunu görünce, arkadaşlarla yaptığımız bir konuşmayı hatırladım. Arabayla giderken, sık sık çukurlara düşüyorduk. Bir arkadaş, “Belediye bunları görmüyor mu?” dedi. Arabada bulunan ve o semtteki belediyede çalışan arkadaş cevap verdi: “Görüyor! Çünkü o çukurları biz kazıyoruz!” BM’nin raporunda da ayrıntılı bilgiler vardı. “Bunları nereden biliyorlar?” Sorusunun cevabı, işte o arkadaşın verdiği cevapla aynıydı. Zulmü onlar yaptırıyordu. İsteseler, değil bir günde, bir saatte o zulümleri engellerlerdi. Aynı tespiti yangın yerine benzeyen bütün İslâm ülkeleri için söyleyebiliriz. Filistin’e bakınız: BM kuruldu kurulalı, Yahudilerin Müslümanların topraklarını işgâline karşı yüzden fazla “kınama” kararı alındı. Peki, ne oldu? BM’nin gözü önünde Filistinli Müslümanların bütün arazileri işgal edildi. Kudüs’ün her tarafına Yahudi yerleşim yerleri yapıldı. Utanç duvarı örüldü. Afganistan’a, Bosna’ya, Çeçenistan’a, Irak’a, Libya’ya, Yemen’e, Suriye’ye bakınız. BM’nin gözü önünde milyonlarca Müslüman öldürüldü. Suriye’deki katliâmlar en taze olduğundan projektörleri buraya çevirelim: Biz, 5 Aralık 2016 tarihli “Ba’de Harabi’l Halep” başlıklı yazımızda, bütün insanlığa bir çağrıda bulunmuş ve zaten harap olan bu şehirdeki bir avuç mazlumun kurtarılmasını istemiştik. Her zaman olduğu gibi dünya bu çağrımıza sağır kaldı ve bilindiği üzere zerre kadar vicdanı olmayanlar, o bir avuç insanları da perişan ettiler. Halep’in son halini gördükten sonra geriye söylenecek tek söz kaldı: “Ey zâlimler ve zulme seyirci kalanlar, bu manzarayı görün ve kına yakın!”
BM’si, BM’nin beşlisi, AB’si ve onların uşakları, yaptıklarını saklı gizli yapmıyor, göstere göstere yapıyor. Onlar İslâm ve Müslümanlara düşmanlıklarını hiçbir zaman gizlemedi. Onlara söyleyeceklerimizi birazdan söyleyeceğiz. Daha önce, bütün bu olup bitenlerden ders almayan saf kardeşlerimize bir çift söz söyleyeceğiz: Bakınız Yahudiler, “Biz yalnızca Nil’den Fırat’a kadar bütün bu bölgeyi değil, bütün dünyayı ele geçireceğiz. Bunun için önce Müslümanları etkisiz hale getirelim. Sonra sıra Hıristiyanlara ve diğerlerine gelecek!” diyor. Hıristiyanlar ve bilhassa Evanjelikler, “Biz dünya imparatorluğu kuracağız. Bunun için önce Müslümanları alt etmemiz lazım. Sonra sıra diğerlerine gelecek!” diyor. Komünistler de dünya imparatorluğu iddiasından vazgeçmiş değiller. Rusya’nın Suriye’ye gelmesinin bir sebebi de bu. Gelelim biz Müslümanlara: Müslümanlar son yüz elli yılda yedikleri darbelerin şokunu henüz üzerinden atamadı. Düşmandan yediği darbenin belki bin mislini, içerisindeki hâinlerden yedi. Mankurtlaştı, bir kısmı ahmaklaştı, aklını sanal güç sahiplerinin, AB’nin ABD’nin, İngiltere’nin ve başka mahfillerin cebine koydu. Kardeşlerinin doğranışını, çok af edersiniz, öküzün treni seyrettiği gibi seyretti. Sıranın kendisine geleceğini hesap etmedi. Bu durum karşısında, merhum Mehmet Âkif’in “tükürün!” şiirini okumak da hafif kalır. Bu dehşetli oyunlara ve zulümlere seyirci kalanlara, âlet olanlara tek kelime ile “yazıklar olsun!” diyoruz ve sadede geliyoruz: Aslında bütün bu olup bitenler, bizim aklımızın alamayacağı, ancak “Ve mekerû ve mekerallah. Vallahu hayru’l mâkirîn” kelâm-ı İlâhisi ışığında bir nebze hakikati çözebileceğimiz gelişmelerdir. Müslümanlar, en az bir buçuk asırdır kendilerine zulmeden, milyonlarca kardeşlerini katleden düşmanı nasıl bulacaktı, nasıl intikamlarını alacaktı? Şimdi düşman ayağımıza geldi. Onlar da “kan tutan” kâtiller gibi cinayet mahallinde dolaşıp duruyorlar. YPG armasıyla kasım kasım kasılarak poz veriyorlar. Bu devran böyle gitmeyecek. Yiğit Müslümanlar, elbet bir gün bütün o zalimlerin çarkına tükürecek. Dün kendilerine kimlik dahi verilmeyen, ancak bugün bir plan gereği üzerlerine üniforma giydirilip, altlarına zırhlı vasıta, ellerine ağır silahlar verilen beyinsiz hâinler de ihânetin ve zâlime uşaklığın bedelini ödeyecek. Bugün Müslümanların kan gölü kıyısında kına yakanlar, o gün “eyne’l mefer!” diyecek, ama nafile. Son neferlerini de mazlumların toprağına gömüp bütün İslâm yurdundan defolup gidecekler. Bir daha da kıyamete kadar gelemeyecekler. Son gülen iyi gülecek…